Tohum Düştüğü Toprağa Göre Yeşerir
11 Şubat 2010, 18:32
Geçmişten bugüne söylenen sözleri şimdilerde hala hayat felsefesi yapmamış olmamız ne acı… Armut dibine düşer, tohum düştüğü toprağa göre yeşerir; kişi yedisinde neyse yetmişinde de odur… Aslında hep insan ilişkilerini, anne babanın çocukların kişilikleri üzerindeki etkilerini öne süren sözler edilmiş tarihte bir yerde… Ve hala aynı dertlerden yakınıyor insanoğlu.
İlk sosyal tepki dediğimiz gülme aslında taklit yöntemiyle çocuğun öğrendiği ve geliştirdiği bir davranıştır.
Hepimiz biliyoruz ki kişilik gelişiminin temeli ailede atılır. Uzmanlar bireyin kişiliğinin geliştiği en önemli yaşın ise; 0-6 yaş olduğunu belirtmektedir. Erken çocukluk dönemi dediğimiz bu dönem, beynin çalışma biçimi için kalıcı olduğundan bu dönemde çocuğun yeterli beslenmesinin yanı sıra, gelişimini destekleyen bir ortamda bulunması da önem taşıyor. Aileyle olumlu ilişkiler ve etkileşimler; çocuğun kendine güvenmesini, kendine ve diğer bireylere sevgi ve saygı duymasını , olumlu kimlik ve kişilik gelişimini, sosyal beceriler geliştirmesini ve topluma adaptasyon sürecini olanaklı hale getirir.
0-6 çocukları anne babalarını model alarak, taklit ederek öğrenmeye başlarlar. İlk sosyal tepki dediğimiz gülme aslında taklit yöntemiyle çocuğun öğrendiği ve geliştirdiği bir davranıştır. Bu yüzdendir ki, çevremizde gözlemlediğimiz gülmeyi zor bir zanaat haline getiren çocukları incelediğimizde dominant, sert, katı ailelerde yetiştirilmiş olduklarını görüyoruz. Hiç düşündük mü çocuğumuz yalan söylemeyi nerden öğrendi? Ya da kızdığında bağırmayı, istediği olmadığında inatlaşmayı… Tabikide sizlerden; anne – babadan. Çocuğumuza yalan söylemek kötü bir şeydir diyoruz fakat sevmediğimiz bir kimse evimizi aradığında çocuğumuza babam(annem) evde yok dedirtiyoruz. Bu ne yaman çelişkidir. Bu tutarsızlıkla yetişen çocuğun yalan söylememesini nasıl bekleriz…
Aileyle olumlu ilişkiler ve etkileşimler; çocuğun kendine güvenmesini, kendine ve diğer bireylere sevgi ve saygı duymasını , olumlu kimlik ve kişilik gelişimini, sosyal beceriler geliştirmesini ve topluma adaptasyon sürecini olanaklı hale getirir.
Çevremizde gördüğümüz başarılı, aktif akranlarıyla uyumlu, saygılı gençlerin yanında başarısız, uyumsuz,öfkeli, kötü alışkanlıklara meyilli gençlerin de olması, bu kadar önemli olan bir yaş döneminde ailenin çocuğun gelişimine olan olumsuz etkisinin sonucudur. Aile bireylerinin birbirlerine olan saygısı, sevgisi ve bunları ifade ediş şekilleri ile ilişkilerindeki tutarlılık çocuğun aile içindeki hem yerini hem rolünü belirler.Ailenin çocuğa karşı geliştirdiği tutumlar, kardeş sayısı, kardeşler arası cinsiyet farklılıkları, çocuğun yaşadığı bulunduğu sosyal çevre, akran grupları gibi dışsal faktörlerde çocuğun zihin ve sosyal gelişimine kalıcı etkiler bırakır.
Yapılan araştırmalara göre; Genellikle psikiyatri uzmanları, ayrı anne baba çocuklarının suça meyilli olduğunu söyler ama günümüzde suçlu çocukların yüzde 63.8′inin anne ve babası resmi nikahlı ve birlikte yaşıyorlar. Yüzde 2.5′uğunun resmi nikah var ama ayrı yaşıyor, yüzde 15.6′sı imam nikahlı. Boşanmış aile oranı yüzde 3. Yüzde 94′ün annesi sağ. Bu da gösteriyorki, günümüzde anne babası sağ ve birlikte olan çocukların suç işleme oranları artık daha yüksek. Bu yüzdendir ki, ailelerin çocukların gelişimleriyle orantılı olarak kendilerini geliştirmeleri, hem anne hem babanın eğitim seminerlerine, toplantılarına katılmaları gerekmektedir. Bu konuda öğretmenlere, sivil toplum kuruluşlarına, üniversitelere, halk eğitim merkezleri gibi kuruluşlara önemli görevler düşmektedir. Ailelerin eğitime ihtyaçları var. Gelecek bu kadar yakınken bizler artık adımlarımızı koşturmalıyız…
Saygılarımla
İlginizi çekebilecek yazılar:
Toplam 17 yorum yapılmış
Yorum yazın:

Yazan:




Elinize sağlık güzel bir konuya, etkili bir dille değinmişsiniz.Küçüklüğümden beri, insanların birey olarak, üstlerine yüklenen sorumluluklar ve sosyal kimliklerinin dışında, ‘insan’ olarak yeteneklerinin, isteklerinin ve en önemlisi de kendilerine has özelliklerinin ülkemizde pek dikkate alınmadığını düşünürüm.Eğitim hayatında, işte ya da sosyal hayatta, hep kitlenin bir parçasısınızdır, beyninize hep kalıplaşmış öğretiler yerleştirilir ancak bunların hangisiyle ne kadar ilgilendiğiniz düşünülmez ya da en önemlisi size sorulmaz.Etrafımda örneğin bir sanat alanında çok yetenekli olup ta sosyal baskılar ve genel görüşler sonucu gelecek kaygısıyla çok farklı meslekler içinde olan pek çok arkadaşım var. Sadece gelecek kaygısıyla böyle bir hayatı seçiyorlar, bir çok insanda yeteneklerinin farkında bile değil. Herkes bir şekilde geleceğini sağlam temellere kurma çabasında (Tabiki bu sağlam temelleri yine sosyal çevre belirliyor)Bu da bence insanları tek tipleştiriyor. Bence artık başarının ya da mutluluğun tanımını birey yapabilmeli,toplumsal ya da ekonomik sistem değil…
günümüz çocuğu gelişen teknolojiyle alabilceği ne kadar örnek bulabiliyor ve anne babalar bu konuda ne kadar örnek olabiliyor bu ülkenin yaşadığı önemli sorunlardan biri ve sen bu güzel yazınla anne -babalara en azından bir farkındalık uyandırmışsın bunun için eline ve yüreğine sağlık… tebrik ederim zaynepcimm aynı performansı başka konularda beklemekteyiz…
Dürüst olmanın ne kadar önemli ve güzel bir davranış olduğunu topluma gösteren, yalın ve akıcı başarılı bir çalışma olmuş. Teşekkürler Zeynep.
Sağlıklı toplumların oluşmasının ilk basamağı ailede atılır. Toplum olarak kalkınmak için sağlıklı düşünen, soran, sorgulayan, araştıran, sorumluluk sahibi gibi bir çok olumlu özelliklere sahip bireylerin yetişmesinin temeli de ailede atılır ve bilinirki her çocuğun ailesinden alacağı temel bilgiler, onun gelecekteki başarısını belirler.Çok Güzel bir konuya değinmişsin zeynepcim Aile Eğitiminin önemini anlatan güzel bir makale tebrik ederim Son yazmış olduğun söz yapılması gereken herseyi anlatıyor sanırsam.
Gelecek bu kadar yakınken bizler artık adımlarımızı koşturmalıyız… ;)
Güzel Yorumlarınız için İsmail Hakkı Bey’e, Sevgili Arkadşaım Nagehan’a, Can Dostum Yasemin’e ve Değerli Bilgin Bey’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum…
Gelecek biz gençlerin elindeyse,zaman bu kadar hızlı ve gelecek bukadar yakınken bizlerde Adımlarımızı koşturmalıyız…
Ailelere düşen sorumlulukları güzel bi şekilde anlatmışssın canım.Yapılması gereken şeyler varken hiç bişey yapılmaması da tuhaf .. Tebrik ediyorum canım arkadaşım =))
Teşekkür Ederim Makbulecim..Elimden geldiğince anlatmaya çalıştım..
Evet eğitimin en önemli ve ilk basamağı ailede başlıyor;daha birey gözlerini hayata açtığında tanışıyor aile kavramı ile ve biliniyor ki bireyi etkileyen en önemli etkenlerden biri aile ikincisi ise sosyal çevre şu bir gerçektir ki; bilinçli bir aile bir bireği ne kadar dogru yetiştiyorda farkındalık,toplum değerleri, saygı sevgi birey hayata karşı bir o kadar da güçlü tutunabiliyor …
Emeğine sağlık Zeynep Hocam ..:)
Teşekkür ederim Nuray Hocam:)
Sizlerden bu konuda destek görmek beni onurlandırıyor… Demekki aile eğitimi hakkında daha çok yazmak gerek…
Tebrik ederim Zeynepcim.Çok güzel bir konuya değinmişsin. Tam öğrencilerimin anne-babalarına göndermelik musade edersen.
Tabiki Semanur hocam… elden geldiğince ulaştıralımkii milli şuurumuz genişlesin;)
Gerçekten önemli bir konuya parmak basmışsınız.teşekkür ederim
İlginiz için ben teşekkür ederim
Yazınızın akıcı bir üslubu var. Çoğu çocuk gelişim kitabı gibi. (Haluk Yavuzer/Çocuk Psikolojisi vs..). Pazardaki ekserî çocuk/kişisel gelişim kitapları ve söylemleri sizin de değindiğiniz gibi çocuğun bebeklikten bil-itibar ebeveyni tarafından zengin, sevgi ve huzur dolu bir ortamda yetiştirilmesini salık verir. Kötü de etmez. Elhak doğrudur!
Çağdaş pedagoji geleneksel aileyi eleştirir. Geleneksel aile eleştiriye, fikir hürriyetine, kişisel gelişime(!) tehammül edemez. Artık ”otonom” bireyler vardır çağdaş dünyada. Kendi kendini yöneten, kendine yeten… (Ama ne kadar ?)
Sekülarizmin ve liberalizmin içini boşalttığı aile müessesesi, çocuk ve habitusu; anne-baba münasebetleri mevzuunda yaşanan sapkınlıkların ve normalden sapan davranışların, yine çağdaş dünyanın birtakım soğuk kuramlarıyla çözülebilmesi ne kadar mümkündür?
Teknik bir parantez açmak istiyorum…
Çağdaş dünyanın sorunu bir ifrat ya da tefrit meselesi değildir. ”İfrat”, bir davranışın azami bir şekilde çok yapılması iken ; ”tefrit” asgari biçimde az yapılmasıdır. İfrat ve tefritin ikisine birden kadim alimler ”rezilet”derlerdi.(Bugünkü rezalet kelimesinin tam da kendisi.) İfrat ve tefritin ortası ise itidaldir. Yani denge,orta,yerinde olan, haddini bilen…
Mesela obezite bir ifrattır. Anorexia nervosa bir tefrittiir. Doyacak kadar yemek ise itidal. Peki soruyorum: Çağdaş dünyanın beşikten mezara kadar yaşadığı bu nevrozlar/psikozlar vs.. bir ifrat ya da tefrit meselesi midir? Dİğer bir tabirle ”rezilet (rezalet) midir?
Cevap : İkisi de değildir. Anlamın buharlaştığı seküler dünyada bu mesele az ya da çok yeme meselesi değildir. Olsa olsa avuç dolusuyla ”dışkı” yemektir!Tabirimi mazur görün. Bu tabirle çağdaş insanın artık ”yepyeni birşey” ile karşı karşıya olduğunu ima etmeye çalışıyorum…
Güzel yorumunuz ve verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyorum
Eline sağlık Zeynep, yazmaya başlaman güzel..daha spesifik konularda da bekliyoruz yazmanı…arkası gelsin.. başarılar
Teşekkür ediyorum hocam… çalışmalara devam ;)