Batman For Vendetta

3 Ocak 2010, 00:39

Batman for Vendetta FilmiSinemada Batman’a Tim Burton’ın verdiği, Joel Schumacher’in yerin dibine soktuğu karizmayı ’Kara Şövalye’ adlı filmle Batman’a eski haliyle teslim etmiş Christopher Nolan. Konusu itibariyle Edward Norton’ın başrolde oynadığı ‘Sihirbaz’  filminden sonra pekte etkilenmediğim ama efektleriyle çok iyi olan ‘Prestij’de, Nolan bir patlama yapacağının sinyallerini vermişti ve Kara Şövalye, şimdilik bu patlamanın ta kendisi gibi duruyor.

2006 yapımı V For Vendetta’yı ağzı açık izleyenlerin ‘Ben Batman izlemem!’ dediklerine tanık oldum

2006 yapımı V For Vendetta’yı ağzı açık izleyenlerin ‘Ben Batman izlemem!’ dediklerine tanık oldum. Batman’ın maddi imkanlarını saymazsak aralarındaki tek fark bakış açıları. Batman düzenin kanunları doğrultusunda suçluyu cezalandırırken V ise, suçlunun zaten suça izin veren düzenin ta kendisi olduğuna kanaat kılıyor ve yakıp yıkıyor. Yani Batman hırsız bu kadar hırsız, katil bu kadar katilken devlet ne yapsın derken V, hırsızın bu kadar hırsız, katilin bu kadar katil olması devletin eseridir diyor.
Yakıp yıkma söz konusu olunca, filmin bence V ile eşdeğer görülebilecek tek karakteri Heath Ledger’in mükemmel canlandırdığı Joker’dir. Bu hususta zaten hukukçu Harvey Dent’e hastane odasında anarşi dokunuşlu  nutuk atıp Dent karakterinin yaradılışına son noktayı koyanda o olmuştur.Birde Batman’in bilek gücüne sahip olsa, V karakterine çok yaklaşırdı…

Filmin Ledger’in ölümüyle ün yaptığı görüşü ise bence filmi izledikten sonra palavra olup çıkıyor. Çünkü filmde mükemmel bir Joker izliyoruz ve bu film Ledger’in ölümüyle değil olsa olsa oyunculuğuyla ün yapar diyoruz.

Ayrıca bu film, iyinin kazandığı klasik bir mutlu son filmi de değil. Batman filmin sonunda Joker’i yakalıyor yakalamasına ama ortada kalan bazı cinayetleri ’’Gotham şehrinin iyiliği için’’ üstlenerek halkın gözünde katil olmayı kabulleniyor ve bir şekilde Joker’in ince zekasının kazdığı kuyudan kurtulamıyor. Bu sayede olası bir üçüncü film için geride  halkın gözünde ’kötü’ bir imajla var olacak bir kahraman bırakıyor ve film mutlu sonla biten süperkahraman masalı furyasından kendini kurtarıyor.

Filmin Ledger’in ölümüyle ün yaptığı görüşü ise bence filmi izledikten sonra palavra olup çıkıyor. Çünkü filmde mükemmel bir Joker izliyoruz ve bu film Ledger’in ölümüyle değil olsa olsa oyunculuğuyla ün yapar diyoruz. Mesela ben ve arkadaşım, birlikte Batman meraklısı olarak girdiğimiz sinema salonundan Joker hayranı olarak çıkmıştık.

Bu film elbette ki konusuyla, politik duruşu ve içeriğindeki ’slogan diyalogları’yla zenginleşen V For Vendetta ile boy ölçüşemez. Ama ’V’yi ağzı açık izleyen bir grup ’heyecanlı’ tarafından da küçük görülemez. Bu film, 2,5 saat boyunca hiç sıkmayan, aksiyon sahneleri çok uzun tutulmayarak iyi dengelenmiş bir film. Hala gösterimdeyken izleyin derim, bence çokta pahalı olan bilete verdiğiniz paraya değer.

Deniz Löktaş
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi
Peyzaş Mimarlığı
denizloktas[at]hotmail.com

Sarhoş Atlar Zamanı

9 Kasım 2009, 23:45

Bir teslim oluşun filmidir aslında bu. Sefalete, savaşa, drama aldırmadan yaşamak; ama doğuştan sahip olunan ezilmişliğe, gözyaşına teslim oluştur hem de. 4 kardeşin en büyük erkeğisindir ya da kardeşlerin en büyüğü olmak zorundasındır zaten. Kardeşin sakattır ve daha kötüsü yoktur aslında bir çocuk için. Babansa ölü bir kaçakçı artık, anne zaten zamanında bir çocuğuna kurban gitmiştir ta doğum anında. Bunlara rağmen senin yapabileceğin tek şey yaşamaya, büyümeye çalışmaktır. Gün olur ablanı alırlar elinden, bir at sırtında hem de. Hani kaçakçılık yaptıkları atın üstünde. Sadece bir katır belki de… Ve atlara verilen her alkol seansında sen içersin o alkolü zaman geçtikçe. Hayatsa halen bir dağın yamacına tırmanmaya çalışmaktan ibarettir, sırtında yükle. Ve kardeşin halen ‘hastalıklıdır’. Bir at üstünde, soğuğun en zemherisinde ablana merhaba derlerken, sen kristal gözyaşlarınla hoşça kal dersin. Üstelik ablanı alkışla karşılayanlar istemezler ‘özrü’. Yani kambur halen senin sırtındadır, yani kardeşin.

Ve atlara verilen her alkol seansında sen içersin o alkolü zaman geçtikçe. Hayatsa halen bir dağın yamacına tırmanmaya çalışmaktan ibarettir, sırtında yükle.

Kar yağar dağa, yere, göğe ama önemlisi hayatına. Katırına kaçak lastik yüklersin, sınıra götürmek için. ‘Özür’ de sırtındadır. Belki de insanlıktadır o ‘özür’ ya yine de senin kardeşindir ve halen tıbbi yardıma ihtiyacı vardır. Sınır ötesinde hem de. Bu sefer hava öyle soğuktur ki atlara 2 şişe alkol verirler, belki yola devam edebilsinler diye, belki de donmasınlar. Ya sana, sana ne vermeli yol için – seni ne sarhoş edecektir ya da -. Hem de sırtında kardeşine okul defteri getirebilmek gibi de bir zorunluluk varken. Yol çapraz diyagonallerdir izleyiciye göre ya da diz boyu kar. Ya gerçekte? Gerçekte çapraz pusu altındadır; gideceğin yol da döneceğin de. Ve katırın o kadar sarhoş o kadar yüklüdür ki, ne kadar kırbaçlasan da gidemez. İşte o zaman hayatın yamaçtan aşağı yuvarlanan lastiklere dönüşür. Belki de diz boyu dikenli bir tele; öbür tarafa.Sahne kapanır, film biter belki ama bu izleyiciyi masum kılabilecek midir bilinmez. Sahi filmden sonra Eyüp halen bir cam bardağı kırılmasın diye kâğıtla sarıyor mudur yoksa diyagonal bir karede kar üstünde mal mı taşıyordur yine?

Şu Afrika halkı! Onlar yemese de olur zaten, biz seyrettikçe onlar sefalete ve kıtlığa teslim olabilirler. Nasıl olsa kıtlığı biz çıkartmadık.

