Kapitalizm ve Eğitim

2 Ağustos 2009, 07:56

kapitaliz ve eğitimEğitim, toplumların gelişmesinde daha iyi bir topluma evrilmesinde en önemli araçlardan biridir. Bu kadar değerli bir araçta nasıl olurda kar amacı güdülür. Eğitim; toplumun/toplumların dünya ile barışık (doğaya sorumlu), çoğulcu ve paylaşımcı olmasını sağlayacak bir araçtır. Bu durumda kar amacı güdülemez. Bunun için eğitimin parasız olması gerekir; ama böyle olmuyor. Çünkü, eğitim bir avuç azınlığın (burjuvazi) çıkarlarına uygun şekillendiği için küresel iklim değişikleri, sınıf sömürüsü, yoksulluk vb. şeyler yaşanıyor. Yakın zamanda yök örgün öğretime %8 ikinci öğretime %10(0) (yüzde yüz zam yapmak isterken bazı bölümlerde %500 protesto sonucu yüzde ona indi) zam yaptı.

Eğitim; toplumun/toplumların dünya ile barışık (doğaya sorumlu), çoğulcu ve paylaşımcı olmasını sağlayacak bir araçtır.

Sorumlu/bilinçli  öğrenciler bu olayı Türkiye’nin bir çok yerinde  protesto etti ve bazı yerlerde polisin sert müdahalesiyle karşılaştı. Yök bu zammı yaparken daha iyi eğitim vermek  adı altında  yapıyordu. Peki eğitim sisteminin sorunu sadece maddi sorun mu; eğitim sisteminin içeriği sorun, zamlar sadece devletin ve yökün cebine gidecek kısmı yökün kendisi sorun, zaten yök 1960-1980 arasındaki öğrenci olaylarının engellenmesi için kuruldu. Amacı, neoliberal politikalara uygun tek tip öğrenci ve apolitik öğrenci yetiştirmek. Üniversitelerin olanakları yeterli değil belki; ama bu zamlarda halktan alınmamalı devletten alınmalıdır. Devlet militarizme (ordu) ayırdığı  paranın büyük kısmını eğitime yatırmalı ve eğitim diyalektik olmalıdır.

Bugün paralı eğitim yüzünden bir çok insan okuyamıyor/okula devam edemiyor. Kübada ilkokuldan başlayarak üniversite dahil bütün eğitim parasız ve insanlar ilgi alanlarına göre bilim dallarında okuyorlar. Bundan dolayı bebek ölüm oranı en düşük ülke, afrikaya ücretsiz doktor göndererek onların terdavisinde rol oynuyor ve bir çok örnek, ekonomisinin iyi olmayışının sebebi emperyalist ambargo. İşte bunların bilincinde olan sorumlu/bilinçli öğrenciler The Marmara otelin önünde yök çalıştayını protesto etti. “Harçlara değil maaşlara zam”, “pes etmeyeceğiz pes ettireceğiz”, “Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim” sloganları atıldı. Eğitim, bütün insanların doğal hakkıdır. Bundan kimse mahrum bırakılamaz. YÖK’E HAYIR, PARASIZ EĞİTİM

Okan Yolcu
Mustafa Kemal Üniversitesi
Biyoloji Bölümü 4. Sınıf
lamarck_00[at]hotmail.com

Peki Şimdi Hangisi?

20 Mart 2009, 05:26

peki şimdi hangisiArtık söylenmeli. Bir yazıya böyle başlayarak en kolayını seçiyorum: en sondakini şimdi söylüyorum; ekonominin elinden tutmalı, düştüğü bataktan çıkarılmalı. Ancak Türk ekonomisini bilirsiniz, genelde sermaye kesimleri düşmüş gelirleri ve açlık sınırlarını müjdeleyen ekonomik buhranları sevinçle karşılarlar, hatta indirim mevsimi ilan eder milleti ekmek alma derdinden uyandırıp mağaza vitrinlerine bakmaya bile zorlayabilirler(!) Krizle başlayan böyle iktisadi yazıları sevmesek de, durum böyle. Yani bizim de sıraya girip sayısal oynamamız, geleceğimiz açısından daha mühim gözüküyor.

Çin korkutucu nüfusu ve bir o kadar emek gücüyle sosyalist olduğunu düşünenlere inat acayip bir özelleştirme ve sözleşme takıntısıyla sosyalizm ve kapitalizm çevrimlerini birbirine karıştıracak gibi gözüküyor.

Sevgili hocamız Korkut Boratav yaptığı bir konuşmada şöyle diyor: ” ABD’den yayılan ekonomik kriz şöyle güzelim iki sebepten doğmuş olabilir; birincisi ABD emperyalizminin dış dünyaya saldırgan yayılmacı operasyonlarının masrafları artmış ve bunların maliyeti devletin sırtında bir yük teşkil etmeye başlamıştır, ikincisi ise ABD hanehalkının gelirine oranla tasarrufunu sıfıra inmiş ve tüketimin çok olmasından kaynaklanan borçlanarak büyüyen bir ekonomi haline gelmiştir.“ Tabi burada ABD ve kriz anılmışken diğer aktör ve “figüranların sözcüsü“  Çin’in adını anmazsak olmaz. Çin korkutucu nüfusu ve bir o kadar emek gücüyle sosyalist olduğunu düşünenlere inat acayip bir özelleştirme ve sözleşme takıntısıyla sosyalizm ve kapitalizm çevrimlerini birbirine karıştıracak gibi gözüküyor. Hatta gözüküyor demeyelim, zaten öyle. Şöyle ki; Çin müthiş işgücüyle ve işçilerini çalıştırdığı şartlar ile emek ücretleri münasebetiyle gerçekten dünya sermayesinin işine yarayan “dev üstü” bir ekonomi. Devlet sosyalist refleksten kaptığı nadir atılımlarla vatandaşını her türlü  “mecburiyete” (tüketim, üretim,…. vb) tabi bir donanım gibi kullanarak,  Çin ve sosyalizmi arasındaki uçurumu,  biz dışarıdakiler olarak,  daha iyi şekilde görmemizi sağlıyor.

Çin müthiş işgücüyle ve işçilerini çalıştırdığı şartlar ile emek ücretleri münasebetiyle gerçekten dünya sermayesinin işine yarayan “dev üstü” bir ekonomi.

Çin ABD’ye verdiği borçları geri alamazsa ne olacak?

Sanırım yaklaşık 97-98 yıllarından beri bir krizin içerisindeyiz. 97-98 çevre ekonomileri etkilemesiyle ve metropolü sıyırıp geçmesiyle (yine Korkut hocamın sözleri) sermayenin “Oh biz harika yerdeyiz zaten artık vursa da hiç olmazsa piyasa temizlenir, kötüler ayıklanır, kapitalizm kendini yeniler, biz de bu arada liberal düşünce ile açılımlar sayesinde siyaseten de rant sağlarız.” etiketine yutulması imkansız koca bir taş eklemiştir. Bu taşın üzerinde Kamu ve Devletçilik yazıyor. Gerçi bu taş hepimizin başına geliyor. ABD’de devlet batan bankaların elinden tuttu, bu Türkiye’de devletçilik ilkesine dayanılarak sıkça başvurulan ya da başı ağrıtıyorsa “özelleştir gitsin bakanım” sözleriyle hemen unutulan o biricik ilkemizle acayip bağlantılı ve yerinde bir tespit olur. Devlet ve piyasa ilişkisi artık bir baba-oğul ilişkisine dönmüştür. Piyasa aktörleri egemenin sağlığına duacıdır, ondan başka da bir istekleri yoktur zaten. (bir tek istisna şey isteyebilir; kamu hizmetlerinde hizmeti parçalamasını, çünkü kapitalizm artık işçi ve emekle değil sosyal güvenlikle uğraşıp acayip karlı bir iş çıkarmakta). Vaziyet bu haldeyken geleceğin dünyasında Çin parasını alamazsa ne olacağı gerçekten belirsiz. Ancak iktisatçılar şöyle diyor: a)faizler yükselecek b)hazine  bonolarının değeri düşecek  c)bunlara bağlı olarak dolar düşecek (!)

İçinde bulunduğumuz kriz kapitalizmin krizidir ancak kapitalizmin sonu değildir; çünkü kapitalizmdir. Kapitalizm hep kriz halidir çünkü diğer taraf da hep refah devletinde yaşadığını zanneder.

Her ne kadar bu kadar karmaşık iktisat kehanetlerinin içinden çıkamamış  olsam da kısaca şunu bilmekte yarar var. İçinde bulunduğumuz kriz kapitalizmin krizidir ancak kapitalizmin sonu değildir; çünkü kapitalizmdir. Kapitalizm hep kriz halidir çünkü diğer taraf da hep refah devletinde yaşadığını zanneder. Böyle bir yazı şöyle bitmeliydi ” güzel günler göreceğiz çocuklar…” ancak ben daha farklı bir şey söylemek istiyorum “yüksek dolarları aldınız ancak dikkat edin elinizde patlamasın çocuklar…” (!)

Burcu Tetik
burcu.tetik[at]gmail.com

İktisatla ilgili bir yazı

18 Mart 2008, 15:09

“Rise up, study the economic forces which opress you… They have emerged from the hand of man just as the gods emerged from his brain. You can control them.”
Paul LaFargue

İnsan oğlunun dünyayı anlamak için geliştirdiği bilimsel yöntemlerden bir tanesidir iktisat. Sosyoloji, siyaset bilimi, antropoloji, matematik, felsefe gibi diğer bir çok pozitif bilimde farklı soruları farklı açılardan sormasına rağmen insanoğlunun ortak bir gayesine işaret eder: Yaşadığı dünyayı daha iyi anlayabilmek ve daha yaşanabilir bir dünyanın oluşumuna hizmet etmek. Bu konuda bilimsel yaklaşımlardan daha fazla insanlığa hizmet etmiş bir güç yoktur.

Peki, iktisat bilimi neyin peşindedir? Ders kitapları kısıtlı kaynakların etkin kullanımı üzerine çalışan bilim insanlarının uğraşı alanı olarak tanımlasa da politika ile yakınlığı iktisat biliminin toplum yaşamındaki yerini çok daha karmaşık hale getirmiştir. Ancak şunu hemen vurgulamak gerekir ki iktisat öğretisi bugün politik alanda yansımasını bulan uygulamalardan çok daha zengin ve derindir. İktisada kasvetli bilim (dismal science) ünvanını kazandıran Malthus’un karamsar yaklaşımları olsa da bugün hala iktisadi olana kuşkucu yaklaşımın ardında iktisat politikalarının oluşturulmasında öğretideki zenginliğin aksine “one-fits-all” yaklaşımlarının benimsenmesidir. Washington uzlaşısı olarak ifade edilen ilkeler bunun en güzel örneğidir.

Ekonomileri güçlü ülkeler, tıpkı geçmiş yüzyıllarda askeri açıdan güçlü imparatorlukların yapmış olduğu gibi bu güçlerini lehlerine bir düzen kurmaya çalışabilirler ama bunun karşısında uluslararası örgütlenmeler (UN,OECD, WTO) daha katılımcı bir yapı yoluyla küresel sorunlara çözüm üretmeye çalışıyorlar. Ancak bu örgütlerin de ABD gibi güçlü ülke çıkarları tarafından yönlendirildiği öne sürülebilir. Bir ölçüde yukarıda da belirttiğim gibi bu tez doğrudur. Ancak bu durum sorunun kaynağını yanlış yerde aramamıza neden olmamalıdır. Örneğin bugün ABD ve Avrupa dünya üzerinde güçlü bir konuma sahipse bu sadece dünya üzerinde hegemonya kurdukları için midir? Yoksa başka sebepler aramalı mıyız? Kalkınma iktisadı yazını bu konuda yeterince ışık tutucudur.

İktisada “inanmayarak” en önemli araçlarımızdan birini daha yolun başında kaybetmemeliyiz. Eğer sorun inanıp inanmama konusunda düğümlenecekse benim düşüncem öncelikle kendimize inanmamız gerektiğidir.

Not: Yunus Melih ÖZDAĞ’ın 18 Mart 2008 tarihinde yayınlanan yazısı üzerine.