Ben Büyüdüğümde..

10 Kasım 2009, 00:14

balıkçıBen büyüdüğümde balıkçı olacağım baba!Bisikletimle göl kenarında balık tutacağım.Bisikletimle baba, misinamı sallayacağım ve balık tutacağım.Göl kıyısında baba, mavi suların kenarında, bir köprünün altına..ama çizme giyeceğim ayağıma, hani söz verdiğim gibi sana, ayaklarım ıslanıp hasta olmamak için.Baba balıkların canı acır mı ben onları tuttuğumda?Hem ekmek vereceğim onlara gelsinler diye oltama, sonra da yakaladıklarımı yeşil kovama koyacağım, hemen ölmesinler baba, eve getirip birlikte pişirinceye kadar yaşasınlar.Balıkların da hayalleri var mıdır baba?Benim gibi, hatta senin gibi..bizler gibi yani..Hani var ya bir şeyi çok istersem gerçekleşecek olan ama aynı senin beni istediğin gibi mesela, hani senin verdiğin kitapta yazıyor ya baba, evrenin tüm ruhunun yardım edeceği hayaller.Hani benim var ya balıkçı olacağım gibi; sahici, samimi.Fırsatsız.Kaygısız.Hani geçenki gibi, ben ağlamıştım ve sen beni kucağına almıştın ya öyle işte..ama o zaman kırmızı bisiklet istemiştim baba ve gece dua etmiştim Allah babaya; ama senin paran eksik kalmıştı ve alamamıştık, o yüzden ağlamıştım hatırladın mı?Ama hani gerçek olacaktı onlar, hepsi..Sazlıkların yanındaki misinam da mı gerçek olamayacak baba?Sırf çok istediğim için..sadece içten içe ağladığım ve istediğim için yada?Kitap yalan mı söylüyor baba, hani evren- hani tek bir kum tanesi ve tüm harikalar..ama olmamalı baba olmamalı..Çünkü diyor ya, bir kere olan ikince kere olmaz ama iki kere olan mutlaka üçüncü defa gerçekleşecektir..Hani ben senden sucuklu yumurta istemiştim, ama sucukçu kapalıymış da sen sadece yumurta almıştın akşam bana, bir de dedim ya kırmızı bisiklet ve hani şu önü yuvarlak ayakkabı ve diğerleri baba.. bu doğru işte yalan yok..Hani baba ben yolumu şaşırdım, ondan evren bana ders veriyor, aynı kitaptaki İngiliz gibi..Ama gerçekleşmesini o kadar çok istiyorum ki sazlıkların yanında, ördeklerin, kurbağaların yakınında, yağmurda ama ıslanmadan, misinamla balıkları dinlemek istiyorum, suyun sesini sonra.Mucizeye inanmak, kaderimi değiştirmek belki de..Yazgıma egemen olacağım baba, mutluluğumu kuracağım ve hayatım o kadar basit olacak ki kimse elimden alamayacak onu..Ve bisikletim kırmızı olacak baba.Kırmızı,Kıpkırmızı,Kan kırımızı..Baba!!Ölme baba,beni bırakma..hayır baba..hayır..bunu da o kadar istemiştim ki..Gerçek olmayacak, istemiyorum tamam işte seni istemiyorum o yüzden gerçek olamaz bu, bisiklet gibi aynı.Sevmiyorum seni!!Gitme baba; babam..Ben hiç çiçekleri koklayamadım baba, bir çocuk gibi..senin beni kokladığın gibi..Sırf ölmesinler diye ama baba, ama seni kokladım baba, şimdi de son kere kokluyorum..Sabah olunca, gökten kaybolacak yıldızlar ve seni uğurlayacağım..Babam..

Fotoğraf(lar) ve Anlam(lar)

27 Eylül 2008, 22:09

Hayat dijital kayıtlarda kendi sırlarını  afişe etmeye devam ediyor. Tamamlanmamış hikayeler, yaşamlardan kesitler bizlere  paketler dolu anlamları kucağımıza gönderiyor. Ne kadar çok anlamları yaşamsallaştırıyoruz ve ne kadar çok üzülüyoruz. Garip olan şu ki dijital kayıtlardan bize gelen bütün acı şeyler elden ele dolaşıyor ama kimse intihar etmiyor ve yaşam olduğu yerden devam ediyor. Ağlarda dolaşan tanrı bizi çok mu duygusuzlaştırdı  yoksa gerçekten vicdanımız mi elimizden alındı.

