Gey Hareketi Söylemini Yeniden Üretmek

31 Ocak 2010, 17:00


Gey Hareketi Söylemini Yeniden ÜretmekThe Guardian’ın haber sitesinde dolaşırken bu aralar araştırmakta olduğum bir mevzu ile ilgili bir haber gözüme ilişiverdi birden. Haber başlığı şöyle;

“Two gay weddings on two continents, but only one happy ending”(İki farklı kıtada iki farklı gey evliliği, ancak yalnız bir mutlu son)

Haberin klasik cinsel özgürlük retoriğini aşamayan kişilerce hazırlandığı aşikar. Afrika’da evlenmek isteyen gey çifte izin verilmemesine olumsuz bir gönderme yapılırken, Latin Amerika’da ilk defa yine bir gey çiftin dünya evine(!) girmesi alkışlanmakta… Bu haberden hareketle homoseksüelliği ve gey yaşamını biraz irdeleme niyetindeyim.

1969’da New York’ta yapılan protestolarla başlayan “Gey Özgürlük Hareketi” (Gay Liberation Movement) bir hayli yol kat etmiş gibi görünüyor. Ancak işin sözüne değil özüne itibar etmek, hakim cinsel özgürlük söylemini yıkmayı gerektirdiğinden pek de mümkün olmuyor.

Homoseksüellik, 20.yüzyılın ortalarında, birkaç aydının riyasetinde – Foucault gibi- “hastalık” kapsamından çıkarılıp, cinsel özgürlük söyleminin normalize edici inşasına kurban gitmiştir. “Normal kimdir?” sorusu ağızlarda pelesenk edilmiş, normal tanımlamaları kaypaklaşmıştır. Homoseksüellik heteroseksüellik gibi “araştırılması ve sorgulanması abes-i iştigal” bir retoriğe büründürülmüştür. Gey araştırmacılara göre homoseksüellik hattı zatında “sadece bir cinsel tercihtir.”

Gey savunucuları işin hakikatini temellük etmeyip, hakim söylemi yeniden üretmekten başka bir şey yapmamaktalar. Ancak gey yaşam tarzının başta rastgele ve çok partnerli cinsel ilişki kültürü göz önünde bulundurulduğunda homoseksüelliğin insan cinselliğinin normal bir varyansı olduğu iddiası suya düşüyor. Narsistik duygular, partneri cinsel bir objeye çeviriyor, sex fetişizmi ve duygusallıktan uzak bir cinsellik(impersonal sex) peyda oluyor. Bu kompülsif(zorlanımlı), normalliğin bir hayli uzağında olan cinsel davranışlar gey savunucularının yeniden üretimine uğrayarak nasıl normalize edilebiliyor, cevaplanması gereken zor bir soru elbette…

Gey yaşamı savunucuları diğer yandan gey olma halini “doğuştan bir olgu” olarak görür. Ancak bu iddia da popüler bir söylemden öteye geçememektedir. Araştırmaların sonuçlarına binaen kabaca gey doğulmaz gey olunur diyebiliriz diye düşünüyorum. Hormonal ve biyolojik sebeplerin etkinliği gey olma üzerindeki etkisi yok denecek kadar azdır.

Araştırmacılar gey olmanın sebeplerini biyolojik olmaktan ziyade anne – baba – çocuk ilişkisine ve davranışçı(behaviourist) bir perspektiften kişinin yetişme habitusuna bağlar. Gey olma her ne kadar bu ve buna benzer sebeplerle ortaya çıksa da gey hareketi nihai olarak bir yaşam tarzıdır. Dönüştürülmesi, tedavi edilmesi hakim cinsel özgürlük söyleminin kırılmasına bağlı bir yaşam tarzı…

Not: Bir dahaki yazımda gey olmayan homoseksüellere ve uygulanan terapi yöntemlerine değineceğim.

Gökhan Özcan
İstanbul Ticaret Üniversitesi
Psikoloji Bölümü
gokhan_0288[at]hotmail.com

İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: