AKP’nin kapatılması davası

31 Temmuz 2008, 20:07

4,5 aydır devam eden kapatılma davası süreci nihayet 30 temmuz 2008′de sonuçlandı.6-5 sonuçla kapatılmaması yönünde karar verildi.Demokrasi adına sevindirici bir haber.AKP bu şansı iyi değerlendirmelidir.Bu süreçten sonra neler yapmalıdır?sorusuna gelince:

1)Yeni Anayasa çalışmalarına başlaması(her kesimi kapsaması yönüyle),

2)Ekonomide sosyal adaleti sağlaması,

3)Sağlık koşullarının iyileştirilmesi,

4) Eğitimde eşitsizliğin giderilmesi,

5)Güneydoğu Anadolu Bölgesi,Doğu Anadolu Bölgesi,Karadeniz Bölgesi gibi geri kalmış bölgelerde iktisadi,sosyolojik,psikolojik,kültürel,eğitim,sanat,spor gibi konularda pozitif kapsamlı reformlar sunması,

6)Üniversite mezunlarına iş yollarının açılması,

7)Sokak çocukları,madde bağımlıları,şiddete maruz kalmış kadınları ve buna benzer çevrelerde yaşayan bireyleri rehabilitasyon hizmetlerinde yararlanmaları ve topluma bilinçli bireyler olarak topluma kazandırılması,

8)İşçi,memur gibi iş gruplarında çalışanların maaşlarının tatmin edici bir düzeye getirilmesi,

9)Bürokraside,Üniversitelerde,Devlet Dairelerinde yapılan atamalarda eşitlikçi ve şeffaf davranılması,

10)STK’ların,akademisyenlerin,yazarların,basın mensuplarının,kanaat önderlerinin siyasi,iktisadi,sosyolojik konulardaki görüşlerinin AKP tarafından ciddiye alınması,

11)AB’ye kesin girilmesi yönünde reformlar gerçekleştirilmesi,

12)Küresel ısınma gibi ekolojik sorunlara önlem alınması,

13)Komşu ülkelerle ekonomik ve siyasi ilişkilerin gerçekleştirilmesi.

Sonuç olarak;yukarıda belirttiğim makro,siyasi,iktisadi,sosyolojik,eğitim,kültürel,ekolojik gibi sorunlara AKP bir an önce çözüm getirmelidir.Çünkü Türkiye’nin kaybedecek zamanı artık kalmamıştır.

MUHAMMET TALAY Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi 2.sınıf Öğrencisi

Bir ülkeden bir iç ülkeye..

28 Temmuz 2008, 15:58

Yaz aylarının başında Akadenzi ve Ege Bölgelerinde onlarca yangın meydana geldi. Hepsini de televizyonlarda izledik gördük; haberdar olduk. Hatta bazılarını canlı canlı görme fırsatımız oldu. Evet yazık ciğerlerimiz yanıyor, Türkiye’nin milli serveti yok olup gidiyor. Gerçektende kayıtsız kalmak mümkün değil bu yangınlara. Ama gelin yüzümüzü biraz da Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimize çevirelim bakalım oralarda neler oluyor. En son Dersim (Tunceli)’de yangın çıktı yada çıktı ya da çıkarıldı. Bölge halkı yangınları askerin çıkardığını söylüyor, yangın yerlerinde askerleri malzemeler buldukalrını söylüyorla. Asker ise, durumu şöyle izah etmeye çalışıyor kendince, “Bu ormanlar milli servetimizdir. Yangınlar PKK ile çatışma sırasında çıkmıştır.” Tamam çatışma sırasında çıkmış olsun yangınlar peki neden söndürülmüyor bunlar. Batı’da en ufak bir yangında bırakın o ilin itfaiyesini, uçağını İatanbul’dan Antalya’ya uçak kalktığını da unutmuş değiliz hiçbirimiz. İşte fark burada tabi görenler için. Merak ettiğim şu; neden Batı’daki yangınlar medyada bu kadar yer buluyor da Doğu bölgelerimizde meydana gelen yangınlar gündeme gelmiyor. Orası Türkiye’nin bir parçası değil mi? Ormanlar milli servet değil mi? Yoksa orası ayrı bir ülke mi? Bu kadar duyarsız kalındığına göre insanın aklına başka birşey gelmiyor. Evet gerçektende Malatya’nın ötesi apayrı bir ülke herşeyiyle farkedliyor bu, otobüsle seyahat ettiğiniz zaman bile yollarından hatta elektrik direklerinden, insanların giyim ve kuşamlarından belli oluyor. Ya da bir şehir meydanına çıktığınızda boş boş gezen gençlerinden, sokakta çalışan çocuklarından farkediliyor bu hatta şehirler bile dile geliyor ‘ buarası başka memleket hemserim’ . Başka bir ülkeye geldiğinizi fark etmek o kadar da zor değil yani. Mehmed Uzun’un deyimiyle ‘ Bir ülkeden bir iç ülkeye’ gerçetende kusursuz bir tanım…

YOKLUĞUN

26 Temmuz 2008, 21:42

ŞİMDİ GÖZLERİMİN ÖNÜNDEN KAYIP GİDERKEN HAYAT, ARDIMDA BIRAKTIĞIM GÜNLERİN HASRETİ SARDI BEDENİMİ. SEVGİSİZLİK VE UMARSIZSLIKLA GEÇEN BİR MAZİNİN SON KIRINTILARI ARASINDA SAVRULUYOR HAYALLERİM… VE DÜŞLERİMDE BİR YAĞMURUN ISLAKLIĞI SÜZÜLÜYOR HER SAAT…

NE SEN ANLIYORSUN ARTIK BENİ, NE DALGALAR VURUYOR YÜZÜME SERİNLİĞİNİ. MARTILAR DA KÜSTÜ UÇMUYOR SEMALARIMDA VE BEN YİNE SENSİZ GÜNLERİN DERİNLİKLERİNDE BOĞULMAKTAYIM. ARTIK KÖR KARANLIKLARDA AVUTUYORUM SENSİZLİĞİMİ VE SEVGİSİZLİĞİN DERİN YARALARINI TAŞIYORUM BEDENİMİN HER HÜCRESİNDE.

GECE KARANLIĞINDA KAYBOLAN SAÇLARIN SAVRULUKEN DELİCE ESEN RÜZGARDA, KUYTU BAKIŞLARIN AYDINLATIRDI UMUTSUZLUKTAN KARARAN YÜREKLERİ. SEN BİLMİYORDUN AMA, DELİCE SEVGİLERLE BOĞUŞUYORDU DÜŞLERİM.

DELİCE BİR UMUT TUTSAK ETMİŞTİ, KAR ALTINDA TİTREYEN ÇOCUKLARA UMUTLAR DAĞITIP ISITAN KALBİMİ. SEN OKYANUSLARIN SESSİZ DALGALARINDA, BENDEN VE UMUTLARIMDAN HABERSİZ.

İŞTE, HAYATIN KÖR KUYULARINDA HİSSEDERKEN YALNIZLIĞIN TADINI ÖNCE SEVGİN IŞIK OLDU GÖZLERİME, SONRA SEVDİM VE BAĞLANDIM HAYATA SENİN ELLERİNLE. BAĞLANDIM VE UTANDIM BAKMAYA GÖZLERİNE. GÜLMEK SENİN İÇİN VARDI, EVRENİN SIRLARI SENİNLE GÜZELDİ VE SENİNLE MUTLUYDU ELLERİ NEŞEYLE KENETLENEN TÜM ÇOCUKLAR.

BAZEN SENİN GÖZLERİNE BAKMANIN EN ÇEKİMSER MAHÇUPLUĞU İLE SAKLANIYORUM KALABALIKLAR ARASINA, GÖRMEYESİN DİYE BENİ VEYA GÖRMEMEK İÇİN SENİ.

HAYATIN KOŞUŞTURMASINI BIRAKIP BİR KENARA KAĞITTAN GEMİLER YAPTIM KENDİME, BIRAKTIM KENDİMİ AÇIK DENİZLERİN HIRÇIN SESLERİNE. DOĞDUM SEN VARDIN KALBİMDE. BÜYÜDÜN, BENİMLE BERABER, İÇİMDE EKSİLDİ TÜM SEVGİLERİM.

