Arsenal – Barcelona
1 Nisan 2010, 19:33
İsimlerinin büyüklüğü bile rakiplerini korkutmaya yeten iki muhteşem takım 31 Mart gecesi karşı karşıya geldi. 2006 yılı Şampiyonlar Ligi finalinde karşı karşıya geldikleri mücadelede Barcelona galip gelmiş ve kupayı kaldırmıştı. Finalin rövanşı niteliğindek bu maçta da Barcelona yine üstün taraf olarak dikkatleri çeken bir futbolla maça başladı. İki takımın da en büyük özelliklerinin topu ayağında tutmak ve rakibe üstünlük sağlamak olması maçın fazlasıyla yüksek tempoda geçmesini sağladı fakat Barcelona’nın bu işi rakibinden daha iyi yaptığı da aşikardı. Maç içerisinde rakibine %70′ e %30′ luk bir topla oynama yüzdesi sağlayan Barcelona adeta bir kabus gibi Arsenal’in üzerine çöktü. Rakibine karşı hiçbir varlık gösteremeyen Arsenal’de ise önce 27. dakikada A.Arshavin ardından 44. dakikada William Gallas’ın sakatlanması ve takımın en önemli ismi C.Fabregas’ın sarı kart görerek 6 Nisan’daki rövanşta cezalı duruma düşmesi de Arsenal için herşeyin daha da kötüye gideceğine işaretti. Bütün olumsuzluklara karşı kendi evinde rakibine direnen Arsenal, golsüz biten ilk yarı sonunda bu skordan memnun bir şekilde soyunma odasına girdi.
İkinci yarı ise Arsenal adına tam bir felaketle başladı, 22. saniyede sahneye çıkan Barcelona’lı yıldız oyuncu Z.İbrahimovic topu filelere göndererek Emirates Stadı’nı sessizliğe boğdu. İngiliz ekibi ikinci yarıya -yediği golün de etkisiyle- biraz daha ofansif bir biçimde başladı fakat beraberlik golünü ararken 59. dakikada Z.İbrahimovic bir kez daha sahneye çıktı ve farkı ikiye çıkardı. Acaba Arsenal’in bu sezon ki Şampiyonlar Ligi mücadelesi sona mı ermişti? Derin sessizliğin içinden birkaç bin Barcelona taraftarının sevinç tezahüratları duyuluyordu. Bundan sonrası Barcelona için çok kolay geçicek gibi gözüküyordu. Arsenal’in başındaki 14. yılını dolduran Arsene Wenger, 68. dakikada T. Walcott’u oyuna alarak son değişiklik hakkını da kullandı ve sanki takımına sihirli değneği ile bir dokunuş yaptı. Oyuna giren Walcott topla ikinci buluşmasında topu Barcelona filelerine göndererek farkı bire indirdi ve Arsenal’in daha coşkulu bir biçimde oyuna dönmesini sağladı. İhtiyacı olan kıvılcıma kavuşan Arsenal’in bu oyunu maçın temposunu da arttırdı. Öyle ki Arsenal oyuncularının yaptığı hücumlar ancak faullerle durdurulabiliyordu ve bunlardan birinde de Barcelona savunmasının göbeğindeki isimlerden G.Pique sarı kart görerek rövanş maçı için cezalı duruma düştü. Arsenal en azından beraberlik için yüklenmeye devam ediyor fakat Barcelona savunmasını geçemiyordu. Maçın 84. dakikası gelindiğinde ise, tur için Arsenal’in şansının döndüğü pozisyon gerçekleşti; ceza alanı içinde rakibini düşüren C.Puyol, penaltıya sebebiyet verdi. Daha da önemlisi kırmızı kart görerek hem kalan 6 dakikada takımını 10 kiş bıraktı hemde rövanş maçında savunmanın göbeğindeki partneri Pique ile birlikte cezalı duruma düştü. Penaltı pozisyonunda düşürülen kaptan Fabregas, penaltıyı kullanarak takımının beraberlik golünü attı ve 6 Nisan gecesi için takımının umutlarını yeşertti.
Lionel Messi
Ballon d’Or (Avrupa Yılın Futbolcusu Ödülü) son sahibi L.Messi Barcelona’nın tüm maçlarında olduğu gibi bu maçta da en büyük sihalıydı fakat gol vuruşlarında etkisiz, fiziksel olarak çok güçlü rakip oyuncular karşısında çaresiz kalan oyuncu son derece sönük bir performans sergiledi. Ancak ilk golde kendisini marke eden futbolcunun hatası ile İbrahimovic pozisyon bulup golü attı.
Tiera Henry
Maç içinde ayrı bir önemli olay ise 8 sezon Arsenal forması giydikten sonra Barcelona’ya transfer olan T.Henry’di. En son Highbury stadında Arsenal forması giyen yıldız Arsenal’in yeni evinde yine ev sahibi gibiydi. Arsenal’li taraftarlarca ayakta alkışlanan oyuncu maça 78. dakikada dahil oldu. Ev sahibi taraftarlarının açtığı “Welcome Home Tiera Henry” pankartı da gözlerden kaçmadı.
MİTHATPAŞA STADI
16 Mart 2009, 00:49
Beşiktaş tutkunu birisi olarak cumartesi akşamı yine televizyon karşısındaydım.Maçı vardı Beşiktaşımın Gençlerbirliği ile.Önemliydi,takım şampiyonluğa doğru gidiyor,rakipler puan kaybediyordu.Ama beni cumartesi akşamı televizyon karşısına bağlayan tek neden bir futbol takımı değildi.
Bir tribün oluşumu vardı bizi alıp yanına çeken.Felsefesiyle,heyecanıyla,ateşiyle,tezahüratlarıyla,pankartlarıyla….Bu öyle bir oluşumdu ki en gazozuna olan Beşiktaş maçını bile televizyondan 90 dakika izlettirebiliyordu.
Herşey hazırdı artık maça dair.Takımlar yavaş yavaş seramoni için orta yuvarlağa doğru yürüyorlardı.Tam bu sırada kamera Beşiktaşın kalbinden,yani Çarşının bulunduğu kapalı tribünden bir pankart gösteriyordu:”Sayın Cumhurbaşkanı gönlümüzün köşküne hoşgeldiniz”!Pankartın hazırlanışından yönetim destekli bir pankart olduğu ayan beyandı,Çarşının pankartı beyaz bir bez üzerine sprey boyayla yazılmış bir yazı olurdu,”A” larda malum “A” lardan…Hatta pankart açıldığı andaki”izin ver,yeni stada izin ver” tezahüratıda bu tezi destekliyordu.Kısacası yönetim işaret etmiş, kapalıda buna uymuştu.
Peki Çarşı Ruhu bunun neresinde kalmıştı?M.Kemal Atatürk dışında herşeye ve herkese karşı olan anlayış,karşı olmadığı tek insanın makamına yakıştırmış mıydı şimdiki cumhurbaşkanımızı?Ya da endüstriyel futbol adına ,daha çok rekabet ve para kazanma adına Çarşıyı Çarşı yapan İnönüyü yıkmayı göze alan bu anlayış var mıydı Çarşının felsefesinde?
Bu düşünceler sarmıştı bir anda etrafımı,acıyordu bir yerlerim ama tarif edemiyordum.Maçı izlediğim arkadaşlarımdan biri haykırıyordu gür bir sesle:”Nerde kaldı Çarşının solculuğu?”.Belki orada bulunan birçok kişiyi etkilemişti bu olay ama durumu en iyi o arkadaşımız özetlemişti!
İstiklal Marşımız okunmuş,bitmiş ve birden tribünlerden tempolu bir ses yükselmeye başlamıştı:”türkiye laiktir,laik kalacak!”.Duramamıştı yine içlerdeki asi ruh,patlamıştı bir yerinden.Toparladı bu ses ekran başında oturan Çarşının en çok “A” sına vurulmuş olan bütün taraftarları.İçimizdeki kuşku dolu “acabaları?” bir nebzede olsa siliverdi.
Maçın başında olan bütün bu gereksiz gösterişler olmamalıydı.Eğer olcaksa 85. dakikadan sonra “Gündoğdu Marşı” söylenmemeli,tribündeki “Son Barikat”pankartı indirilmeliydi!
Peki maç ne oldu?Beşiktaş adına üç güzel gol ve şampiyonluğa inancı arttıran bir mücadele hepsi bu kadar…Umarım yıkılmaz ne bu barikat ne de Mithatpaşa Stadı…..
b’AŞK’a
15 Mayıs 2008, 15:15
nerde tanıştık, nerden karşıma çıktın.
hatırlamıyorum.
ama üstündeki renkli elbisenin,
bir tutkunun başlangıcı olacağı besbelliydi.
çok koşturdun peşinden, hiç uyutmuyordun.
sürekli seni sayıklıyordum rüyamda,
o upuzun ismini, çocuk dilimde.
sen hiç pas vermiyordun, sürekli beni itiyordun.
sen çok büyüktün, koskocamandın.
yerden göğe kadardın.
“daha çok küçüksün yavrum,
büyü de gel” diyordun hep.
olsun.
ben seni karşılıksız sevmiştim
bir gün olsun bir şey beklemedim
evet, bazen beni çok üzdün.
bazen de farkında olmadan,
en derin mutluluklara gark ettin.
ama hiçbir zaman seni bırakıp da gitmedim.
ben seni kimseyle paylaşamazken,
sen kalbini milyonlara açtın.
herkesi kendine aşık ettin,
delicesine, çıldırırcasına.
ama yine de sana olan sevgimden hiçbir şey eksilmedi,
bilakis hep arttı, günden güne.
…
bak, ben artık büyüdüm, koskocaman adam oldum.
ve artık sen de inanmaya başladın bu aşkın büyüklüğüne.
bu öyle bir aşk ki;
ya ölümsüz olacaktı, ya da şuracıkta alacaktı canımızı
aşk
sarı
aşk
kırmızı




