CUMHURUN CUMHURİYETİNİN BAYRAMI
30 Ekim 2008, 20:33
CUMHURUN CUMHURİYETİNİN BAYRAMI
“Kenan Evren ve onun bütün varislerini… Kenan Evren ve onun emellerini besleyen herkesin yargılanmasına karar verilmiştir.” Bu karar hemen uygulamaya konulacaktır.
Kenan Evren, artık yaşı geçmiş bir ihtiyar.
Bir gün şürekâsıyla beraber, dikilip orta yere, gasp etti memleketi (-ki ona sorulsa; vatanı kurtardığını söyleyecek.). Bu eylemini, halk vekillerini idam ederek pekiştirdi. Tek başına değildi tabi. Arkasında ordu… O ordu ki ağzı var dili hiç yok, ne söylesen (emir) yerine getirir.
Orduya istediği her şeyi yaptırdı.
Şimdi tam zamanı… Alın Kenan Evren’i yaşı ve başıyla beraber; yaptığı tablolarla beraber, hak ettiği cezayı verin. Misliyle değil, hak ettiği kadarıyla…
Bu güce sahip olan var mı?
Cumhuriyetin 85’inci yılında, bu güce sahip hiç kimse yok. Cumhuriyet ismi T.C.’de 85 yıldır mevcut ama cismi hiç olmadı.
Bu arada 29 Ekim, bayram adı altında tatil ediliyor. Bir gün öncesinin öğleden sonrası da arefe…
“Cumhuriyet”, cumhura hiç yansıtılmadı. Eeen cumhuriyetçi partinin tabanına bakarsak, orada halkı göremeyiz. Orada hastalık derecesinde milliyetçiliğe sahip seçkin tabaka var. Ya da halktan haberi olmayan birileri…
Cumhuriyetle yönetilen T.C.’de kadınlar başlarını örtemiyor. Örtse bile başka bir örtü ayaklarına dolanıyor. Bu ayak bağı örtüsüne, biz “ayak örtüsü” diyelim. Adı geçen örtü de bu zihniyette olanların beynini kapatan, işleyişini durduran, akıl-mantığı karanlığa hapseden bir özelliğe sahip.
Karamsarım. Bu aralar umut edemiyorum. Sessiz, hissizleştim, köşeme çekildim.
Ayvalık’ta, Cumhuriyet Koşusu’nda ikinci gelen başörtülü bir kızcağızı düşünüyorum. Başındaki örtüsü yüzünden ona madalya vermeyen komutanı düşünüyorum… Gönlü kırık, emeğinin hakkını alamayan halkı düşünüyorum… Birkaç yılda, emek vermeden zengin olan kan emicileri düşünüyorum… Karşılıklı oturup konuşsalar birçok sorunu halledebilen ama bu kana razı olanları düşünüyorum… En acısı da her gün ölmemek için yaşamaya çalışan insanları düşünüyorum…
Bu ülkede, artık güzel şeyler olmayacak.
Bu yüzden karamsarım. Düşündükçe deliriyorum. Umudum tükeniyor.
Bu cumhuriyet, cumhurun cumhuriyeti değil. Bu cumhuriyet köylünün cumhuriyeti değil. Emekçinin cumhuriyeti değil.
Öyleyse bu işin bayramı da olmaz.
Bu bayram, protokol tribününde oturan kaç kişi varsa, o kadar kişinin bayramı.
Bayram denilen kavramın bir heyecanı olmalı. Taşıdığı bir anlamı olmalı. En önemlisi, temsil ettiği değerler olmalı, içi boş olmamalı. O halde soruyorum:
“29 Ekim Cumhuriyet bayramı kavramı size ne çağrıştırıyor?”
“Bu bayramın samimiyetine inanıyor musunuz?”
“Protokol tribününde oturanlardan kaçı orada olmaktan memnundur? Veya kaçı bayram havasına girebiliyor?”
Üşenmeyin, cevaplayabildiğiniz sorulara cevap verin.
İyi bayramlar!
Murat Köprü
Sorunlar Yumağının Tüm İlmekleri
7 Eylül 2008, 16:52
Türban sorunu, uzun yıllardan beri Türkiye’nin gündemini işgal ediyor. Halihazırda içinde bulunduğumuz süreç de gösteriyor ki, bu sorun bir futbol maçı şeklinde algılandığı sürece türban uzun yıllar boyunca ülke gündeminde üst sıralarda yerini almaya devam edecek. Bu süreç doğru tahlil edilmediği ve siyasal yönünün yanında sosyolojik boyutlarıyla da tartışılmadığı sürece, bizler tıpkı futbol maçı izler gibi, iki farklı kutup arasında süregelen tartışmalarda hangi tarafın oyunu kazanmaya yakın olduğunu tartışıp duracağız.
Halihazırda içinde bulunduğumuz süreç de gösteriyor ki, bu sorun bir futbol maçı şeklinde algılandığı sürece türban uzun yıllar boyunca ülke gündeminde üst sıralarda yerini almaya devam edecek.
Bu süreçte tartışılan ana konu, kamusal alanda olası bir türban serbestliğinin anayasanın laiklik ilkesine karşı bir tehdit oluşturup oluşturmayacağıydı. Tartışmalarda bir taraf bunun bir özgürlük sorunu olduğunu; diğer taraf ise bunun anayasanın temel maddelerinden laiklik ilkesine karşı açık bir saldırı olduğunu savundu. Ama bu süreçte tartışılan ana konu olan laikliğin sınırlarının ne olduğunun, neden din ekseriyetli tartışmaların laik olan ülkemizde,laik olmayan pek çok ülkeden daha fazla tartışıldığının üzerinde durulmadı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti de tıpkı Fransa gibi laik demokratik bir hukuk devletidir. Her iki ülke bu konuda benzer özelliklere sahipken, türbanın ve diğer din ekseriyetli tartışmaların neden bizde bu kadar fazla olduğunun cevabı aslında çok basittir. Çünkü, Türkiye Müslüman bir ülke iken; Fransa Hristiyan bir ülkedir. Türk halkının çok büyük bir bölümü İslam dinine inanır. Ve İslam, tabiyati itibarıyla bir müminin 24 saatine de karışan, her alanda uygulanması gereken hükümleri olan bir din iken, Hristiyanlık dini kendisine mensup olanlara bu alanlarda karışmaz. Bu temel farklılık, aslında yaşadığımız din ekseriyetli sorunların neden bir türlü çözülemediğinin de göstergesidir.
İslam dini tabiyati itibarıyla bir müminin 24 saatine de karışan, her alanda uygulanması gereken hükümleri olan bir din iken, Hristiyanlık dini kendisine mensup olanlara bu alanlarda karışmaz.
Laiklik ilkesi gereğince, dini semboller kamusal alanda kullanılamaz ve din devlet işlerinin herhangi bir alanında söz sahibi olamaz. Buraya kadar her şey doğrudur ve uygalanması gerektiği gibidir. Fakat zaman içinde bu kamusal alanın sınırlarının nerede başlayıp nerede bitmesi gerektiği tartışmaları, sorunu içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Hele zamanla bu sorundan nemalanan(beslenen), bu sorunu kendine oy aracı olarak gören siyasilerin varlığı, sorunlar yumağına her geçen gün bir çözümsüzlük ilmiği daha attı. Ortaya çıkan şey ise, kimsenin çözmek istemediği, ama herkesin nemalanmak istediği kocaman bir sorundu.
Laiklik ve türban sorunu, kimse kabul etmese de bu ülkenin tüm organlarının elbirliğiyle büyüttüğü bir sorundur ve elbirliğiyle de çözülmesi gerekir. Bu süreçte yer alacak herkes, bu sorunu tüm yönleriyle ele almalı ve karşısındakilerin düşüncesini anlamak için empati kurmalıdır. Bu sorun ortadan kalktığında gerçek demokrasi de sağlanmış olacaktır. Çünkü bu sorun üzerinden demagoji yapıp oy toplayan siyasiler, her düştüklerinde tekrar yükselebilmek için bu sorunlar yumağının iplerine tutunamayacaklardır. Bunun için ihtiyaç olan tek şey, biraz hoşgörüdür.
Laiklik ve türban sorunu, kimse kabul etmese de bu ülkenin tüm organlarının elbirliğiyle büyüttüğü bir sorundur ve elbirliğiyle de çözülmesi gerekir.
Yanılsamalar
14 Mart 2008, 09:46
Bugünlerde Türkiye’nin dünya ile bağlantıları koptu. İletişim hatlarındaki ufak bir arızadan dolayı içe kapandı Türkiye. Ne dünya çapındaki ekonomik kriz,çinin önlenemez yükselişi, savaşlar, operasyonlar, ne de Irak’ta ana memesine doyamadan, elleri kalem tutmadan, sevgilinin saçını okşayamadan ölenler umurumuzda değil. Tek suçları altında petrol bulunan bir kara parçasında doğmak olan yüz binlerce insanın yakarışı, feryadı, isyanı bizi alakadar etmemektedir. Zaten bunlara duyarlı olan çok az kişi vardı. Artık onlarda yok denecek kadar azlar. Tüm gündemi iki şey oluşturmaktadır; başörtüsü ve laiklik.Bu kadar hayati anlam yüklenen ‘yüksek öğretim kurumlarında türban yasağının kaldırılması’ düşünceleri neden böyle bir zamanda hortladı. Açık bir nedeni var kanaatimce. 3 Kasım 2002’de iş başına gelen AKP’ nin tabanına verdiği sözlerden biriydi türban yasağını kaldırmak. Bu konuda AKP kadroları mevcut güçlerinin farkındaydılar. Daha AKP’nin doğalı 1 yıl olmuştu ve çocuk yaşta tahta çıkmıştı. Yeni yeni emekliyorlardı. Derken yürümeyi öğrendiler, 22 Temmuz 2007 seçimleri ile ergenliğe girdiler. Cumhurbaşkanlığı ve anayasa mahkemesini ele geçirince artık erişkin oldular. İstedikleri her şeyi yapabilecek gücü kendilerinde buluyorlardı. Ancak YÖ(Ü)K hala ele geçirilmesi gereken bir kale olarak duruyordu. Ancak bu kale ele geçirilince türban yasağı kaldıracaklardı. Nitekim Yusuf Ziya Özcan’ın YÖ(Ü)K başkanı olmasından sonra tüm güç avuçlarının içindeydi ve türban yasağının kalkmasını savunan bir komutan vardı YÖ(Ü)K kalesinde. Yasağın kaldırılması halinde tepkisinden en çok korkulan kurumlardan biri olan YÖ(Ü)K kısmen saf dışı bırakılmıştı. Zaten üye bazında da son atamalarla çoğunluk ele geçirilmişti. İşte böyle bir ortamda MHP çelik halatları germiş, AKP sarıkları, cüppeleri sandıktan çıkarmıştı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi AKP’nin imdadına MHP yetişmişti.
Yapılmak istenen dinin toplum temellerine yayılmasını sağlayacak ilk adımı atmaktır. Hedef ortaçağın karanlık zihniyetidir. Bu gün düşünceler yasaklanıyor, onlarca yıl önce kitaplar yakılıyordu. Orta çağda karanlık kafalar cadı diye, şeytan diye insanları diri diri yakıyorlardı. Bugün ki amaçta tarihin tekerleğini geriye döndürmek vardır. Hedefte işçinin, emeklinin, köylünün, sefaletini, yoksulluğunu, çektiği acıları türbanla örtmeye çalışmak vardır. SSGSS’yi, parasız, bilimsel eğitimi, ekonomik kötü gidişi, zamları, özelleştirmeleri unutturmaya çalışmak vardır.
Eğitim hakkı; sağlık, özgürce seçme ve seçilme, anadilde eğitim gibi temel hak ve özgürlüklerden biridir. Eğitim hakkı yoksun bırakılamayacak olmazsa olmaz haklardandır. Rektörler ve bilim adamları, üniversitelerde aydın, çağdaş, özgürlükçü bir ortamın yaratılmasını sağlasalardı ve eğitim nitelikli ve bilimsel olsaydı kimse çıkıp eğitim hakkım gasp ediliyor demeyecekti. Zaten böyle bir ortamda türban takanların sayısı yok denecek kadar az olacaktır. Bu sorun bize Türkiye’deki üniversitelerin çağına ayak uyduramaması ve üniversitelerdeki bilimsel eğitimin ne kadar yetersiz olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Düzen partilerinin sorunun çözümünde başvurdukları yöntem sakattır. Din siyasete alet edilmiş, oy kaygısı güdülmüştür. Sorunu öznesi durumundaki bayanlar sorunun çözümünde nesne durumuna düşürülmüştür. Erkek egemenliği ve hegemonyası burada da baş göstermiştir. Bu sorun oy amacı gütmeden, din siyasete alet edilmeden, erkeklerin sorunun çözümünde bayanların katkı sunmalarına olanak sağlayarak, demokrasiye ve modern insana yakışır şekilde çözülmelidir. Çözüm için baskıcı, yasakçı, otoriter ve gerici sınıflar ve kurumlar tasfiye edilmelidir. Sorun, temel hak ve özgürlükleri bir bütün olarak düşünüp, bütünün parçalarının birbirine bağlı olduğunu ve birbirlerini etkileyip kendilerini bütünde yansıttığı ilkesini göz önünde bulundurarak, hak ve özgürlükler üzerindeki tüm kısıtlamalar ve yasaklamalar kaldırılarak çözülebilir. İşte böyle bir anlayışla yaratılacak aydın çağdaş, özgür, demokratik bir Türkiye’de türban dini bir simge olmaktan çıkacaktır. Aksi takdirde çözüm arayışları çözülmesi gereken yeni sorunlar ortaya çıkarır.
Eğer gerçekten AKP ve MHP samimiyse, özgürlüklerin önünde engel olan yasakları kaldırmayı, demokrasiyi geliştirmeyi ve yaygınlaştırmayı gerçekten istiyorsa bunu ispatlamalı. Sorun bir bütündür, demokrasi sorunudur. Bütünün parçalarından birine hayati önem yükleyip, diğerlerini yok saymak doğaya da , bilime de aykırıdır. Bilim dışılıktır. Türban yasağının çözümünü kaos ortamına gebe bırakmaktır. Samimiyetlerinden şüphe duyulmamasını istiyorlar. Nasıl şüphelenmeyelim. Eğer o kadar samimiyseniz buyurun 301 sorununu çözün. Alın size Kürt sorunu, ana dilde eğitim sorunu, alevi sorunu, zorunlu din dersleri. Buyurun samimiyetinizi, özgürlükçülüğünüzü, demokrasi anlayışınızı temize çıkartma fırsatı. Tüm bunları bir kenara itip, bütünden başörtüsü sorununu cımbızla çekip çözmeye çalışmak ortada samimiyetten eser bırakmamaktadır. Şüphe duyulmasında ne kadar haklı olunduğu ortadadır. YÖ(Ü)K’ün yeni başkanı göreve gelir gelmez üniversitede tüm yasakları ortadan kaldıracağını söylemiş ve baş örtüsü sorununun çözümüne ışık yakmıştı. Tüm yasaklardan anlayışı baş örtüsü yasağıymış. Düşünceleri yüzünden cezalara, uzaklaştırmalara çarptırılan, okuldan atılan gençlerin hiçbir önemi yokmuş. Zaten kimsede Yusuf Ziya Özcan’dan bu sorunları çözmesini beklemiyordu. Beklemek saflık olurdu. Birde eğitimi paralı yapacaklarmış. Sanki şimdi parasızmış gibi. Yapılan insanları aptal yerine koymaktır.
Bir de konunun diğer cephesi var (sanki başka düşünceler yokmuş gibi medyada iki kutup yaratılmıştır.). Laiklik elden gidiyor diyenler. Bu noktada cevaplanması gereken sorular vardır. Türkiye laik midir? Laikse ne kadar laiktir? Darbeci güruh, neo-liberal dünyaya ve kapitalizme uygun ortam yaratabilmek için darbe yapmış (gerisi bahane) ve hemen ardından anayasayı değiştirmiştir. Bu değişikliklerle ülkeyi emperyalistlerin kucağına iyice teslim etmişlerdir. Düşledikleri toplumu yaratabilmek için bu zihniyet zorunlu din derslerini getirmiş ve bununla yetinmeyip Anadolu İmam Hatip Liselerini kurmuşlardır. Bu liselerin görünürdeki temel amaçları camilere imam yetiştirmek tir. Peki, bu imam hatip liseleri nereye bağlı? Devlete. İmamlar maaşlarını nerden alıyor? Devletten. Diyanet işleri nereye bağlı devlete. Din öğretmenleri nereye bağlı? Devlete. Diyanet işleri başkanlığının makam arabası kırmızı plaka taşıyor mu? Taşıyor. Diyanet işleri sadece bir mezhebin başkanlığını yapıyor mu? Yapıyor. Demek ki bazı yerlerde yanılsamalar var.
Türkiye ifade edildiği kadar laik bir ülke değildir. Belki düşüncelerde tam laik bir ülke var ama gerçek Türkiye bu düşüncelerdeki Türkiye değildir.
Baş örtüsü serbestliğini sağlayan değişiklik meclisten geçti. Sayın Cumhurbaşkanı da onayladı. Artık üniversitelere başörtülü öğrenci arkadaşlarımız girebiliyor. Bazılarına ise giremiyor. Yasadaki boşluk rektörler tarafından böyle yorumlanıyor. Dini toplumsal düzenin temeline oturtmaya çalışmak, dini kuralların geçerli olduğu bir hukuk düzeni kurmak, tarihin akışını durdurup geriye çevirmeye çalışmak sakıncalıdır. Sayın başbakan ve kurmayları samimiyet sınavında sınıfta kalmışlardır. Samimiyetsizliklerini gizleyememişlerdir. Çıkarttıklarını bas bas bağırarak söyledikleri gömleği çıkartmışlardı çıkartmasına da derilerini nasıl değiştireceklerdi? Gömlek değiştirmek kolay ya deri değiştirmek?
Peruk Omza!
31 Ocak 2008, 00:26
Merakla bekliyorum gelecek günlerin ne getireceğini. Komik olan ise; ilkokul, lise, ortaokulda türban takmadan okuyan kızlarımızın, neden üniversitede bir anda türbandan vazgeçemeyecek hale gelmeleri..
O zaman peruk omza…
Saç değil mi sorun? Saç gözükmeyecek, çünkü kadına güzellik verir. Peki örtünüp boyanınca çirkin mi oluyorum? Kafalarına taktıkları simitlerle yüzlerini inceltip uzattıklarında, sahi çirkin mi oluyorlar? O zaman neden hepsi peri kızı gibi?
4 sene kapan sonra açıl. Kabak çiçeği mi bu?
- Maşallah içinin inancı yüzüne nur gibi yağmış – da ondan. Pardon bilemedim ben o kadar… Daha fazla…
Komik olan da şu; bir kapalı arkadaşımla aramızda geçmişti. Bir türban tartışmasıdır gidiyor mangal masasında. Kendisi kapalı, ben açık. “Ben” diyor, “okuyamadım çünkü türbanıma laf ettiler.”
- Sahi kuzum lisede de türbanlı mıydın?
- “Hayır” diyor “ama okuma hakkımı elimden aldılar üniversitede.”
- Sahi kuzum sen 18′inde mi adet oldun?
- “Hayır” diyor “ne alakası var 13 yaşımda.”
- Gülüyorum.
- Ahh bee kuzum sen okumak istememişin, de yerim dar diyorsun…
ÖZGÜRLÜK güzel söz. Nereye kadar, nerde, ne koşullarda bu bilinmeli. Ama hayır aklım almıyor. Kız açık geliyor üniversiteye, ama diyor ki “illa kapalı okicam o 4 sene…”
Şey.. Bir şey merak ediyorum… Tıp fakültesi öğrencileri de kapalı okuyabilecek mi? Bir arkadaşım sordu benim de aklıma takıldı. Hani hastaneler kamusal alan değil mi? Yanlış biliyor da olmam mümkündür belki, değil mi?
Ama kamusal alanda yasak..
- Kafam karışıyor…
- Okudun ama 4 sene sonra kamuya gireceksen açılıcaksın imzası attırıyorlarmış kayıtlarda…
Yeni moda.
Kapı görevlisi arkadaşına sorar.
- Lan şimdi türban nasıl bağlanacaktı ben anlamadım? Nasıl aç başını yok öyle bağla falan mı diyeceğiz biz girenlere?
- “Sallaaaa” der diğeri “Yasa mı yasa ha alttan ha üstten… Sen bikiniliyle, baksırlıyı, bir de çarşaflıyı alma yeter…”
- Pişt! ferace mi o ?
- Yok efendim kıyafet balosundan geliyorum.
- Peki.
Anlamadığım şu ki; bir arkadaşım erkek arkadaşı ile el ele yürüyüp, öpüşen başı örtülü kızı yolda görüp umarsızca yanlarından geçebiliyor. “Nasıl?” diyorum.
- “Hakları canım” diyor.
- Ben de “Ulan dinen haram değil mi bu?” diyorum.
- “Karışmican orasına” diyor.
- Eee o zaman bu kadar feragat ettiyse dininden, açıverse başını okurken de karışmasa ülke bir de bu yüzden?
“Olmazzz…”
“Bu hayat memat meselesi.”
-“Sana ne onun ne kadar inanacağından? Sen de inanıyorsun, içmiyor musun rakını? Sana ne(!)?”
- “Tamam da, ben “başımı bağlayıp gireceğim” diye basbas bağırmıyorum ki, olay yapmıyorum ki bunu Türkiye’de”.
Anlamıyor. Anlatamıyorum ya da ben anlayamıyorum.
Gel gelelim bir arkadaşın değişiyle; Emine(evlere) Şenlikoğlu diye bir kadın var, herkese islâmı anlatıyormuş. Şahsen “Laiklik fahişeliği getirmiştir” diye ortalıkta basbas bağıran, fahişeliğin dünyanın en eski mesleği olduğunu bilmeyecek kadar cahil bir kadın bana İslamı anlatsa, dinden soğur muyum ki? Özellikle benim değerlerimi fahişelikle, dolaylı olarak beni fahişelikle suçlarken…
- “Neden olmasın…”
Hele hele “türban bizim için laikliğe karşı bir kozdu. çıkmamalıydı bu yasa” diyorsa bu insan
- “Neden olmasın…”
Sahi herkes isteyerek mi fahişe oluyor ki aşağılamaya kalkışmış bir de kendince?
Laik devlet ne demekmiş ki? Anlayamadım artık ben. İnsanların dinini bangır bangır yaşaması mı; yoksa insanların dinlerini özgürce; ama diğerlerini rahatsız etmeden baskı yapmadan yaşayabilmesi midir?
Tamam. Sonuç?
Kamusal alanda din simgelerinin taraftarı değilim. “Laiklik kamusalda dini paranteze almaktır.” demiş ünlü biri, ismini hatırlayamıyorum. Nasıl cinsel duygularını kamusalda açık açık yaşamazsan, bu da özelindir, bunu da açık açık yaşamamalısın. Neden sınıflandırmaya gidelim ki türbanlı türbansız diye?
Yok anlatamıyorum.
Zeynep Bal
zebnep[at]gmail.com
Türkiye’de Türban, Amerika’da Ufo
24 Ocak 2008, 17:38
Küre ısınır, ısınırken kuraklık bekler alemi cihan, yağmurlar fırtınalar baş gösterir, büyük feleketlerin habercisidir. Sorumlusu kesinlikle küredir. Küreselleşmenin faydaları ya da zararları hakkında onlarca yazı okumuşuzdur, tekrarlayıp canızı sıkmanın gereği yok.
Türkiye’de büyük bir sivil anayasa girişimi var malumunuz. Küseresel ısınma gibi herkesin farklı beklentileri olmakla beraber kuvvetle muhtemel yan etkilerini yakında görmeye başlarız. Tüm cemaat Tayyip Bey’in peşine takıldık gidiyoruz. Ak bir ışık görüyoruz tünelin diğer ucundan… Umarım daha fazla gördüğümüz ışık trenin farları değildir.
Küseresel ısınma gibi herkesin farklı beklentileri olmakla beraber kuvvetle muhtemel yan etkilerini yakında görmeye başlarız.
Anayasa değişikliği değil de, bu ara nedense birden bire Türbana takıldık?
Gelin önce türban sorunu nasıl başladı bir hafıza tazeleyelim! 1969 Kasım’ına Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne gidelim ve “Cumhuriyetin ilk türban eyleminin” kahramanlarını yakından tanıyalım…
Kasım 1967, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi…
Öğrenciler İslam Tarihi dersine giriyor…
Profesör Neşet Çağatay kürsüde…
Prof. Çağatay ders başlamadan öğrenciler arasındaki bir genç kızı işaret ederek “Sen… Başörtülü kız…” diye sesleniyor…
Başörtülü kız “Ben mi efendim?” diye sorar;
Çağatay, “Evet sen” diyor,
“Sınıfta bu kıyafetle oturulmayacağını bilmiyor musun… Ya başındakini çıkar, ya da çık dışarı…”
Olaylar Neşet Hoca’nın bu tavrıyla durulmadı, Hatice Babacan kısa sürede basının bir bölümü tarafından açılan bir kampanyanın başrol oyuncusu oldu…
Fakültede boykot yapıldı…
Başka kız öğrenciler türban taktılar…
Dışarı çıkan bu kızın adı Hatice Babacan.
Oysa bugün türban sorunu maalesef çok başka yerlerde…
40 yıllık mücadelenin sonuda, “Türban kıyafet özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilecek farklı bir kıyafet olmanın çok ötesinde bir siyasi mücadelenin sembolü olarak Anayasa’ya fiilli olarak girmekte…”
İnancın üniversiteye kılık kıyafetiyle girmesine karşı çıkmıyorum…
Bu iktidar kadrolarının şimdi bir örneğini verdiğim geçmişlerinden ve genlerinden, türbanı Anayasa’ya taşıyacaklarına adım gibi eminim…
40 yıl önce 1967 Kasım’ında Hatice Babacan’la başlayan “üniversitedeki türban savaşı” bugün 2007 yılının yine Kasım ve Aralık aylarında “Yüksek Öğretim Kurumlarında kılık kıyafet serbesttir” maddesiyle Anayasa’ya girecek ve türban yasallaşacak…
O ilk türbanlı kız öğrencinin bugünkü hükümetin en etkili isimlerinden, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın öz be öz halası olduğu artık bir sır değil…
Türban kıyafet özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilecek farklı bir kıyafet olmanın çok ötesinde bir siyasi mücadelenin sembolü olarak Anayasa’ya fiilli olarak girmekte…
Asıl gündem sivil anayasa değil miydi? Neden yine takıldık sanal gündeme. Neden asıl mesele yılbaşı ertesinde elektriğe yapılan %15 zam olamıyor? Gündem dünyada Irak’ın işgali oluyor da bizim neden ana haber bültenlerimiz kömür dağıtan valileri ilk haber yapıyorlar. Yolcu sayısı düştüğü halde dünyada kâr yapan tek demir yolları neden bizim? Nedeni basit aslında, yolcu yerine kömür taşırsın. O taşıdığın kömürleri valilere dağıtırsın, sosyal devlet olursun. Kömüre muhtaç olacağın yerde, onları kendine muhtaç yaparsın, bağımlıdır artık koca bir millet.
Tekrar türban meselesine dönersek, kablo tv’nin nimetlerinden yararlanarak, dünyanın büyük haber kanallarından takip ettiğim haberlerde bir kaç haftadır tüm borsaların düşeceği belirtiliyordu. Uyarılar yapılıyordu. Halk tam panik olacak haldeyken San Francisco civarında UFO, Mars’ta oturan adam, memleketimde Türban gündeme oturur.





