Acısız Olgunluk Olmaz

15 Mart 2011, 14:27


Acı…

 İnsanlığa vaadedilen olgunluk mertebesinin, insanlık tarafından gerçekleştirilmeye çalışılmasında kullanılan bir vasıta, bir gereç…
İnsanoğlu, acıyı çekmeden olgunluğa erişilmeyeceğine inanır. Bu,Mevlânâ’nın görüşlerinde de kendini bulur bazen, ”Hamdım, piştim, yandım” suretinde. İnsanlar arasında bir ayrım var elbet; acıyı çekmek istemeyenlerle, isteyenler arasında..

Kur’an ne demiş, ”Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?(Zümer,9)”. Elbette ki olmuyor ama bilenin, bilmeyenden ayrımı nedir ?
Bu ayrım, işte ”mükemmelliğe ulaşmak isteyenle istemeyen kişiler” arasında,âyetin de bu yoruma katılabilmesi mümkün.
Peki, bu mükemmelliğe ulaşmak isteyen,insan-ı kâmil olmak isteyen insanlar neden diğerlerinden ayrılır? Olgunluk mertebesine ulaşmak isteyen insan, peşinen acıyı da kabullenmiş demektir. Gülü seven dikenine katlanır.

Kimileri acıyı kucaklar, onu gül yapraklarıyla beraber bağrına basar, içi kanar belki ama o farkındadır ki bu acıyla, o hatalarını önceden kabullenecektir. Özgür iradesi olan bir insandır… Kerhen işlerin yürümediğini bilir o. Sonunda dikenin de yapraklar gibi ruhta birleştirilmesi gerektiğini, bütün varlığı kucaklamak gerektiğini bilir. Varlıkla birleşmek, bütünleşmek için can atar. Bu varlıktan gayrı, onun için her şey değersizdir…O, İbrahim peygamber(A.S.)in yolundan yürümüş, zıtların barışını sağlamış, artık dengeyi yakalamıştır.
Tabi, bu mertebe ölmeden önce ender insanlar arasında gerçekleşmiştir. Ama bu demek değildir ki hayatın her yönünde bu kalite hedefine yönelmeyi bırakacağız. Hem nitelik, nicelikten önemlidir.
Ayrıca, bu insan-ı kâmil örneği, Şeytan’a suç atmaması gerektiğini de bilir. Şeytan’ın görevi bizi ayartmaktır çünkü… Her nesnede kendini gösterebilir o, Cenap Şehabettin  şu şekilde dile getirmiştir

- Başkası düştü mü; “çürük tahtaya basmasaydı” deriz, kendimiz düşünce, tahtanın çürük olmasından şikâyet ederiz.’

acıyı kucaklayan ve artık acıyla tatlıyı bir gören bir insan, Kendisini mecbur hissetmeden atılmalıdır işlere,varlığın kucağına kendini bırakmalı, okyanusta bir damla olma çabasında olmalıdır.

Kişiliği ikinci plânda olmalıdır, ”önce insan” demelidir, nesnel bakış açısının verdiği o rahatlık ve iç düzeninin teminiyle.
Çünkü açık fikirlilik, nesnel görüş vasıtasıyla bize daha geniş bir bakış açısı temin eder.Ömer Hayyam şu dizelerle duruma berraklık getirmiştir: ”Sevdiğini mertçe seven kişi, pervane gibi özler ateşi/ Sevip de yanmaktan korkanın masal anlatmaktır bütün işi.”

Tatlıyı severken acısıyla sevmeliyiz, acıyı kucaklamalıyız. Acıyı reddetmemeliyiz. Ama bu arada isteklerimize boyun eğip Buda’nın da belirttiği gibi acıyı yaratmamalıyız, isteklerimizin kölesi olmamalıyız. Dünyada varolan ”acı” kavramını ve üzerimize gelen ”musibet” leri, yani ”isabet eden ok” anlamına gelen belâları sorun etmemeliyiz, onlarla dost olmalıyız.

Özü mücadele olan bir yaşamda, mücadeleden kaçınanın yaşamaya hakkı yoktur.

Berat Seçkin DEMİROK



İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: