Bireyselleşme Kavramı

9 Şubat 2012, 19:29

İnsanın toplumsal tarihi, onun doğal dünya ile bir bütün olma durumundan çıkıp, kendisinin çevredeki doğa ve insanlardan ayrı bir varlık olduğunu farkına varmasıyla başladı. Ancak bu farkındalık ,tarihin uzun dönemleri boyunca çok belli belirsiz kalmıştır. Birey, doğaya ve içinden çıktığı toplumsal dünyaya çok sıkı bağlarla bağlı olmayı sürdürmüştür. Ayrı bir varlık olarak kısmen kendisinin farkında olurken, aynı zamanda çevresindeki dünyanın da bir parçası olduğu duygusunu taşımıştır. Bireyin başlangıçtaki bağlarından koparak gelişme süreci, ”bireyleşme” denilen bu süreç, çağdaş tarihte Reform Çağı ile içinde bulunduğumuz dönem arasındaki yüzyıllarda doruk noktasına ulaşmış gibi görülüyor. Peki bizim toplumumuzda ”bireyleşme” denilen bu süreç nasıl ilerlemiş veya şekil almıştır.

Türk aile yapılarında anlam verilemeyen ve bir türlü kavranmayan tek olgu ”bireysellik” Aileler çocuklarının birer birey olduklarını, kendi kişilikleri olduğunu ve sırf onların menisinden oluştukları için aynı olmak zorunda olmadıklarını kavrayamadılar yüzyıllardır. 30 yaşına gelmiş bir erkeğin ailesiyle aynı evde yaşaması nasıl açıklanabilir ki? Bunu sadece erkek-kadın olarak ayıramayız elbette,bu kadınlar için de geçerlidir. Aileye bu şekilde bağımlı kalmak demek; ben kendi kişiliğimi görmezden geliyorum, kendi ayaklarımın üstünde durabilmek yerine hayatın acı ve tatlılığına kendim katlanmak yerine sizin arkanıza sığınıyorum demektir. Belki de doğu kökenli bir millet olmamızdan kaynaklanan bu yaşam stilini değiştirme vakti gelmiştir.

Bunun en güzel örneklerinden biri Almanya’dır. Onca savaş ve yıkıntıdan çıkan bu milletin yeniden güçlenerek doğuşu sanayinin dışında ”bireyselliği” en güzel anlayabilen ve uygulayan millet oluşlarından. Kendi bireysel haklarını bilen, kişiliğine sahip çıkan ve bunun getirdiği bilinç ile disiplinli çalışmaktan gocunmayan kişiler yetiştirmek toplumumuz için de yararlı olmaz mı?

Türklerde de bireysellik kültürü inceden inceye işlenmeye başlandı ve özellikle gençler arasında yaygınlaşıyor. Bizde önemli olan bir kavram ortaya çıkıyor; o da aile. Türkler için aile çok önemli. Aileyi mutlu etmek, gururlandırmak, kişinin kendisini de mutlu ve gururlu hissetmesini sağlıyor. Bilmemiz gerekir ki birey kendini dış dünyaya bağlayan göbek bağından ne ölçüde kurtulmuşsa, o ölçüde özgürdür; ya da kurtulmadığı ölçüde özgürlükten yoksundur. Elbette bu bağlar ona güvenlik duygusu, bir yere ait olma hissini verdiği için bundan kurtulması zaman alacaktır. Bu sürece girmiş kişiler yollarına devam etmelidirler. Yoksa kendi yaşama rotasını belirlemekten yoksun olan ya da bunu kendi çevresindekilere bırakan biri, kendi arabasının direksiyonuna başkasını oturtmuş acemi bir sürücü gibidir.

Arabanın sahibi sizsiniz fakat ona yön vermek sizin elinizde değildir. O sizi nereye, hangi koşullarda ulaştırırsa siz ancak o şekilde oraya varmış olacaksınız.Vardığınız yer iyi veya kötü, size göre veya değil herhangi bir değerlendirme veya beğenip beğenmeme gibi bir lüksünüz yoktur. Çünkü gelinen yer sizin değil, onun size uygun gördüğü yerdir.

Bengi Baytekin

 



İlginizi çekebilecek yazılar:

Bir yorum var

  1. alyosa | 15 Şubat 2012, 20:31

    Çok güzel yazı. Tam da ihtiyacımız olan şey: Birey olduğumuzu fark etme. Önce birey, sonra toplum… Sağlıklı düşünen bireyler sağlıklı toplumu oluşturabilir ancak.

Yorum yazın: