Öğrenciye Kiralık Ev Yok

16 Eylül 2008, 23:57

   Üniversiteyi yeni kazanmış ve devlet yurtlarını hem pahalı hem de yaşanması zor buluyorsanız veya eski evinizden atıldıysanız hayat artık siz öğrenciler için çok zordur.Ev ararken ilk muhattap olmanız gereken kişiler hep kapıcılar olur ve yıllar boyu hiç anlayamayacağınız konuşmaları da ilk onlardan duyarsınız.

             -İyi günler

             -İyi günler

             -Bu sitede kiralık ev var mı abi ya?

             -Öğrenci misiniz?

             -Evet

             -Hımm öğrenciye kiralık ev yok bu sitede karşı taraflarda arayın.

             -Neden öğrenci olmak suç mu sayılıyor bu sitede?

             -Suç veya değil öğrenciye kiralık ev yok burda.

             -Ev sahibiyle konuşsak belki anlaşabiliriz,telefonu falan varsa verseniz.

             -Yok dedik ya kardeşim yok.

             -Sizin çocuğunuz başka ili kazanırsa ve ev vermese kimse hoşunuza gider mi?

             -Vermeseler vermesinler otelde kalsın.

             -Umarım vermezler otelde kalır…

             

   Aslında toplumdaki sosyal tabakalarına bakıldığında ezilmiş bir kesimde bulunmaktadır kapıcılar.Toplumda diğer ezilmiş

grup olan öğrencilere destek olmaları gerekirken hiç de öyle olmadıklarını görürsünüz.site yönetiminin uşaklığını

yapma görevini hiç de garipsemezler ve gördüğüm kadarıyla öğrencileri pek de sevmezler.Kendilerine bağıracak

ve her yaptığına olmamış diyecek kişilerin oturmasını isterler sanki.Oturup derin derin düşünürken birden çok bıyıklı adamlardan duymuş olduğunuz bir söz aklınıza gelir.

‘Zulme başkaldırmış kölelerin en büyük düşmanları zulme boyun eğmiş kölelerdir’

 

    Her zaman site girişlerinden geri çevrilmezsiniz bazen içeri girmeyi başarabilirsiniz ve ev sahibiyle görüşme fırsatını yakalayabilirsiniz.İçinize bir umut girer ama ev sahibinin uzaktan gelirken sizi derin derin süzdüğünü görürsünüz bu içinizde bir korku yaşatsa da yine de tanımadan da yargılamak istemezsiniz.

Eller sıkılır ve konuşma başlar.

 

            -merhaba abi

            -merhaba gençler

            -Abi biz kiralık ev için konuşacaktık müsaitseniz?

            -Tabi,Öğrenci misiniz?

            -Evet

            -Öğrenciye vermiyorum malesef

            -Peki neden abi yani dışarda mı kalsın öğrenciler?

            -Öyle değil tabi de gürültü yapıyorlar,üç kişi girip on kişi oluyorlar,evi kirletiyorlar

            -Ama abi herkes aynı değil ki,biz derse gidip akşam eve gelecez yani.

            -Olmaz kararımdır geçen sene verdim evden karı kız eksik olmadı ben namusumla yaşayan bir adamım pezevenk dedirtmem kimseye öğrenciye bir daha da ev vermem.

            -Peki abi ne diyelim iyi akşamlar

            -İyi akşamlar allah yardımcınız olsun.

            -Abi nasıl olsun kimse vermiyor sizin gibi.

            -Onu bilmem…

     Özellikle son cümlesi çok ağır bir cümle olur bu konuşmadaki gibi.Evinize çoğu zaman bir iki bulaşığa yardım etmek için veya biraz sohbet etmek için gelen kız arkadaşlarınızı karı kız diye nitelendirmiştir.bu da bazı faktörlerin insanların beynini nasıl örümcek kafalı yaptığını gösterir.kız arkadaşlarınıza insan gözüyle değil de bir meta gözüyle bakması ne acıdır değil mi?Zaten böyle düşünen bir adam evi de verse seneye sizi kesinlikle evden atacaktır.seneye yine aynı dert aynı sıkıntı çekilmez.Bunu dile getirmemiz gerekir bir yerlerde ve devlete baskı yapılmalıdır çözmesi için öğrencilerin barınma sorununu yoksa bu rezalet ve bu kirlilik öğrencileri okumuş oldukları yerlerden gün geçtikçe soğutacaktır.

Fısıltı

5 Eylül 2008, 21:17

Fısıltı…Gözlerini kapadığın anda ortalığı kaplayıveren bir fısıltı…Sessizlik konuşuyor geceleri.Yıldızlar parlaklılarını yarışırcasına sergiliyorlar. Yaprakların hışırtılarını duyabiliyor musun? Ağaçlar fısıldaşıyor,rüzgar şarkı söylüyor,böcekler ellerine çalgılarını almış en tatlı nağmeler eşliğinde raks ediyorlar. Sen uykudayken insanoğlu,özgürlük fışkırıyor dünyanın ve evrenin her köşesinden. Oysa sen uyuyorsun.Geceleri yıldızların altında , gündüzleri resimler çizen bulutların arasında…Oyuncaklar sarılmak istiyor her gece sana.İzin vermiyorsun. Oysaki parmağını bir dokunsan piyanoya, süzülsen tuşların üzerinde , dansa davet etsen tüm insanlığı,sarılıp tekrar kardeş olsan özgürce düşünsen her şeyi, hiçbir fikrin,hareketin,toplumun ve nice ‘yapım’ olan her şeyin etkisinden uzak sadece sen olsan,yapmak istediklerini yapsan…Dans etsen durmadan dönsen,elinden tutsan sevdiklerinin,aşkını haykırsan, Peter Pan olsan Wendy’ini alıp uçsan , Prometheus olsan Kafkas dağlarından uğurlarında Tanrılar’a karşı geldiğin insanları izlerken gülümsesen, bir devrimci olsan,bir peygamber olsan,meleklere sarılsan göğe çıksan bulutların arasında dolaşsan, zenci olsan Afrika’da basit ama doğal bir hayatı yaşasan,kısacası gözlerini açıp bir uyansan…Üretsen keşke resim yapsan,fırçayı eline alıp tuvalin üzerinde dalgalanan darbelerinin yarattığı resmi sergilesen ey insan evladı…

 

Zaman akar her yere , sola ve sağa. Her şeyin varlığı ona bağlıdır.Ve onları terk etmez.Elde ettiklerinde hak iddia etmez.Sadece bilinmesini istediği şey şudur ki , iyi kullanılmış iki saniye bile bir ömre bedeldir.

 

Dünyadaki en iyi dilek bile zorlandığında, hiçbir şey elde edilemez.En iyi hakkaniyet zorlandığında, hiçbir şey elde edilemez.En iyi tavır  zorlandığında, doğru sonuç vermez ve böylece her zaman insanlar gayret ederler,kanunları tatbik etmek için.Oysa ki suyun akacağı yol bellidir.Gideceği yer bellidir. Yay,cetvel,pergel ve dörtgenler olmadan kusursuz iş çıkaramayanlar eşyanın doğal düzenini zedelerler. Bağlamak için ipe, yapıştırmak için zamka gereksinenler eşyanın doğal işlevlerine müdahale etmiş olurlar.Ve insan zihnini tatmin etmek için törenlerle ve müzikle uğraşanlar,insanın komşusuna karşı yardımseverliği ve vazifeleri üzerine vaaz verenler eşyanın öz doğasını bozarlar.Çünkü şeylerin böyle bir öz doğası vardır,bu bağlamda;kavisli şeyler yaya,düz şeyler cetvele,dört kenarlı şeyler dörtgene,yuvarlak şeyler pergele  ihtiyaç duymazlar.Yapışık şeyler zamk, birbirini tutan şeyler ip gerektirmezler.

 

Sen de anlayacaksın bir gün sevginin sözcükleri gerektirmediğini, yardım etmenin karşılık gerektirmediğini,paylaşmanın zorunluluk olmadığını,elbisenin dış görünüş olmadığını;bir gün anlayacaksın üretmenin verdiği hazzı,özgür yaşamanın her fikrin/etkinin ötesinde senin kafanla ilgili olduğunu,söylemekten çekiniyor olmanın bir gardiyan olduğunu,suyun akışının önüne geçilemeyeceğini… Bir gün sen de anlayacaksın.

 

İSTOP

3 Eylül 2008, 17:50

Siyahtır mürekkebim ama

Akıtırım kağıtlara

Renklerimi…

Fısıldar kulağıma rüzgar nefesini

Dokunur yanağıma sevginin rengi

Bir vişne yerim

Duvarımdaki tablodan

Ekşi renkli…

Duyarım kalbimin atışını

Kırmızı bir aşkla atar.

Ya da aynı kırmızıyla

Çığlık atarım

Haykırırım dağlara

Sarıyla yolculuğa çıkarım

Gelecek denizinde

Ya umut olur sarı bana

ya da biten bir film olur

kurumuş parçaları yerde savrulan

sonbaharda

Ördüğümde saçlarımı

Onları  kavuşturan toka

Yeşil,

Gözyaşlarımı sildiğim mendilim

Mor,

Tok olduğumda karnım gri,

Yorulduğumda ayaklarım kahverengi…

  

Bu şiiri de bitirdim ya

artık içim çok mavi…

Deniz Güncel Uğraş   Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 2.sınıf

StandUp ve Gidişatı

3 Eylül 2008, 07:34

Stand-up deyince ilk akla Cem yılmaz geliyor şüphesiz.Zamanın en kaliteli espri anlayışını ve tarzını oluşturmuştur kendisi.Güzel, eğlenceli zamanlar oldu Cem Yılmaz sayesinde.

Her şeye rağmen artık ben Cem Yılmaz’a gülemiyorum.Geçenlerde biraz izlemeye çalıştım yeni stand up’ını ama 15 dak. sonra kapattım.Belki de kaçırmışımdır espirileri ama bu durumu birkaç kez önceden tecrübe ettiğim için emindim çok fazla gülemeyeceğimden.Neden diye sordum kendime dün, bu yazıyı yazmaya niyetlendim sonra.Cem Yılmaz a espri malzemesi olursa ne ala:)

Dünyada espiri kalmamış olabilir:)

Hayır bu olamaz.Espiri bitmedi şüphesiz.Yapılabilecek binlerce espiri var insanı güldürecek.Kanımca bir neden buldum ben.O da şudur: Cem yılmaz hiç değişmedi.. Cem Yılmaz değişmediyse gülmem gerekir aslında ama ben değiştim sanırım.Biz değişiyoruz.

Cem Yılmaz tarzını değiştirmedi, pat diye değiştiremezdi de.İşte benim Cem Yılmaza gülemeyişimin nedeni tarz değişmemesinden kaynaklanan monotonluk algısıdır!Espiriler farklılaşsa bile aktarım ve bakış açısı hep aynı olduğundan artık sahne büyüsünü kaybetmiştir.Tabi ki normal hayatta dışarda yapsa aynı espirileri, ben gülerim belki yine ama bunun neden böyle olduğunu yazının ilerleyen kısımlarında anlatmaya çalışacağım.

Bir kere, beyin aşırı şaşkınlığa uğramadıkça insan gülemez.Cem yılmaz bir tat bir doku ve milenyum stand-up larında o kadar müthiş bir tarz sergiliyordu ki hayatımızda beynimizde böyle bir dumurizasyon oluşmamıştı.Beynimizde yeni kıvrımlar ve kanallar oluşturdu görülmemiş  tarzıyla.Fakat birkaç zaman sonra artık insanların beyninde bu yeni yollar iyice açılmıştı ve ne kadar su döksen bu yola, gülemiyordun yine de.Monoton olmuştu çünkü artık.Yöntem aynıydı espiriler farklı da olsa.Bu da ya az gülmeye ya da çok gülmek için daha az para harcama isteğine yol açar.

Gülmek için harcanan para miktarı beklenti miktarına da yansır.Yani en az para miktarı oranında beklenti miktarı vardır şovmenlerden.Ayrıca sahne organizasyonu, hayran kitlesi,kameralar vs. de işi ciddiyete büründürür.Eğer bu ciddiyete oranla monotonluk fazlaysa espiriler bir kabusa dönüşebilir.

Her şeyden önce eğer espiri yapma tarzı değişmemişse espirileri sunma işlemini çok mütevazı yollara dökmelidir artık şovmenler.Mesela bir mizah dergisi hep monoton tarzdadır ama kağıdından ücretine kadar o kadar mütevazıdır ki insanı güldürmek için gerekli alt yapıyı sağlar.Veya bir arkadaşımızın da tarzı hep aynıdır espiri yaparken ama ortam hep mütevazı olduğundan espirileri keyiflendirir insanı.Arkadaşlarımızın günlük hayattaki espirilerini sahnede yaptığını düşünürsek pek gülesimiz de gelmez.Çünkü iş ciddiyetlidir(her ne kadar tam ters amaçta olunsa da sahnede!) ve beklenti ciddiyete oranla artmıştır.

Aslında tarza yavaş yavaş değişim verilirse bir stand-up çı için çok faydalı olur.Hem ani tarz değişiminden kaynaklanan yabancılaşma olmaz seyirci gözünde hem de yavaş yavaş çaktırmadan espiri kanalları evrim geçirir.Böylece yüzde yüz olmasa da şovmen espiri tazeliğini korur.

Stand-up aslında hayata bakışı sergiler.Tek bir kişinin malzemesi kendisinden başkası değildir.Bu da doğal olarak ayrı bir monotonluktur.Stand-up çı yaşadığı olayları ve ayrıntıları tasvir etmek durumundadır sürekli.Bu tasvir yeteneğinin de sınırları vardır anlatırken.Mesela bir mizah dergisine oranla çok çok sınırlıdır.Seyirci stand-up ta her ayrıntıyı göremez ve iş şovmene kalır.Şovmen tarzından çok kopmazsa yaşadığı olayları anlatırken ne kadar farklı tepkiler gösterebilir ki?Çok az.Ama şov programlarında veya mizah dergilerinde malzeme aynı zamanda konuklardır ve her ayrıntı izlenir seyirci tarafından.Onların türlü ayrıntıları da şovmen veya karikatüristin mizahi bakışıyla birleşince ortaya devamlı taze ve gülünecek malzemeler çıkar.

