İnsanın Evrimi
16 Aralık 2009, 02:28

Tarih boyunca insanlar nasıl varolduklarını açıklamaya çalıştılar ama o dönemler bilim ve tekniğin yeterince gelişmemesinden dolayı mistisizme sarıldılar. İnsan doğada yaşayan doğadan ayrı bir varlık olarak gösterildi. Eski dinlerde yarı soyut yarı somut düşünceler bulunurken tek tanrılı dinler tamamen soyut doğadan kopuşu getirdi. İnsan bir güç tarafından çamurdan yaratılmıştı. Oysa gerçekte insan doğadan gelen doğanın bir parçasıdır. Bütün canlılar gibi insanda bir evrim sonucunda oluşmuştur. Frederich Engels “maymundan insana geçişte emeğin rolü” kısımında şöyle yazmıştır.Tırmanma, ellere ve ayaklara farklı işlevler kazandırmaktadır ve yaşam tarzları yerde haraket etmelerini gerektirdiğinde, bu maymunlar yürürken ellerini kullanma alışkanlığını yavaş yavaş bırakmaya,dik biçiminde bir yürüyüş kazanmaya başladılar. Böylece,maymundan insana geçişte kesin adım atılmış oldu. Primat takımının iki alt takımı vardır. Prosimianlar ve Antropoidler yaklaşık 30 milyon yıl önce bu primatlar çağdaş antropoidlerin ataları tarafından yaşam alanlarından kovulmuştur.
İnsan doğada yaşayan doğadan ayrı bir varlık olarak gösterildi. Eski dinlerde yarı soyut yarı somut düşünceler bulunurken tek tanrılı dinler tamamen soyut doğadan kopuşu getirdi. İnsan bir güç tarafından çamurdan yaratılmıştı.
Antropoidler; insanlar, kuyruksuz büyük maymunlar,eski ve yeni dünya maymunlarını kapsar.İnsanla kuyruksuz büyük maymunların ataları miosen (25-14 milyon yıl önce) devrinde ayrılmışlardır. Orangutanlara yönelen evrimsel hat olasılıkla yaklaşık 16 milyon yıl önce insanlar şempanzeler ve gorillerin hattından ayrılmışlardır. Hogopanlar (insan, goril ve şempanzenin ortak atası bu türlerin ilk iki harfinden oluşmaktadır.) 10 milyon yıl öncesinden daha eski olamayan bir zamanda üç gruba ayrılmışlardır. Bu ayrılmanın farklılaşması coğrafi ayrışma ve üreme tecritini içerdiğinden türleşmeye yolaçmıştır. Miosen hominoidleri”dryopithecus ve ramapithecus” olarak adlandırılan iki ana gruba ayrılmışlardır. Hominoidler Afrika’da ortaya çıkmışlardır. Ramapithecuslar yaklaşık olarak 7,5 milyon yıla kadar yaşamışlardır.
Orangutanlara yönelen evrimsel hat olasılıkla yaklaşık 16 milyon yıl önce insanlar şempanzeler ve gorillerin hattından ayrılmışlardır.
Ramapithecus ve Gigantopithecuslara benzeyen kesin hominidler 4 milyon yıl öncesinde Doğu Afrikada yaşamışlardır.Yaklaşık olarak bu dönemde Australopithecus ortaya çıkar. Zoolojik ailemizin üyeleri ve atasal goril ve şempanzeden kesin olarak ayrılan en eski hominidlerdir(Australopithecus Aferensis). A.Aferensis kuşku götürmez biçimde insandır uzun süre iki ayak üzerinde durabilmektedir. 3 ile 2 milyon yıl öncesinde herhangi bir zamanda Homo’nun ataları ayrılmıştır. Homo habilis 2 milyon ile 1,6 milyon yıl öncesinde yaşamış ve Homo erectusa evrimleşmiştir.Homo erectus büyük bir beyne sahiptir daha yüksek zihinsel işlevleri düzenleyen beyin alanında genişleme olmuştur. Yaklaşık 500.000 yıl önce Homo sapiens ortaya çıkmıştır ve yaklaşık 100.000 yıl öncede Homo sapiens sapiens(modern insan) ortaya çıkmıştır. Bu arada Homo sapiens’in türü olan neandertaller 130.000 yıl önce ortaya çıkmış ama 35.000 yıl önce yok olmuşlardır.
Austaralopithecus iki ayak üzerinde durduktan sonra alet yapma/kullanma yeteneğini sürekli geliştirdi. Bu sayede beyin gelişti ve insanlaşmaya giden yol böyle oldu. Birbiri ile yakından ilişkili olan kültürel ve biyolojik değişimler Homo erectusu Australopithecustan ayırır. Paleolitik dönem 3′e ayrılır ve her dönem insanın evrimi ile ilişkilidir. Alt paleolitik dönem Homo erectus ile orta paleolitik Batı Avrupa ve Orta doğunun neandertalleri dahil arkaik Homo sapiens ile ve üst paleolitik Homo sapiens sapiens ile ilişkilidir. Aletlerin gelişmesiyle birlikte beyinde gelişti ama aletlere olan bağımlılık arttı. Aletlere olan bağımılık ise o üretim tarzına uygun toplum yaratmaya zorladı yani ilkel komünal toplum ile başlayan ve kölelik, feodal ve kapitalist yaşamı (sonrasında sosyalist yaşam) seçmediler buna uymak zorunda kaldılar. İnsanlar yaklaşık olarak son 6.000 yıla kadar “eşitlikçi” yaşadılar; ama ondan sonra üretim araçlarının gelişmesi ve özel mülkiyetin(devletin) ortaya çıkmasıyla birlikte eşitsizlik başladı ve özel mülkiyetin kaldırılmasıyla sona erecek.
“Yararlanılan Kaynaklar”
*Doğanın diyalektiği F,EngelsAntropoloji İnsan çeşitliliğine bir bakış / Conrad Phillip Kottakokan
Okan Yolcu
Mustafa Kemal Üniversitesi
Biyoloji Bölümü 4. Sınıf
lamarck_00[at]hotmail.com
Tarihsel Materyalizm
11 Nisan 2009, 10:22
Karl marx ve Friedrich engels’in teorik yapıtı olan tarihsel materyalizm tarihi idealist mitlerle açıklamayıp diyalektik materyalizmin yasalarına(doğanın işleyiş yasaları)uygun şekilde çözümleyerek hem geçmişi anlatır hemde geleceği çizer.Karl marx’ın sözü bütün tarihi özetler niteliktedir.Bugünkü uygarlığa nasıl gelinmiştir?bazı simge(aristo,galelio,einstein) isimler sayesinde mi yoksa olay çok daha kompleks midir?sınıflar her zaman varmıydı? işte bu soruları yanıtlar ve gerçeğin çok daha kompleks olduğunu ve bir zamanlar sınıfların olmadığını anlatır.
tarih;sınıf savaşımları tarihidir.
karl marx
İnsanlığın ilk dönemlerinde insanlar her şeyi paylaşan bir yaşam tarzı içerisindeydiler.Bu döneme” ilkel komünal toplum “denir. üretim araçları ortaktır erkekler avlanır ve sonra kabileler bunu “eşit”paylaşırlardı.Kabileler arası savaş vardı ama bu savaşlar sonunda esirler “köleleştirilemiyorlardı”.Çünkü besin ancak herkese yetebiliyordu burada köleci topluma geçiş üretim araçlarının gelişmesi ve ürünün artması sonucu olmuştur.Demirin işlenmesi,ok yay yapımı,tarım sonucu ürünler arttıkça artık esirler köle olarak kullanılabilecek duruma geliyordu.Artık ufak bir kısım ürün köleye fazlası efendiye gidiyordu.işte üretim araçlarının özel mülkiyeti bu durumu getirmiştir.Böylece sınıflar ortaya çıktı.”efendiler ve köleler”başka bir ifadeyle üretim araçlarına sahip olanlar ve olamayanlar.Tabi sık sık köleler ayaklanıyordu çoğu pasif ayaklanmalardı iş yapmama,kaçma vb. Bunun dışında sınıf ayaklanmaları da olmuştur.bu ayaklanmanın tarihteki önemli isimlerinden biri spartaküstür bu dönemde devlet şekillenmeye yeni yeni başlar.hukuk ortaya çıkar devletin başında efendiler vardır yani bu zamana kadar devletin başında egemen sınıflar olmuştur.köle ayaklanmalarını engellemek için hukuk şekillenir idealist felsefe ve din bu durumu kabul ettirmeye çalışır.Zamanla üretim araçlarının gelişmesi sonucu kölelik düzeni ortadan kalkar ve feodal düzen ortaya çıkar.Feodal düzende kölelikte olduğu gibi toprak ağası artık serfi keyfiyetle öldüremiyor.ama üretim araçlarının özel mülkiyetinden dolayı toprak ağasına bağlıdır. Bu arada feodal düzende yeni sınıflar ortaya çıkmıştır zanaatçılar ve tacirler sonradan tacirler sınıfı burjuvaziyi oluşturacak sanayi devrimi sonucu burjuvazi feodaliteyi yıkacaktır.tam olarak kapitalizmin doğuşu 1789 fransız devrimidir.
Kapitalist toplumda, prolateryanın(işçi sınıfı) zaferi sonucu ortadan kalkacaktır.Böylelikle tarihin sınıf savaşımları olduğunu ve bir zamanlar sınıfsız bir toplumun olduğunu bunun tekrar olabileceğini gördük.
Kapitalizm’in Cezaevi Uygulaması ve Kapatılma
7 Mart 2009, 01:45
Halkın içinde olan belirli kilit isimlerin ve aydınların önüne geçe bilecek ceza sistemi uygulamaları on dokuzuncu yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkmıştır.
”..burjuvazi siyasi iktidarı ele aldığında ve iktidar uygulamasının yapılarını ekonomik çıkarlarına uyguladığında müsamaha gösterdiği ve bir anlamda Eski Rejimde bir türlü var olma imkanı, alanı bulmuş halkın yasa dışılığı onun için müsamaha gösterilemez bir hal aldı; ve mutlak anlamda susturmak gerekti..(1)”
” …belirli biçimler altında Eski Rejim’de müsamaha gösterilmiş olan eski halk yasa dışılığın tam anlamıyla imkansız hale gelmesi : Bütün halk tabakalarını genelleşmiş gözetim altına fiili olarak almak gerekmiştir.(2)”
Burjuvazinin tehdit olarak gördüğü ve önünü kesebilecek her türlü engeli ortadan kaldırmak için başvurduğu ”kapatma” yada ”gözaltı” tekniği Avrupa’da işçi sınıfının burjuvaziye karşı kullandığı gücü kırmak için ortaya çıkmıştır. Napolyon zamanında uygulanan imparator başsavcıları, başsavcılar savcıları, savcılarda herkesi .. ”devletin her kör noktası aydınlık altında kalacaktır” yapılanmasıdır. Daha sonra bu modeli sanayi devletleri kendi bünyesinde de uygulamak zorunluluğu hissetmiştir. Cezaevine alınarak kapatılan işçi sınıfının cezasını tamamladıktan sonra devlet tarafından çıkarılma esnasında ”damga”lanması, yani yaptığı iş ile ilgili tüm kurumları işçinin yüzüne kapatması ise olayın cabasıdır. Bu uygulamadan sonra hapishaneden çıkan işçi sınıfı yapmakta olduğu işe geri dönememesi, dönemin burjuvası tarafından fabrikalara ve ticarethanelere geri alınmaması ile kendine başka bir alan yaratmaya çalışmıştır. Fakat yine kendi hayati şartlarının ağır gelmesi ile kendini suça yöneltmiştir. Tekrar toplanan ve her daim böyle süren işçi sınıfının mücadelesi hapishanelerde ve dışarıda isyan etmeye zorlanmıştır. İşçi sınıfının maaş,sağlık vs gibi giderleri burjuva sınıfına ağır gelmesi(!) nedeniyle dönemin burjuvası işçi sınıfını dolaylı yollardan tekrar hapishanelere kapatmıştır. Kendisini hapishanede bekleyen olay ise : Uzman olduğu konuda devam ettiği üretimdir. Yani maaşsız, güvencesiz ve geleceği olmayan bir yaşam… Bu olaylar örneklerden bazılarıdır.
Sürekli bir septisizm anlayışından mı yola çıkılıyor, yoksa gerçekten mi ülkenin kör noktalarında bir şeyler oluyor veya olgular üzerine tahliller yürütülüyor? Bu yapılanmanın tamamı burjuvanın çıkarına aynı zamanda işçi sınıfının cari hesabının zararına yazılıyor. Acaba bu uygulama halka hissettirilerek mi yapılıyor yoksa gizli bir teşkilatlanma ile halkın içine sızarak kendine tehdit oluşturabilecek kişileri veya kurumları tespit ettikten sonra gizlice mi harekete geçiliyor? Yoksa her şey burjuvazinin daha fazla para kazanmak için yandaşlarına ve konformist halka ”bütünlüğümüzü ve özgürlüğümüzü yıkmak istiyorlar, bunun için cezalandırılmaları gerekiyor” yaklaşımını mı ileriye sürüyorlar?
Devletin bu dönemdeki uyguladığı cezaevi oluşumu kapitalist ülkelerin halkını düşünen aydınlarını ve kurumlarını ciddi bir şekilde tehdit unsuru olarak görmüştür. Acaba günümüzde bu şekilde oluşumlar devam ediyor mu ve eğer devam ediyorsa halka hangi şekilde gösteriliyor?
80 öncesine kadar Türk toplumunun rütbe toplumu olduğunu ve girişimcilikle genel olarak fazla ilişkisi olmadığı biliyoruz. Halkımız paradan ve sermayeden çok askerini ve devletini severdi. 80’den sonra ise akıl almaz bir şekilde parayı keşfedip yatırımı ve sermayeyi sevmeye başladı. Bazen hapishanelere atıldı, bazen yurtdışına sürgün edildi veya vatandaşlıktan çıkarıldı. Fakat vatandaşlarımız üzerinde ”kapatılma” başka türlü bir biçimde uygulanmaya devam etti.
20 yüzyıl kapatılması ; başka olaylarla ve araçlarla devam etti ; işçinin borçlandırılması, tasarruf sendikaları, işçiler için özel bloklar, toplu siteler, taksitli satış, erken emeklilik vs. gibi daha ince ve zekice kapatılma biçimlerine itilmiştir. Fiziksel kapatılmasından sonra bu sefer zihinsel kapatılma burjuvazide daha bir heyecan yaratmış, risklerini en az seviyeye indirerek halkı derin bir uykuya yatırmıştır.
Zamanımızın büyük gözaltı ve kapatılması halkımızı farklı boyutlara çekmiş; istedikleri ve hak ettikleri değeri, yeni ekonomik görüş ile farklı boyutlara çekilmiştir. Bu işçi sınıfının gerilemesi ne kadar sürecektir, ne kadar süre içerisinde refah seviyesi yüksek bir toplum hayali içinde yaşayacaklardır veya ne kadar zaman sonra istedikleri yaşam biçimine kavuşacaklardır? Orası merakla beklenmektedir.
Asıl önemli soru ise:
Türkiye bugünlerde çeşitli gözaltı olayları ve işçisinin hissettiği ağır yaşam koşullarının bunalımı ile tekrar yoğun bir şekilde ”kapatılma ve gözaltı ” süreci içine mi girdi ?
(1,2) A. Krywin ve Michel F. söyleşisi.
Büyük İnsanlar Olmasaydı
21 Ocak 2009, 11:05
Büyük insanlar.
Çağ kapatıp açan, dönemlerinde köklü sarsıntılar, değişimler yaratan, ilginç biliminsanları ve düşünürler.
Onları normal insanlardan ayıran, zihinlerini belli belirsiz bir parıltıyla kuşatan, yaratıcı içgüdülerini değil de, bu yeteneklerinin ve buluşlarının dünyada yarattığı veya yaratmış olduğu etkilere kısaca değinmek istiyorum.
Dikkat edilirse, büyük insanlar icat eder, normal insanlar ise o icatları büyütür, kullanır, genişletir ve sürdürür. Büyük insanlar olmasaydı teknoloji, bilim, felsefe, yine gelişirdi. Fakat bu gelişme, daha hızlı veya daha yavaş, ama lineer ve heyecan dolu olarak olarak yine artardı. Oysa büyük insanlar, her zaman için dünyanın kalp ritimlerini bozmuş, adrenalinini yükseltmiş, bunalımlara sokmuş ve dünya hayatına kaosvari bir hava katmıştır.
Büyük insanların bulunduğu dünyada gelişim, inişli çıkışlıdır. Eğer onlar olmasaydı, gelişim, sürekli olarak çıkışlı olacaktı. Çünkü büyük insanlar, her zaman teorileri alt üst ederler ve gerileme ya da ilerleme kaydederler. Büyük insanların bulunduğu bir dünya, malumdur ki tansiyonu yüksek bir dünyadır, fakat onlarsız bir dünya/bir dönem ise genelde lineer ve heyecanlı bir gelişim gösterir.
Büyük insanların bulunduğu dünyayı yetişkin bir topluluğa benzetebiliriz, oysa onların olmadığı bir dünya ise bir çocuk topluluğudur. Bu ikincisi kötü görünmesine rağmen, her zaman için daha sağlıklı ve daha zevkli bir işleyiş gösterir. Çünkü çocuklar hem meraklıdır, hem önyargısızdır. Oysa büyük kişilerin topluluğundaki bunalımlar, onları önyargılı olmak mecburiyetinde bırakmıştır. Fakat genel olarak sürekli gelişim gösterdikleri gibi zaman zaman geriler, zaman zaman bunu telafi ediverirler.
İki toplumda, iki büyük düşünürün etkisi, bu iki toplumun birbirine karışmasını ve birbirlerinden faydalanmasını engelleyebilir. Hatta duvar gibi aralarına set çekebilir. Çünkü arada büyük fikir uçurumu vardır ve bu fikir ayrılığı, fikir alışverişinin hızından çok daha büyüktür.
Büyük düşünürlerin olmadığı bir dünyayı düşünmek ise daha huzur vericidir. Çünkü sıçramalar yoktur hiçbir toplumda, her bir toplum bütün dünya değerlerinin harika bir toplamıdır. Çünkü diğer ülkelerle fikir alıp-verme hızı, fikir üretim hızına denktir.
Büyük insanların olması ya da olmuş olması sıradan bir insanın kaderine ne kadar da benzer! Dünyanın kaderi de insanın kaderi gibidir. İnsanların şaşkınlığa, kedere, bunalıma olan ihtiyacı günlük yaşantısına yansır. Ve dünyanın kaderine baktığımız zaman ise bunun insanınkiyle benzerlik gösterdiği görülür. Ve dünyadaki bu çalkantıları da hep büyük insanlar yaratır.





