İçimizdeki Mülteciler
14 Temmuz 2011, 23:33
Bizlerle beraber aynı havayı soluyup, aynı sokakları ve caddeleri
paylaşan ve aramızda yaşadıkça hayata tutunmanın ilk yolunun bizlere
benzemekten geçtiğini bilen binlerce insan var göremediğimiz. Hukuki
statüleri ister mülteci ister sığınmacı olsun fark etmez, insanların
yabancı gözüyle baktığı, devletin çok zor görebildiği, siyaset
kurumunun ivedilikle görmesi gereken, halk arasında mülteci denilen
insanlardan bahsediyoruz.
Dörtnala gelerek Afrika’dan, Asya’dan ve Ortadoğu’dan, batıya doğru
bir kısrak başı gibi uzanan Anadolu’nun umuduna sığınmış, görünmez
insanlar olan mültecilerin dramı aslında hepimizin paylaşması gereken
bir acıdır. Bu coğrafyaların tüm zorluklarını aşarak sağ salim kendini
Türkiye’ye atanlar bu insanların ilk etapta şanslı olanlarından.
Vatansız Hemşeriler
Van’da sayıları 3 bini aşan ve burayı emanet vatan bellemiş
özvatansız kalmış insanlarla beraber aynı şehirde yaşayan Vanlılardan biri
olarak onlar için yeni bir şeyler yapılması gerektiğine inanan ve
bunun içinde onların varlığını içselleştirmiş olmanın rahatlığına
kapılmamaya gayret edenlerdenim.
Hepsinin yürekleri en az bir serçe kadar hassas, modernizmin
esintisinin uğramadığı topraklardan gelip aramıza karışıp, son derece
saygılı, hatırşinas ve gelecek adına ise dünyanın en kaygılı ama
çoğunlukla şükürdar olan kitlesinden bahsediyoruz bir taraftanda.
Bizden çok farklı dilleri konuşan, yer yer çekik gözlü, sarı tenli,
kendi aralarında sessizce konuşan ve dışarıda toplu halde görmekte
zorlanacağımız bu insanlar aynı şehirde ikamet ettiğimiz için geçici
dahi olsa birçoğumuzun hemşerisi aslında.
Hepsinin ayrı ayrı hikâyeleri var. Neden ve niçin geldiklerinin
detayını öğrenmeye kalkmak çok büyük bir zaman alır. İnsanın en önemli
amacı yaşamını devam ettirebilmektir. Biliyoruz ki topraklarından
fırtınalarla, sellerle sökülüp gelmiş bu insanlar, bizim
topraklarımızı bir liman olarak belirlemişler ve onlarda en azından
öncelikli olarak “nasıl” sorusuna tam olarak cevap veremeden bizimle
beraber yaşamlarını devam ettirme gayretindeler.
Mültecilere el uzatma vakti
Yetenekleriyle, zekâlarıyla yıllarını geçirdikleri şehirde körelip
gitmenin, eğitim alamamanın, devlet tarafından varlıklarının kabul
edildiği ama herkes tarafından yokmuş gibi davranılan bu
hemşerilerimize Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi, diplomatik ve
ekonomik istikrar sürecinde sımsıkı bir el uzatmanın vakti gelmedi mi?
Osmanlı İmparatorluğu bakiyesini devralmış, dış politikasında “Sulh”
ilkesini, benimsemiş ve ileri diplomasi hamlesini “komşularla sıfır
sorun“ konsepti üzerine oturtmaya çalışan ve bu yolda kararlı adımlar
atan Türkiye’nin kendi vatandaşlarına komşuluk eden Mülteciler için
yapması gereken çok şey var aslında.
Özellikle İktidar partisi açısından uzunca süredir yüksek sesle
vurgulanan ve siyasi söylevlerin bir özeti haline gelmiş olan
“Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü” şiarını tam anlamıyla
Anadolu’yla yeniden özdeşleştirmenin yolu Mültecilerden geçmektedir.
Bu noktada iktidar partisiyle beraber muhalefet partilerine de, insan
hakları konusunda duyarlılık seviyesi yüksek ve mülteci hakları
konusunda çalışan organizasyonlara çalıştaylar gerçekleştirmeleri
karşılıklı duyarlılıklardan ziyade çapraz duyarlılıklarını
geliştirmeleri gerekmektedir.
Burada düşülmemesi gereken yanılgı ise, önce bana oy veren kendi
vatandaşımın sorununa eğileyim, banane elin mültecisinden düşüncesine
kapılmamak olmalıdır. Gözleri pırıl pırıl parlayan mülteci
çocuklarının sokaklarda oyun oynayarak öğrenmeye çalıştıkları yarım
yamalak şiveli Türkçe ve Kürtçe konuşmalarına şahit olduğunuz zaman
belki de bu satırların ne anlama geldiğini daha iyi anlamış
olacaksınız.
Onlar aramızdalar, içimizdeler ve gidecekleri güne kadar nereden
gelirlerse gelsinler kendileri gibi değil bizim gibi olmak
çabasındalar. Yaşadıkları tüm acılara rağmen hayata tutunma çabalarına
bir hemşerileri olarak şahit olmak benim için güçlü bir enerji
kaynağı. Yarın hangi ülkeden kabul alacağını bilmeden, sınır dışı
edilme korkusuyla, yoksulluk içinde, devletin ilaç, gıda ve yakacak
yardımlarından da ihtiyaçlarını karşılayacak kadar olmasa da istifade
eden, hayırseverlerin, dernek ve vakıfların destekleriyle var olmaya
çalışan bu insanlarla biraz Afgan, biraz Fars, biraz Pakistanlı
olabilme şansına erişenlerdenim.