SANA DAİR TÜM SANCILARIM, TÜM YALNIZLIĞIM. SEN VARDIN VE YOKTUN YANIMDA, BEN SENİN HAYALLERİNLE YAŞARKEN SESSİZLİKTEN YORULMUŞ VE HEP YALNIZLARA KUÇAK AÇMIŞ ISSIZ KOYLARDA…

YALNIZLIK SARMIŞ HER YANIMI, HER YANIM BELİRSİZ SESLENİŞLER İÇİNDE TUHAF BİR KARMAŞA. NE YANA BAKSAM MASKELER ARDINA SAKLANMIŞ KAPKARA YÜZLER, SAHTE GÜLEŞLER ARDINDAN YALAN BİR HAYATIN ESARETİ İÇERİSİNDE SAKLIYOR KENDİNİ.

BEN SAKINIRKEN SENİ BU YALAN HAYATIN DEMİR PARMAKLARINDAN, SEN KENDİNİ SAKLADIN BENİM HÜZÜN KOKAN DÜŞLERİMDEN. KAYIP GİTTİN ELLERİMİN ARASINDAN BİLİNMEZ DİYARLARIN SOĞUK SESSİZLİĞİNDE.

ŞİMDİ YOKSUN. BEN DE YOKUM SENİN YOKLUĞUNDA. YOKLUĞUNU SOLUYORUM ÇİĞERLERİMİN EN DERİN YERİNDE. SİGARAM SENİN HASRETİNLE YANIYOR EN KOR SAATLERDE VE SENİ DEMLİYORUM EN DEMLİ YERİNDE BİR FİLMİN. SENİ YUDUMLUYOR SENİN SESİNLE DİNLİYORUM TÜRKÜLERİMİ. SEN YOKSUN BEN SENİ YAŞIYORUM EN TEDİRGİN GECELERİMDE.

BU GECE YİNE SENLİ DÜŞLERE UYANDIM SICAKLIĞINDAN. BELKİ YALNIZLIĞIN KORKUSUYDU İÇİMDE TİTREYEN. KORKULAR İÇİNDE BAKTIM GÖKYÜZÜNE SEN VARDIN HER KAYAN YILDIZDA, SENDİN TÜM DİLEKLERİM. USULCA SOKULDUM SESSİZLİĞİNE, ISITTIM YÜREĞİMİ SARILARAK SICAKLIĞINA.

DEKOLTENİDE ALGİT

18 Temmuz 2008, 21:08

Başbakan Erdoğan, Başbakanlık Yeni Bina’da, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesinde Türkoloji Yaz Stajı gören 19 ülkeden yaklaşık 100 öğrenciyi kabul etti.

BaşbakanErdoğan, Türkiye’de bulunan öğrencilerin Türk insanlarını daha yakından tanıma fırsatı bulduklarını vurgulayarak, öğrencilerden ülkelerine döndüklerinde Türkiye’deki iyi anılarını ailelerine ve arkadaşlarına anlatmalarını istedi.

Erdoğan’ın kabul ettiği öğrenciler arasında yer alan yabancı bir bayan öğrenci görevliler tarafından dekoltesinin aşırı olduğu yönünde uyarıldı.

bu sanırım o sözü edilen bayan öğrenci için unutulmaz bi anı oldu eee artık onunda anasını alıp gidecek hali yokya dekoltesini alıp gider o arkadaşta :)

Gıda Güvenliği

12 Temmuz 2008, 20:08

Gıda sektörü en ciddi ve denetimi üst derecede önemli olan bir alandır. Türkiye’de gıda sektörü önceden beri denetimden yoksundur. Bu, artan teknolojik gelişmelerin etkileriyle daha belirgin oldu. Kaçak üretimin çoğalması, artan maliyetlerin açığını kapatmak için malzemelerde oynamalar, maliyeti ucuz sağlıksız ve hormonlu üretimler gibi nedenlerle yeyip-içtiklerimiz artık hiç de içimize sinmiyor.

 

Dr. Şebnem Karauçak yönetiminde Eurohorizons Danışmanlık ekibi tarafından OSİAF’a hazırlanan “100 Konuda Avrupa Birliği’nin Hayatımıza Etkileri” adlı çalışmada gıda güvenliğindeki durumumuz ve nasıl olması gerektiği detaylıca inceleniyor. 100 madde çerçevesinde müktesebatın getirip-götürecekleri değerlendirilen çalışmanın Gıda Güvenliği bölümünde ‘Süt diye ne içiyoruz? Tükettiğimiz gıdaların yapımında kullanılan malzemelerin durumu ne? Gıdalar hangi koşullarda üretiliyor? Aldığımız kıymanın içinde kim bilir neler var?’ gibi soruların cevapları da var.

Çalışmadaki bazı standartlar şöyle:

 Seceresini bilmediğimiz sığır etini yemeyeceğiz

AB düzenlemelerine göre, ticaretin tüm aşamalarında sığır etinin ve sığır eti bazlı et ürünlerinin özelliklerinin ve üretim koşullarının ürünün etiketinde yer alması gerekiyor. Etin ait olduğu hayvanın bilgileri, kimlik numarası, doğum yeri, yerleştirilme yeri, kesim yeri, kesimhanenin izin numarası ve farklı bir yerde işlem gördüyse parçalara ayrıldığı yerin etikete yazılma zorunluluğu getiriliyor. Bu bilgilerin yer almadığı etiketli ya da etiketsiz ürünler piyasaya sürülemiyor.

 Artık, “İçtiğimiz süt sağlıklı mı?” diye endişelenmeyeceğiz

AB kurallarına göre çiğ sütün bir mililitresinde kabul edilebilir bakteri miktarı 100,000. Türkiye’de bu miktarın milyonlarca ölçüldüğü biliniyor. AB üyeliği ile birlikte öncelikle sokakta süt satımı ortadan kalkacak. Bununla birlikte, kullandıkları çiğ sütte standartları aşan miktarda bakteri bulunan firmalar ürünlerini piyasaya süremeyecekler. Süt ve süt üreticileri, ya AB standartlarına uyum sağlayacaklar ya da kapanacaklar. Uyum için belirli bir süre geçiş dönemi alınsa bile şartlara uymayan firmalar bu süre içinde sadece yerel piyasaya satış yapabilecek. Ayrıca, ürünün standartlara uygun olmadığı paket üzerinde belirtilecek. Tüketici böylelikle sağlıklı olan ve olmayan ürünleri kolaylıkla ayırt edebilecek.

 Tehlikeli maddelerin gıdayla teması engelleniyor

AB ülkelerinde gıda ürünleri ile temas eden malzemeler belirli kurallara tabi tutuluyor. Bu kurallar, ambalajlar, plastik veya cam şişeler, çatal-bıçak ve kaşıklar, evlerde kullanılan çay-kahve makineleri ve bunun gibi daha birçok malzemeyi ilgilendiriyor. Teknolojik gelişmeler sayesinde kullanımı gittikçe artan, ürünün bozulmasını engelleyen ve bozulduğu takdirde renk değiştiren ‘aktif’ ve ‘akıllı’ ambalajlar da ilgili düzenleme kapsamına giriyor. Ancak, ‘aldehit’ ve ‘amin’ gibi ürünün bozulduğunu gizlemek amacıyla kullanabilen malzemelere izin yok. Düzenlemeye göre, gıda maddeleri ile temas etmek üzere geliştirildiği açıkça belli olmayan her boş paketin üzerinde “gıda kullanımı için”, yazması veya bunun uygun bir simgeyle (bardak veya çatal) belirtilmesi gerekiyor. AB mevzuatı, bu genel düzenleme dışında, gıda ürünleri ile temas eden plastik veya seramik gibi belirli malzemelere yönelik özel düzenlemeler de içeriyor. Örneğin, 2005 yılında kabul edilen bir düzenleme uyarınca, gıda ürünleri ile temas eden seramik malzemelerin belirli şartlara uymasının ötesinde, bu uyumu kanıtlayan analizler yapılması ve yazılı açıklamada bulunulması gerekiyor.

 Tarladan sofraya gıda güvenliği anlayışı

Gıda işleyen tüm tesisler, teknik ve hijyen koşullarını AB hijyen standartlarına uyumlaştırmak üzere modernize etmek zorunda. Gıdaların sadece nihai ürün aşamasında değil, üretimden tüketiciye sunulmasına kadar tüm safhalarda izlenmesi söz konusu. Gıda maddeleri üreten, ithal eden, dağıtımını yapan ve satan işyerlerine getirilen yükümlülük ve yatırımlar sayesinde tüketicinin “tarladan sofraya kadar gıda güvenliği”nden emin olması sağlanıyor. Gıda işletmecilerinin, üretim, işleme ve dağıtımın tüm aşamalarında gıda mevzuatının gerekliliklerini yerine getirip getirmediğini izlemek ve doğrulamak ise Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın sorumluluğunda. Bu amaçla Bakanlığın, halkın gıda güvenliği konusunda bilgilendirilmesi, gıda güvenliğinin gözetimi ve diğer izleme faaliyetlerini kapsayan resmi bir kontrol sistemi oluşturması gerekiyor.

 Gerekli şartlara uyulursa kokoreç tarih olmayacak

AB’de, sakatat ürünleri belirli koşullar altında piyasaya sürülebiliyor. Öncelikle bu ürünlerin elde edildiği hayvanların mezbahalarda kesilmiş olmaları ve ölüm öncesi/ölüm sonrası kontrollerden geçerek insan tüketimi için uygunluklarının onaylanmış olması gerekiyor. Ayrıca, bu ürünlerin tuzlanmış, ısıtılmış veya kurutulmuş olmaları ve bu işlemlerden sonra bozulmamaları için etkin önlemler alınmış olması gerekiyor. Ortam sıcaklığında muhafaza edilmeyen mide, mesane ve bağırsakların sevkiyata kadar dondurulması, özellikle tuzlanmayan veya kurutulmayan ürünlerin en fazla 3 derecede muhafaza edilmesi gerekiyor.

 Aldığımız kıymanın içinde kim bilir neler var, kaygısına son

Kıyma ve et karışımlarının muhtevası ve hazırlanma koşulları sıkı kurallara bağlanır. Buna göre, kıymanın hazırlanmasında çiğ kırmızı et kullanılması, besin değeri taşımayan sinir, deri parçaları, tendonlar, kalp kasları, kemik sıyrıntıları, baş etleri vb. bölümlerin etten ayrılması ve kıymanın içine katılmaması gerekiyor. Dana kıymada azami yağ oranının %20, yağsız kıymadaki azami yağ oranının %7 olması gerekiyor. Kıymanın, kesimden en geç bir saat sonra soğutma işlemine tabi tutulması zorunluluğu getiriliyor. Kesim, kıyma işlemi ve ambalajlama yerlerinin ayrı olması, bu işlemlerin yapıldığı tüm alanlarda ısı kontrolü ve ideal ısının muhafaza edilebilmesi için frigofrik ekipman bulundurulması gerekiyor.

Sağlık ve hijyen koşullarına azami dikkat gösterilmesi, personelin ağızlık takması, dezenfekte edilebilir eldiven kullanması şart koşuluyor. Kıymayı hazırlayan tesisin veteriner onay numarası ve tarihinin, ürünün etiketinde yer alması gerekiyor. Doğrudan tüketiciye satış yapan kasaplar ise AB ile uyumlaştırılmış ulusal sağlık ve hijyen kontrollerine tabi tutuluyor.

(www.osiaf.org.tr)

Dünyanın Enerji Koridoru Türkiye

12 Temmuz 2008, 20:07

Türkiye’nin stratejik konumunun Türkiye’yi pek çok açıdan önemli kıldığı söylenegelmektedir. Buna göre Türkiye, Dünyanın merkezinde, oldukça zengin kaynaklara sahip olmasının yanı sıra stratejik olarak çok önemli bir konuma sahiptir. Acaba bu ne kadar doğrudur? Türkiye gerçekten önemli bir stratejik konuma sahip midir? Merkezi Londra’da bulunan, Osiaf’ın da sürekli katkılarda bulunduğu Avrupa Reform Merkezi’nin (Centre for European Reform, CER) yayınladığı “Avrupa Enerji Güvenliğinde Türkiye’nin Rolü” başlıklı bir çalışma bu soruyu enerji açısından cevaplamaktadır. Çalışmada, Türkiye’nin pek çok konuda, çevre ülkeler açısından önemli olduğuna dikkat çekilmesinin yanı sıra ‘Türkiye’nin büyük ve hızla gelişen bir ekonomi ve stratejik bir konuma sahip olduğu da ifade edilmekte ve Türkiye’nin gelecekte daha da kilit bir konuma ulaşacağı belirtilmektedir.
 
Katinka Barysch tarafından kaleme alınan çalışmada, Türkiye’nin enerji politikasına ve komşu ülkelerle gerçekleştirdiği politikalara bakılarak yapılan girişin ardından özellikle Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın dünyanın geleceği açısından çok önemli olduğuna yoğunlaşmış: Türkiye’nin dünyadaki petrol ve doğal gazın %70’inin bulunduğu bölge ile en büyük enerji tüketen bölgelerden birisinin arasında yer aldığı yani konumu gereği adeta bir ‘enerji koridoru’ olduğu vurgulanıyor.
 