Arada sırada bu filmi, kıçımızda çıkan çıban gibi hayatımıza sokan yazar ve yönetmen Brahman Ghobadi’yi hatırlamalı ve teşekkür etmeli. Hayat bir teslim oluştur ya bir dağ yamacına ya da başka bir şeye ama nasıl olsa seyirci biziz ya, ‘biz masumuz’. Savaşan ve sefaleti yayan biz değiliz. Evet doğru biz değiliz ve belki de olmayacağız ama peki sürdüren? Neyse hadi şu besinlere değişik proteinler yüklesinler ve biz de karşı çıkalım. Bangır bangır bağıralım, eylem yapalım istemiyoruz diye. Ne de olsa onlar bizim besinimiz ve yapabileceğimiz bir şeyler olmalı. Ve şu Afrika halkı! Onlar yemese de olur zaten, biz seyrettikçe onlar sefalete ve kıtlığa teslim olabilirler. Nasıl olsa kıtlığı biz çıkartmadık. Ne de olsa biz halen ‘masum’uz. Hadi gidip şöyle güzel bir yemek yiyelim. Masumca ama üstüne dökmeden, bir de GDO’suz olsun ama.

Turgay Emir Yüksel
emiryuksel[at]yahoo.com

VİCDAN

4 Nisan 2009, 08:40

     erden kıral’ ın vicdan’ ı aynı zamanda çocukluk arkadaşı da olan mahmut, songül ve aydanur’ un arasındaki gelgitlerle dolu aşk üçgenini anlatıyor (anlatmaya çalışıyor ). mahmut, aydanur’ a aşıktır ama gider songül’ le evlenir ve evliliği boyunca da onu aydanur’ la aldatır. bunu öğrenen songül şaşırtıcı bir şekilde aydanur’ la yakınlaşır. songül’ ün malum sonu ile aydanur pavyonlara düşer; mahmut da cezaevine.
kısaca böyle özetleyebileceğimiz filmin genel havasına baktığımızda kıral’ ın isim vermeden kaçış sineması yapmakla eleştirdiği ( n.b.ceylan, r.erdem ve s.kaplanoğlu’ nu kast ediyor ) yönetmenlerden ayrı bir yere koyduğunu düşündüğüm zeki demirkubuz filmlerine fazlasıyla öykündüğünü söyleyebilirim. ama karakterlerini pavyona düşürmekle, filmi karanlık tonlara boğmakla, düşmüş karakterlere yer vermekle olacak iş değil bu. her şeyden önce erden kıral’ ın filmi kafası karışık bir film. kısa planlarla ardı ardına izlediğimiz fabrika ve işçi görüntüleriyle film, çatısı bunun üzerine kurulmadığı için ne toplumsal gerçekçi olabiliyor ne de hayatın sillesini yemiş ataerkil düzenin başını ezdiği ( ki mahmut karakteri başlı başına bir ataerkil düzenin vücut bulmuş hali olarak hem aydanur’ a hem de songül’ e hayatı dar ediyor ) kıyısından köşesinden hayatlarına tanık olduğumuz kadın karakterleriyle bir kadın filmi havasına bürünebiliyor (aydanur’ un televizyonda gözüne takılan beş altı erkeğin yere yatırıp kesmek için hazırlandığı debelenen kurbanlık görüntüsündeki metafor ise fazlasıyla bayağı ). kötü yazılmış senaryosından mı yoksa kısa sayılabilecek süresinden mi bilinmez, filmdeki geçişler hiç inandırıcı değil. ne aydanur’ u pavyona götüren sebepleri görebiliyoruz, ne songül’ ü aydanur’ la iş birliği yapmaya iten, aynı zamanda bir köprü üstüne çıkıp yaşadıkları kasabaya küfürler yağdırmalarının altında yatan nedenleri anlayabiliyoruz. daha doğrusu anlıyoruz ama bunu başaran film değil. işten eve dönünce yatağa uzanıp tavanı izleyen karakterlerle olacak işler değil bunlar ( biz bunun olmuşunu yakın dönemde k.ataman filmi ” iki genç kız ” da yemiştik ). erden kıral da bu geçişleri iyi bağlayamadığı için olsa gerek filmini ”üç ay sonra” lara ”iki yıl önce” lere boğmuş.
erden kıral’ ın röportajlarında böbürlenerek anlattığı o baş döndürücü kurguya ise ben filmde rastlamadım. kıral’ ın günümüzde çok başarılı örneklerini gördüğümüz c.nolan filmlerindeki baş döndürücü kurgudan anladığı şey bir sürü kısa planı ard arda dizmek sanırım; yoksa bunun için sağlam bir olay örgüsü gerektiğini de bilirdi.
yine bir röportajında erden kıral başrol oyuncuları çıkarıldığında filminin bir ”hiç” olacağını söylemişti. tevazu gösteriyor sanmıştım ama gerçekten de öyle. günümüz türk sinemasının potansiyeli en yüksek kadın oyuncusu olduğunu düşündüğüm tülin özen başta olmak üzere nurgül yeşilçay ve murat han filmin tek artıları. onlar da iyi yazılmamış karakterlerini inandırıcı ve etkili kılabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. bu arada, nurgül yeşilçay’ ı bekleyen tehlike artık iyice su yüzüne çıkmış durumda. bu çok yetenekli oyuncu sadece ”rol” kıstasıyla haraket etmeye devam ederse yakında kendi personasına hapsolup kalacak. murat han’ ın ise tv.de kötünün kötüsünü oynayıp sinemada hep iyi bir seviye tutturmasının nedenini ise motivasyonunda aramak gerek..

65. Altın Küre Ödülleri Sahipleri

16 Ocak 2008, 13:07

Altmışbeşincisi dağıtılan Altın Küre Ödülleri sahiplerine kavuştu. Her senenin aksine bu sene tören yapılmadı, bunun sebebi de Hollywood Aktörler Birliği’nin Senaristlerin sürdürdüğü greve destek vermesi, bu arada grev hala devam ediyor. Ödülleri kazananlar şu ise şekilde açıklandı;

Sinema – Drama:
En iyi film: Atonement
En iyi yönetmen: Julian Schnabel, (The Diving Bell and the Butterfly)
En iyi kadın oyuncu: Julie Christie, (Away From Her)
En iyi erkek oyuncu: Daniel Day-Lewis, (There Will Be Blood)
En iyi yardımcı kadın oyuncu: Cate Blanchett, (I’m Not There)
En iyi yardımcı erkek oyuncu: Javier Bardem, (No Country for Old Men)
En iyi animasyon: Ratatouille
En iyi senaryo: Ethan Coen ve Joel Coen, (No Country for Old Men)
En iyi müzik: Dario Marianelli (Atonement)
En iyi şarkı: Guaranteed (Into the Wild)
Yabancı dilde en iyi film: The Diving Bell and the Butterfly (Fransa-ABD ortak yapımı)

Sinema – Müzikal veya Komedi:
En iyi film: Sweeney Todd
En iyi kadın oyuncu: Marion Cotillard, (La Vie En Rose)
En iyi erkek oyuncu: Johnny Depp, (Sweeney Todd)

Televizyon:
En iyi drama dizisi: Mad Men
En iyi kadın oyuncu: Glenn Close, (Damages)
En iyi erkek oyuncu: Jon Hamm, (Mad Men)
En iyi komedi veya müzikal dizisi: (Extras)
Komedi veya müzikal dizisi, en iyi kadın oyuncu: Tina Fey, (30 Rock)
Komedi veya müzikal dizisi, en iyi aktör: David Duchovny, (Californication)
En iyi mini dizi veya film: (Longford)
Minidizi veya film en iyi kadın oyuncu: Queen Latifah, (Life Support)
Minidizi veya film en iyi erkek oyuncu: Jim Broadbent, (Longford)
Minidizi veya film en iyi yardımcı kadın oyuncu: Samantha Morton, (Longford)
Minidizi veya film en iyi yardımcı erkek oyuncu: Jeremy Piven, (Entourage)

65. Altın Küre ödüllerinin detaylarını goldenglobes.org ‘dan öğrenebilirsiniz.