Yaşam oduğu yerden devam ediyor. Güncel imgelerin büyük çoğunluğu sefil ve vahşi insan görüntüleri sunmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Aşırı anlamla yüklü bu imgeler bizde duygular yaratıyor olsaydı; Adorno’nun dediği gibi yaşamın artık yaşanmaz hale geldiğini görür ve ölmeyi tercih ederdik. İmgeye yüklenen içeriğin bizi etkilemesi için bu imgenin kendiliğinden ortaya çıkması ve kendi anlamını dayatması gerekmektedir.

Garip olan şu ki dijital kayıtlardan bize gelen bütün acı şeyler elden ele dolaşıyor ama kimse intihar etmiyor ve yaşam olduğu yerden devam ediyor.

Dünyanın ne kadar sefil  bir yer olduğunu anlamak için bir mankenin yüz ve vücut hatlarının en az bir afrikalının iskeleti andıran görüntüsü kadar etkili olduğu söylenebilir. Bakmayı bildiğimiz taktirde aynı vahşetle her yerde karşılaşırız. Aslında dünyanın kendisi kendi fotoğrafını çekmeli; bize bizim algılayamadığımız bir dünya sunmalıdır. Fotoğraflara anlam yüklemek nesnelere poz verdirmeye benzer. Çünkü nesneler bakışların kendilerine yöneldiklerini hisettikleri anda anlamı yaymaya başlamaktadırlar.

Fotoğraf makinesiz bir fotoğrafçı olabilmek ve dünyayı makine olmadan dolaşıp fotoğraflamak, kısacası fotoğraf olayının ötesine geçerek, şeyleri sanki imge ötesi varlıklarmış gibi görmek sanki fotoğrafları bir önceki yaşantımızda çekmişiz gibi bir duygu yaşayabilmek ne müthiş olurdu.

Aslında dünyanın kendisi kendi fotoğrafını çekmeli; bize bizim algılayamadığımız bir dünya sunmalıdır.

Her özgün imge bizim için istisnai bir değer taşımalı, çünkü tüm özgün olanı unutmamızı istemektedir.Hikayelerin içiçe geçmesini engellemeliyiz.

Fotoğraf Çekmenin Sakıncası veya Yeni Makinelerle Fotoğraflamanın Sakıncaları

* Dijital olan şey bize sonsuz özgürlük tanıyarak (seçeneklerimizin olması, değiştirme ve form verme özgürlüğü) sanat üzerine iktidarlık kurmamız ve yüklediğimiz anlam doğrultusunda çekme şansını verir. Bu durumda önceden anlamlandırdığımız şeyin yaratıcılıkla ilişkisi olamaz. Sadece tasarladığımız şeyi fotoğrafta görüyoruz. Dolayısıyla  çağcıl olan ve toplumsal  beğeni ölçülerine uygun  çekilmiş fotoğraflarla kendimizi tatmin etmiş oluruz. Doğadaki anlamı bulmaya çalışmak yerine kendi anlamımızı tekrar etmiş oluruz. Yani kısacası nesneyi ışık hızıyla veya “oluş” şeklinde çekeceğimize olması gereken ve olabilirlik üzerinden çekmiş oluruz.

* Sine – kentler, foto – kentler yaratma başlıyoruz ki doğa da anlam eğer gerçekten varsa öldürüyoruz. Flash patladığı an romantizm biter. Bütün mekanlar ve anlamlar bize bizden daha yakın konumdalar. Oysa düşünsel yolculuklar keyiflidir; anında karşımızda olan pornografik imge değil (resmin emek ve arayış sonucu değilde bir tıklamayla ulaşılması anlamında kullanılmasına pornografik imge diyorum).

* Eskiden aynı yerlere yolculuklar bir çok kez yapılırdı. Şuan ise gittiğimiz yerlere ait çektiğimiz yüzlerce fotoğraf var elimizde. Bu durum ve başka sebebler (gitmediğimiz yeri görme arzusu daha önce gittiğimiz yerin arzusundan baskın çıkar çoğu zaman ve sonuçta doyumsuzlaşırız) gitmemizi engelliyor. Kendimizle birlikte getirdiğimiz fotoğraflar da özlem duygusunu belli bir zamandan sonra öldürüyor. Oysa bana göre anlam daha çok yolculukta geçirilen zamanda var ve doyumlarımızın ölçütünü bilmekte var. Tıpkı özel hayatımızda tek bir kadının veya erkeğin bizi mutlu ettiği gibi.

Bişar Bektaş
lerzek@hotmail.com