Örnek ülke Türkiye
Türkiye’nin Mülteciler üzerinden dünyaya önemli bir mesaj vererek
örnek ülke olması gerekiyor. Türkiye’ye iltica ederek sığınmacı
statüsü kazanmış kişilerin burada daha onurlu bir misafirlik dönemi
geçirebilmeleri için becerilerinden istifade edilmeli ve evrensel
insan hakları beyannamesinin gereklilikleri doğrultusunda yaklaşımlar
geliştirilmesi gerekmektedir. Bunu yaparken de Türkiye’yi bir sığınma
kampına dönüşeceği korkusuna kapılmamalıyız. Unutulmamalıdır ki bugün
dahi Suriye sınırındaki olaylara ve sonrasındaki diplomatik sürece
baktığımızda, Türkiye bölgesinde ilticayı var eden sorunlara karşı
inisiyatif alan bir ülke konumuna gelmiştir.
Bu kadar çok komşusu olan bir ülke olarak iltica Türkiye’nin bir
gerçeği olmaya devam edecektir. Bu ve olası iltica dalgaları
Türkiye’yi bölgesindeki istikrarsızlığın giderilmesi ve lider ülke
olma iddiasında çoklu ve çapraz duyarlılıklar geliştirerek inisiyatif
alması hususunda ivmelendirecek önemli bir unsurdur. Bunu yaparken de
ilk başta gelenekselleşen Türkçe olimpiyatlarında yabancı çocukların
Türkçe eforlarını alkışlayan devlet erkânımız ve ülke kamuoyu için
aramızda yıllarca yaşayıp ta Türkçe öğrenemeyen mültecileri medya
üzerinden görünür kılmamız gerekiyor.
Mültecilere Misafir Sigortası
Mültecileri yok saymadan ve görmezden gelmeden devlet ve millet olarak
kaçınmalıyız. Onlara aramızda yaşadıkları sürece “misafir sigortası”
yaparak sosyal güvenliklerini sağlamalı onları da en azından bir yeşil
kart sahibi yapmalıyız. Çocukların eğitim ve öğretimleri konusunda İl
milli eğitim müdürlüklerini yetkilendirerek müfredatımızı bu
misafirlerimiz için derinleştirmeliyiz. Ayrıca üniversite okuma hakkı
tanıyarak, yetenekleri yine bir sınava tabi tutulmak şartıyla ortaya
çıkarılmalı ve yabancı öğrenci statüsünde yüksek öğretim hakkı
tanımalıyız. İş imkânlarına erişimleri için İş ve İşci bulma kurumu da
bu konuda yetkilendirilmeli ve yasal çalışma hakkı verilmelidir. En
önemlisi ise mültecilerin yeteneklerinden istifade edilmesidir bunun
içinde bu konuda çalışan uzmanlardan oluşan bir heyete yapılacak
başvuruların değerlendirilmesi ve bu yeteneklerin körelmesine mani
olacak ve toplumsal faydaya dönüşmesinin yolunu açacak yarı resmi
kurumların oluşturulmasıdır.
Türkiye’nin önünde dünyaya rol model olabileceği, 2023 vizyonunu evrenselleştirebileceği,
uluslararası camiada statüsünü arttırabileceği önemli bir şans bulunmakta.
Hem mülteciler adına, hem de insanlık adına…
İlginizi çekebilecek yazılar:
Bir yorum var
Yorum yazın:

Yazan:




Kıymetli Dost Can Ozan,
Yukarıdaki yazını görünce, aynı kentin havasını paylaşan, üstelik tanışan iki insan olarak ikimizin benzer şeyler hissettiğimizi düşündüm ve mutlu oldum.
Bu önemli konu, bu güzel yazı için seni yürekten kutluyorum.
Antoloji sitesinde yayınlanmış olan “Mülteci” şiirimin bir bölümünü aşağıya kaydediyorum. Devamı sitedeki sayfamdadır.
En derin muhabbetlerimle,
………………………………….
Gezer iklim iklim, durmaz dolaşır,
Türlü kapıları iter mülteci.
Her türlü ortamda, her tür insanla,
Kâbuslar, düşlerle yatar mülteci.
*
Yerinden yurdundan kopup gelmiştir.
Gelirken de bir şeyleri silmiştir.
Kimi kayıtlardan da silinmiştir.
Eski resimleri tutar, mülteci.
*
Gemileri yakmış, dönüşü yoktur.
Zordadır ve çok zorlu bir düşü yoktur.
Çoğunun ekmeği yok, işi yoktur.
Korkuya endişe katar mülteci.
*
Her sınır bir duvar olur direnir.
Her duvarda kızgınlığı bilenir.
Biraz kırılır, biraz törpülenir.
Gözyaşını çok zor tutar mülteci.
*
Geldiği ülkede dilsiz, dil bilmez.
Ne, nasıl yapılır, yordam yol bilmez.
Selam veren olmaz, el tutan olmaz.
Gariptir, her türlü batar mülteci.
……………..
Şahbettin Uluat