Türkiye’deki Demokrasi Gerçeği

31 Aralık 2009, 01:06

2002, 2007 seçimleriyle  tek başına iktidari ele geçiren  AK parti hükümetiyle birlikte toplumda siyasal, sosyal  ve ekonomik olarak bazı  çalkantılar  yaşandı. İkditar koltugunu devralmasıyla birlikte AK Partinin meşruyiyeti tartışılmaya başlandı.

Biliyorsunuz, bizim ülkemizde seçim sonucları bazı kesimler için  bir anlam ifade etmez ve bunun meşruyiyeti sürekli olarak tartışılmaya başlanır.

Şüphesiz bu söylediğimiz sorunlardan AK Parti’de nasibini fazlasıyla aldı. Nedeniyse  malumunuz AK Parti kadrosunun Refah Partisinden gelen kesimler tarafından kurulması ve milli görüş çizgisine sahip  olmasıydı. Bu saydıgımız nedenler AK Partinin eleştirilmesi için yeterli değil mi sizce.

Oysa bizim ülkenin gerçek sahipleri var onlar dururken başkalarının iktidarı ele geçirmesi hazmedilir şey degildir. Bu kesimin kim oldugunu hemen anlamışsınızdır! Cevabı bildiniz:CHP

Yıllarca iktidar özlemiyle yanıp tutuşan, laiklik söylemi dışında başka siyaset üretemiyen, demokrasi diye tutturan bir o kadarda parti kapatılması konusunda elinden geleni ardına koymayan bir kesim… Artık uyan kendini demokrat, laik çağdaş sayan CHP, halkın artık bu yalanlara karnı tok; yeni söylemler geliştir yoksa iktidar özlemiyle yanıp tutuşmak zorunda kalıcaksın. Oysa insan dedigimiz kendi alevlerinde yanmaya hazır olan  ve  kendini en iyi şekilde yenileyebilen kişi  değil mi? Sende öyle yap işin dogrusu bu gerisi laf-ı güzaf.  Eeeee  bu kadar muhalefet partisine verip veriştirdikten sonra iktidar partisini de es geçmek olmaz.

AK Parti’nin 2007 seçimlerinde  aldıgı %47 lik başarı sonrası başı bir hayli döndü; belki  de bu başarıyı kendileri bile beklemiyordu. Yaptıgı reformlar ve çıkardıkları yasaları ele alırsak muhalefet partisini dikkate almayıp kendi bildiklerini okumaları, kendilerinin çoğunluğun temsilcisi sayıp geriye kalan kesimi hiçe  sayması demokrasiye bir bakıma gölge düşürmedi mi?

Oysa demokrasi dediğimiz kavram halkın çoğunluguna karşı azınlığın haklarının savunulması değil mi? Malesef demokrasi  o kadar oynak ki nereye çeksen oraya gidecek  tarzda bir şey.

Demokrasiyle başa gelip dünyayı kasıp kavuran faşist diktatörlerimiz var kim mi Hitler ve Musolini…

Demokrasi çağımızın en iyi yönetim şekli kabul edilmekte ve dünyanın çeşitli ülkelerinde farklı rejimler adı altında  boy göstermekte, bizde ise yavaş yavaş oturtulmaya çalışılmakta ama malesef  yanlış kullanılması sonucu biraz  karın ağrısı yapmaktadır. Oysa reçetesi bir hayli basit: Farklı görüşleri sindirebilmek ve bunları hazmedebilmek ama bu sanıldıgı kadar kolay gorünmüyor.

Çünkü biz bunu kaldıracak kültürel donanıma sahip degiliz. Son günlerde ülke gündemini bir hayli meşgul eden türban konusuna ve AK Parti lehine açılan kapatma davasına değinmeden edemiyceğim. Bilindiği gibi iktidar partisine  açılan kapatma davasının kökeninde türban konusu yatmaktaydı; ama AK Parti ısarcı ve aceleci tutumundan dolayı  bir çuval inciri berbat etti. Ben dünyanın neresinde olursa olsun temel hak ve özgürlüklerin en iyi şekilde yaşatılmasından yana tutum sergileyenlerindenim. Türban konusunda AK Partinin yeterince samimi olmadığının ve bunun altında idolojik temellerin yattığının kanatindeyim. Eğer gerçekten samimi  olmuş olsalardı,  önce Alevilerin sorunları halledilmeye çalışılırdı. Böylece  iktidarın bir nebzede olsa diğer mezheplere mensup insanların  pürüzlerini  çözme konusunda gereken hassasiyeti gösterdiğini, farklı  inanışlara eşit mesafede durduğunu ve görevlerini en iyi şekilde yerine getirdiğini anlardık.

Bugün özgürlüklerin en iyi şekilde yaşatılmasından yana tutum sergileyen liberal aydınlarımız ve hükümetimiz kendi fikirleri dışında farklı görüşlere tahammülü olmadığının kanaatindeyim. Mecliste iktidar ve muhalefet arasında yaşanan sert tartışmalardan sonra  türban  yasası  meclisten geçti. Bu durum cumhuriyetin koruyucuları tarafından sakıncalı görüldüğünden, demokrasi ve laiklik ilkesini zedelediği için AK Parti lehine kapatma davası açıldı. Bu kapatma davası demokrasimiz açısından içler acısı bir durum olarak nitelendirilmektedir.

Biz toplum olarak yapılan  reformları başkalarının zoruyla kabul etmeye alıştığımız için(AB süreci)  bazı konuların ülke içinden siyasiler tarafından dile getirilmesi durumunda hemen baş kaldırmaktayız. Toplum olarak  maalesef  kendimizi yönetemeyecek kadar aciz durumdayız.

Osmanlıdan günümüze kadar yapılan reformlara bakın sürekli Batının zoruyla ve dayatmasıyla bazı şeyleri kabul etmişiz. Önümüzdeki günlerde  kapatma davası belli olacak, sonuç şimdiden belli; kapatılmayla karşı karşıya bir parti. Peki sonuç sizce Türkiye için ne gibi sonuçlar doğuracak?

Yorumu size bırakıyorum ama;  şu da bir gerçek ki demokrasinin ağır bir yara alacağı. Neyse canım dert etmeye  gerek yok, biz ülke olarak 1960, 1971, 1980 son olarak  28 Şubattaki askeri darbeyi atlatmışız. Biraz zor da  olsa bunu da toplum olarak hep beraber atlatmasını  biliriz. Çok şükürler olsun ki bizim cuntacılarımız ve jakobenlerimiz var, onlar varken korkmaya hiç mi hiç  gerek yok.

Cem Bulat
Erzurum Üniversitesi
İletişim Bölümü
cembulat62[at]hotmail.com

Her Meclise Bir Gençlik Temsilcisi Kampanyası!!!

12 Ocak 2009, 22:45

her meclise bir gençlik temsilcisi kampanyasıher meclise bir gençlik temsilcisi kampanyasıUlusal Gençlik Parlamentosu “Her Meclise Bir Gençlik Temsilcisi” Kampanyası

21 – 25 Aralık tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Ulusal Gençlik Parlamentosu “Gençlik ve E-Katılım” zirvesinin en önemli çıktısı olarak “Her Meclise Bir Gençlik Temsilcisi” kampanyası başlatıldı.

“Her Meclise Bir Gençlik Temsilcisi” kampanyası, Ulusal Gençlik Parlamentosu tarafından 2006 yılında yapılan “Seçilmek İstiyorum” – milletvekili seçilme yaşının 30 dan 25 indirilmesi – kampanyasının devamı niteliğini taşımaktadır.

Gençlerin karar alma mekanizmalarına etkin katılımının desteklenmesi ve bu konuda kamuoyunda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen kampanya, 14 Ocak 2009 Çarşamba günü saat 11.00’da 73 il ve 92 kentte aynı anda başlayacaktır.

Yapılan planlama çerçevesinde “Her meclise Bir Gençlik Temsilcisi” kampanyası üç aşamadan oluşmaktadır.

  1. Yerel gençlik meclisleri ve milletvekilleriyle toplantılar; siyasi parti il, ilçe teşkilatları ve gençlik kolları ile görüşmeler; ve basın toplantıları, imza stantları yoluyla Belediye ve İl Genel Meclisleri için 25 -30 yaş arası gençlerin seçilebilir sıralardan aday gösterilmesi konusunda baskı yapmak.
  2. Kesinleşen belediye başkan adaylarını gençlerle buluşturacak panellerle, gençlik sorunları ve kent politikaları üzerine fikir alışverişlerinde bulunmak ve kent yönetimine gençlik bakış açısını aktarmak.
  3. Yerel gençlik meclislerinin, seçilmiş kişilerle görüşerek kent politikaları konusunda gençlik bakış açısını aktarmak ve bir takip mekanizması oluşturmak.

Ulusal Gençlik Parlamentosu Nedir?Gücünü yerel gençlik meclislerinden alan ve Türkiye’de bütüncül bir gençlik politikasının oluşturulmasını sağlamayı ve Ulusal Gençlik Konseyi modelinin geliştirilmesine katkı koymayı amaçlayan, Habitat için Gençlik Derneği kolaylaştırıcılığında oluşturulan ve yürütülen yerel gençlik platformları ortaklığıdır.

Yerel Gençlik Meclisi Nedir?

Gençlerin düşüncelerini açıkça söyleyebilmelerini, kendi sorunlarına sahip çıkmalarını özendiren ve gençlerin kent yönetiminde karar alma mekanizmalarına aktif katılmalarını sağlayan, gönüllülük temelinde Kent Konseyleri çatısı altında örgütlenen demokratik oluşumlardır.

KAMPANYA BASIN BİLDİRGESi VE DÖKÜMANLARINA: http://yfh.enpraxis.net/groups/her-meclise-bir-genlik-temsilcisi-kampanyas/news/kampanya-dokmanlar adresinden ulaşabilirsiniz.

Erdoğan’ın Çizgileri

2 Kasım 2008, 15:35

Kimi kesik kesik, kimi uzunca konduruluyor bu çizgiler yola. Yol iki günde onarıldı. Dün, bugün… Yarına bir şey kalmadı. Ne yapılacaksa bu gün yapılmalıydı, yapıldı da…

Van’dayım, saat gecenin 10’u. Günlerden cuma ve yarın Erdoğan Van’a gelecek. Yollar yıkanıyor baştan başa; ama stratejik sayılan (Erdoğan’ın geçeceği yollar…) yollar. Erdoğan’ın geçeceği yollara ekstradan sıcak asfalt döküldü ve yol çizgileri çizildi. Çizgi aracı tam da önümden geçti. Araç beni geçince boya kokusunu aldım. Yoksa ön taraftan aracın ne işe yaradığını anlamam uzun zamanımı alırdı. Eee alışkın değiliz bembeyaz, tertemiz yol çizgilerine. Biraz şaşkınlık var, o kadar. Bu çizgiler işimize de yaramaz hani ya, neyse.

Beşyol (miting alanı) rengârenk. Beşyol çiçek çiçek. Öte taraflar yanıyor.

Ara sokaklardan yola girmek isteyen araçları polis hemen çeviriyor. Direnenler de uyarılıyor haliyle. (Yol, polislerle dolu, hepsinde de bir tedirginlik var.) Vanlı bu ya; polisin dalgın bir anında daldı yeni çizdirilmiş yola… Müşteri kollayan ve polislerle yolun ortasında muhabbete dalan bir başka Vanlı, arabanın arkasından seslendi; (Yan gözle de polisin tepkisini ölçüyor.) “Çizgilere basma!”

Nejat Uygur’un; “Halıya basma!” esprisi geldi aklıma. Ama bu daha bir orijinal duruyor. Demek, söz konusu Erdoğan olunca, çizgiler daha değerli oluyor. Komik. Komik ama, en okkalısından düşündürücü bir manzara…

Ertesi gün (1 Kasım 08/Cumartesi); Van’da bir yol… Bu yol yukarıda zikrettiğimiz İskele Yolu. Çizgiler hala duruyor ve hala tertemiz. Sağda solda yine polisler koruyor yolu. Erdoğan’ın dönüşü için temiz durmasını sağlıyorlar (yine oradan dönecek ya). Oysa malum yolla aynı doğrultuda olan ve iki yüz metre ötede duran yol, işin iç yüzünü yansıtıyor. Bu yolda da 5 araba yan yana; kimisi alev alev yanıyor, kimisi devrilmiş, camlar parçalanmış. Yol güzergâhındaki mağazaların camları indirilmiş. Atılan tekme izleri duruyor. Beş yüz metre yukarıda ise Erdoğan, malum ses tonuyla konuşma yapıyor (konuşuyor). Ülkenin güllük gülistanlık taraflarından dem vuruyor. Halk gergin, ne yapacağını bilmez bir durumda; kimisi Erdoğan’ı dinliyor, kimisi onu dinlerken etrafını kolluyor. Öte yandan kimisi de girebildiği ara sokaklarda elinden geleni ardına koymuyor. Havaya tedirginlik, korku hakim. Gökyüzünde helikopter, daire çizip duruyor. Beşyol (miting alanı) rengârenk. Beşyol çiçek çiçek. Öte taraflar yanıyor.

“Yaprak döküyor bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe.”

Erdoğan konuşurken, kenar mahallelerde, halk polisle karşı karşıya… Bu durumdan ne polis memnun, ne de halk. Ve sokaklar tutulmuş ve beyinler allak bullak. Umutsuzluk var insanların bakışlarında. O bakışlar çok şey istemiyor aslında. Birileri oturup dinlese dertlerini ve bir adım atmaya meyil etse her şey düzelecek. Sonra adımlar atılacak, sonra bütün yollar, İskele Yolu gibi güzel olacak. Bir adım… Bu haliyle; “Yaprak döküyor bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe.”

Halk doğalgaz istemiyor. Zaten malum, gaz gelse bile halkın büyük bölümü kullanamayacak. Kullanabilenler ise her halükarda ısınıyor. Önce yürekler ısıtılmalı, halk gelecekten umutlu olmalı. Yok sayılmamalı. “Tamam, varsın ama…” da denilmemeli. En önemlisi özgür olmalı.

Biraz yaklaşabilseydim Erdoğan’a; “Parmağımı uzatıp, gökyüzünü kirleten barut dumanlarını gösterecektim.” Görür müydü acaba? Zaten biliyor.

Ah şu umutsuzluk! Umuda dönmesi için bir adıma muhtaç olan umutsuzluk…

Murat Köprü
Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği 5.Sınıf
m.kopru[at]gmail.com