Stand up çıların çok çalışması gerekiyor tempoyu düşürmemesi için..

Kısas Ve Devlet

3 Eylül 2008, 04:12

Devlet, içinde suçların muhakkak cereyan ettiği bir havuzdur. Bu havuzda en basit tabirle suçlular ve mağdurlar vardır. Bu tabir, devletin bir boyutunu temsil eder ve bizim burda esas konumuz suçlar ve cezalardır.

Bir devlette suç oranının ciddi biçimde düşürülmesi alınacak güvenlik önlemleri sayesinde olamaz.Bu oranı düşürebilmek için devletin;

Ya müthiş bir refah düzeni oluşturması gerekir.Yani öyle bir düzen oluşturmalı ki kimse suç işlemeyecek kadar  eşit olmalı.

Ya da suçları önlemek için  güvenlik önlemi değil de caydırma esas alınmalıdır.

Güvenlik önlemleri ve stratejileri suçları önlemede her zaman yetersiz kalacaktır.Öyle ki devlet  ülkenin her köşesini aynı düzeyde koruyamaz.Böyle olunca suçlar güvenlik açığının olmadığı yerden açıklar verilmiş yerlere doğru kayacaktır.Mesela hırsızlık, iyi korunmuş bir mahalleden kötü korunan bir mahalleye doğru kayacaktır.Veya her yeri koruyabilse bile muhakkak açık verecek bu açıktan sıyrılabilecek suçlular yine suç işleyeceklerdir.

Her birey yapı olarak benzer olmadığından suç işlemeyi bir meziyete benzetebiliriz. Devlet içinde, psikolojik ve fiziksel açıdan diğerlerinden daha yetersiz olan insanlar var oldukça suç işleyen insanlar da meziyetinin farkında olacaklardır. Bu bir potansiyeldir. Suçlular tedbirli(güçlü) ile daha az tedbirli(daha az güçlü) arasındaki farkı görecek meziyetlerini kullanmak isteyeceklerdir. Örneğin güçlü olan ile zayıf olan iki birey arasındaki fark tabiatıyla olaylar karşısında güç kullanma isteğini doğuracak ve güç kullanılacaktır.Ama güç yönünden eşit iki birey birbirlerine karşı güç kullanarak arzularını yerine getiremeyeceklerini bilirler.Her yönden denklik varsa psikolojik ve fiziksel açıdan, iş güçlere değil demokratik çözümlere kalır.Ancak her şeyin eşit olmadığı bir devlette kesin olarak suç işleme isteği de doğacaktır bu açıdan.Sonuçta devlet de yeterli güvenlik donanımında olamayacağından suç işlenecek, mağdurlar mutlaka olacaktır.

Bu yüzden ya her yönden eşitlik ya da her yönüyle caydırma gerekir.Aslında birincisi günümüz Avrupa devletlerinde mümkün değildir.Bireyler arasında psikolojik ve fiziksel eşitlik sağlanamaz.Bu da suçu kaçınılmaz kılar.

Her yönden eşitliği sağlamak için devlet bir düzen oluşturamasa da aslında kısas ilkesiyle caydırıcı bir yapay eşitlik oluşturabilir. Mesela adam öldüren birisi öldürülenin yakınları tarafından devlet aracılığıyla öldürülebilirse veya öldürülenin yakınına devlet bu hakkı tanırsa herkes edilgen bir biçimde psikolojik ve fiziksel açıdan eşitlenmiş olur.Bu durum, bireyler arasındaki eşitsizliği ezici biçimde ortadan kaldırır.Meziyeti olanlar da kendisi dahil kimse arasında fark göremeyeceği için suç işleme isteğinde olamazlar.Ve suç işlemek neredeyse tarihe gömülebilir.

Suçluyu affetmek Allah tarafından da takdir edilmiştir.Eğer öldüren kişiyi öldürmekten vazgeçersiniz hayat kurtarmış olursunuz der Kuran.

2/178 İnananlar! Öldürmede size eşitlik farz kılındı. Hürre karşı hür, köleye köle, kadına kadın… Ama kim maktulun hısımları tarafından bağışlanırsa, o zaman uygun olanı yapması ve diyeti güzelce ödemesi gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra kim sınırı aşarsa onun için acı bir azap var.

2/179 Sizin için bu eşitlikte hayat kurtarma vardır, ey akıl sahipleri, böylece korunursunuz.

Elbette ki affetmek suç oranının tekrar artmasına sebep olmaz.Önemli olan eşitliktir ve suç işleyecek olanın bireyler arasında herhangi bir güç uçurumunu, eşitsizliğini görmemesidir.