Rapor, Türkiye’nin bazı politikalarının isabetliliğine de dikkat çekiyor: Eğer Türkiye’nin gelecekte planladığı petrole yönelik adımları gerçekleşme imkânına kavuşursa Türkiye’nin stratejik konumunun kat kat artacağına dikkat çekiliyor. Mesela eğer planlanan boru hatlarının tamamı yapılırsa dünyadaki petrolün %10’unun ve doğal gazın %15’inin Türkiye’den geçeceği belirtiliyor. Yani Türkiye, bu özelliği ile Avrupa’nın enerji güvenliği açısından da kilit bir konumda ve güvenlik endişesinin had safhaya ulaştığı günümüzde ve gelecekte çevre ülkelerin, Avrupa Birliği’nin dış politikaları bu gerçeğe daha fazla yoğunlaşacak gibi.
 
Ayrıca raporda, Türkiye’nin bu konumunun Türk Dış Politikası’nda kullanılabilecek bir imkân olduğu yani bu durumun Türkiye’nin yararına kullanılmasının olanaklı olduğu söyleniyor. Bu bize AB’nin neden Türkiye’den vazgeçemediğinin, aslında AB’nin gelecekteki politikalarını düşündüğünün bir kanıtıdır.
 
Bu durumun sonucu olan bir gerçek de ülkelerin Türkiyesiz bir enerji politikası gerçekleştirmelerinin pek akılcı olamayacağıdır. Yani Türkiye’nin bu konumu, çevre ülkeler açısından da hayati önem taşımaktadır. AB için bu önem, ‘güvenilir bir sınır’ – ‘tehlikeli çanlarının çaldığı bir kapı’; İran için ‘güvenilir bir yol ve dost’ – ‘kapalı bir dış politika; Rusya için ‘potansiyeli yüksek bir pazar’ – ‘kaçırılan fırsatlar’ arasında gidip gelirken Arap Dünyası için ise alternatifsiz bir güzergâhtır.
 
Kısacası, Türkiye, bu ‘enerji koridorluğu’nu çok daha olumlu kullanabilir. Bu öncelikle Türkiye’nin enerji işbirlikleri konusunda stratejik bir plan geliştirilmesini zorunlu kılarken, dış politikada da bu yönlere vurgu yapılmasını da gerektiriyor. Türkiye, önemli bir imkâna sahiptir ve bu imkân ancak akılcı politikalarla gerçekçi olacaktır.

(Rapor için: http://www.cer.org.uk/pdf/essay_turkey_energy_12dec07.pdf)

Gençlik Var, Ya Politikası?

12 Temmuz 2008, 20:06

Hemen her fırsatta Türkiye’nin en önemli avantajının gençlik olduğu belirtilir. Gerçekten de genç nüfusun yoğunluğu Türkiye için çok önemli bir avantajdır ve gençlik gelecek için önemli bir değerdir. Fakat Türkiye’de gençlik konusunda kapsamlı, çağcıl ve sürdürülebilir bir politika mevcut değil. Tek bir istisna dışında gençlik konusunda politikalar da gündeme gelmiyor. Bu istisna, Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi’nce hazırlanan ve Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Temsilciliği’nin desteklediği ‘Türkiye’de Gençlik Çalışması ve Politikaları’ adlı çalışma.

 

Türkiye’de Gençlik Çalışması ve Politikaları, hem önemli bir açığı gideriyor hem de bu konuda öncü bir niteliğe sahip. Nurhan Yentürk, Yörük Kurtaran ve Gülesin Nemutlu’nun derlediği, alanında uzman kişilerin kaleme aldığı 21 makaleden oluşan bu çalışmanın amacı ise ülkede yaşayan gençlerle ilgili gençlik politikaları üretme sürecinin harekete geçirilmesine katkıda bulunmak.

 Çalışma, gençlik politikası üretiminde gençliğin gençlik döneminin özerk birey olma sürecini yaşayabilmesini ve gençlerin toplumsal hayatta genç olarak varolabilmelerini hedefleyen bir yaklaşımı savunuyor. Gençleri sadece yetişkinler düşünmeyecek; gençler, ‘kendi ihtiyaçlarını belirleyebilme, ihtiyaçlarıyla ilgili haklarını savunabilme ve kendileri için mevcut hak çemberini geliştirmek üzere örgütlenebilme’ gibi anlayışlarda bulunacak. Yani bu çalışmada esas gençlik politika ve çalışmalarımda, gençlerin özne olması.  Çalışmanın tartışmaya açtığı ‘gençlik politikası’nın olması gereken temel prensipleri şunlar:  Gençlik politikası oluşturmakta gençliğin katılımının önemi, yani gençlerin politika üretim safhalarında aktif kılınması. Farklı gençlerin farklı ihtiyaçlarını dikkate alacak şekilde ihtiyaç odaklı olması. Gençlerin araçsallaştırılmaması yani politika hedeflerinin gençlere sadece genç oldukları için değer vermesi. Gencin nesne değil özne olması. Gençliğin geçiş dönemi olarak algılanmaması. Değerlendirme yönteminin piyasaya indirgenmemesi. Gençlerin gönüllü katılımının önemsenmesi. Gençlerin güçlendirilmesi. Örgütlenmenin öneminin vurgulanması. Gençliğin ana akıma yerleştirilmesi. Toplumsal cinsiyet vurgusu. Dezavantajlı gençlere özel vurgu gereği. Farklılıkların tehlike değil, çeşitlilik olarak vurgulanması. Bütüncül olması ve her alanda güçlendirme. Çalışmadaki ‘Günümüz Türkiye Gençliği’ isimli makalede Demet Lüküslü, İstanbul’da 18-25 yaş arası 80 gençle yaptığı derinlemesine görüşmelere dayanarak bu kuşağın aslında hiçbir şeyle ilgilenmeyen “vurdumduymaz”, “bencil” bir kuşak olmadığını, aksine gençlerin siyasal alanı, sorunları çözmekte yetersiz, değiştirilmesi zor ve gençliğe has özelliklerle barınılamayacak otoriter yapılar olarak eleştirdiklerini öne sürmektedir.  ‘Türkiye’de Genç İşsizliği’ başlıklı makalede Yentürk ve Başlevent ise Türkiye’de genç nüfusun önemli sorunlarla karşı karşıya olduğu ve bunların sadece istihdam olanağı elde etmekle aşılamayacak sorunlar olduğunu belirtmektedir. Genç işsizliğin azaltılmasının diğer sorunlar çözümünde tek kriter olduğu öne sürülmemekle birlikte, genç işsizliğin boyutunun sosyal sorunların ağırlaşmasında önemli bir faktör olduğu açıklanmaktadır. 

Gençlerin katılımıyla oluşturulmuş örgütlenmeler çalışmanın en önemli önerilerinden. Gençlik Konseyleri yapıları kurularak gençlerin kendilerini etkileyen kararlara katılımının sağlanması gerektiği belirtiliyor. Bu bir sağlanan hizmetleri düzenleyen bir üst yasa (Gençlik Yasası) önerisi ile de destekleniyor.

 

Ayrıca, kitabın hazırlayıcıları çalışmanın, bu ülkede yaşayan gençlerle ilgili gençlik politikaları üretim sürecine katkıda bulunmasının yanı sıra, çoğulcu demokrasinin gelişimi temelinde var olan sivil hareketlere gençlerin katılımı konusunda çalışanlar için de yararlı olabileceğini düşünüyor.

ŞEYTANA SÖYLEDİK TÜYÜNÜ SENDE UNUTTUĞUNU

11 Temmuz 2008, 10:07

Hayat, kirli bir olgu

Temizlemeye çalışırsan silinir tonu

Lütfen televizyonunuzun ayarlarıyla oynamayın!

Bu onun orjinal versiyonu 

Monodur hayatın tonu

Yalnızlıksa dandik bir solo

Kısılır müziğin sesi,

Geldi şarkının hazin sonu

Öldün işte!

Bastılar Tanrılar adının yazdığı butona  

Tanrılar karar verdiler senin için

Dediler “bunun dengi cehennem yolu”

Sen biliyordun bunuDemedin niçin?

Şeytana söyledik tüyünü sende unuttuğunu 

Korkulacak kadar değilmiş, abartmışlar

Ateşti en nihayetinde sonucu

Affedilmişti her şey

Cehennemde kampanya vardı seri sonu

Hadi bitti artık dedi biri

“Ver o ödünç aldığın kuponu”