10 Yıl Sonra Bir Haber
24 Ekim 2011, 19:51
Tam 10 yıl sonra ilkokul 5.sınıf sıra arkadaşımdan mesaj alıyorum. Dolu dolu yazılmış, hasretle…”Eğer o sensen …” diyor bana mesajında, ama ilkin onu tanıdığıma bile emin olamıyorum. ”Benim sıra arkadaşımın soyadı Han’dı.” diye söyleniyorum kendi kendime, sahte profil olabileceğini bile düşünüyorum bir an saf saf. Profil resmine bakıveriyorum hızlıca, bir bebekle resmi var! Anında düşüyor
tabii jeton. Evlenmiş, soyadı da o yüzden değişmiş.
Takılıyorum, şaşırıyorum uzun bir süre. Ne düşündüğümü, aklımdan geçenleri şimdi bile sıralayamam, o kadar hızlı akıyor ki düşünceler, anılar, zaman…Kaç yaşında olduğumu, kim olduğumu unutuyorum adeta. Newton’un metal denge topları gibi aklımdakiler çakışıp duruyor, ilki sonuncusunun tetikçisi oluyor, gidip geliyorlar kendi aralarında.
Bir fikrim yok bunca zamanın nasıl olup da geçtiğine, hayatlarımızın böylesi değiştiğine dair. Ona nasıl bir cevap
yazacağımı bilemiyorum, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Bir ağlamak düğümleniyor boğazımda, sızlatıyor içimi ve dökülüyor gözümden. O an için gizliyorum hüznümü arkadaşımdan. Sorularına tek tek cevap veriyorum mesajımda, mutluluklar diliyorum geç kalmış olsam da, ufaklığı soruyorum sonunda. Çok beklemeden cevabı geliyor
mesajımın, teşekkür ediyor bana, okulumu soruyor ”Devam ediyorsun hala,çok güzel” diyor. Son sorumu da ”Çok yoruyor beni yaramaz, abisine çekmiş.” diye yanıtlıyor. Cevap vermiyorum bu defa, karanlığa sığınıyorum etrafımda
teknolojik ne varsa kapatıp. Düşüncelerimin ardı arkası gelmiyor bir türlü.
Onun adına mutlu muyum kendi adıma üzgün olduğum kadar peki? Evet, erken evlenmiş. Çocuk yaşta belki de. Ama şimdi bir ”anne”… Benim hayatta istediğim en önemli şey, kendim için istediğim tek gerçek şey belki de, herkes bilir ne kadar aşık olduğumu bu rüyaya. Bu yüzden soramıyorum bir türlü ”Annelik nasıl gidiyor?” diye sevgili arkadaşıma. Kıskanıyorum onu, bilmiyor haliyle. Birkaç gün sis gibi dolanıyorum evin içinde, bulut gibi yoğun ve nemli… Biri istemeden dokunsa döküleceğim tane tane. Mutlu, umutlu annelik düşleriyle uyuduğum günleri hatırlıyorum tekrar. Uzun uzun kendimi seyrediyorum aynada; haklalanmış göz altlarıma, çatlak dudaklarıma bakıyorum, elimi karnımda buluyorum. Nicedir çöl olmasına hüküm verdiğim karnımı izliyorum bir de.
Çöl; benim çölüm… Çocukluk arkadaşımın iki nur topuyla kıyaslanabilir mi hiç ?! Sahip olduğum her şeyi
toplasam o bebeklerden bir tanesi edebilir mi?! Annem yakalıyor ağlarken balkonda, saklamıyorum gözyaşlarımı. ”Ne oldu?”sorusuna karşılık ”Arkadaşımın bebeği olmuş” diyorum. Sarılıyor sımsıcak ama anne ya ille de kızgın sesiyle soruyor ” Niye ağlıyorsun o zaman kızım? hmm!?” İstiyorum ki konuşmadan, öylece okuyabilsin içimdekileri, nedenleri… Sonra,”Hiç bebeğim olmayacak benim, çöl kalacak benim karnım” diye günlerdir içimde tekrarladığım cümleleri döküveriyorum bir anda anneme. İtiyor anında beni kendinden uzağa…
‘Suuusss kız! O nasıl laf öyle! Küstüreceksin, kurutacaksın şimdi! Ağzından yel alsın.”
Anneme bir türlü anlatamadığım, anlamasını sağlayamadığım şey yine aramıza mesafe koyuyor. Belki de anlamak işine gelmeyeceğinden asla hak vermiyor bana. Ona göre evlilik biraz da fikir ticareti, vitrin bakar gibi gelen
görücülerin yanlışı yok. Aradığı insanın özelliklerini listeleyip annesinin eline tutuşturan zihniyette de yanlış bir şey yok. Aşk konu dışı tamamen, nikahta keramet varmış, olmamazlık ihtimali hiç düşünülmemiş…”Hepimiz aşk çocuğu
muyuz ayol?” Hepimiz aşk çocuğu olsaydık, olabilseydik keşke… Aşk bebeği ; aşkı görür, bilirdi. O vakit, her köşe
başı veya her adımda sevmekten önce ne kadar dokunabileceğinin, ne kadar öpebileceğinin pazarlığını yapan insanlarla karşılaşıp duruyor olmazdık bizde. Bebeğim, aşk bebeği olsun istiyorum ben. Olmayacaksa ”çöl” kabul ediyorum kendimi zaten. Öyle zannediyorum. Doğmaması gerektiğine kanaat getirdiğim bebeğin başkaları tarafından dünyaya getiriliyor oluşunu kabullemediğimi anlıyorum, arkadaşımda görünce anneliği; bunun için ne derece hasret beslediğimin ayrımına varıyorum. Bir başka günün sabahı, hediye edilmişçesine güzel bir rüyadan uyanıyorum. Sabah mahmurluğuyla gözlerime bakıyorum aynada, tekrar dudaklarıma ve “çöl”üme…Günlerdir bilerek ertelediğim, es geçip sormadığım bir soru yöneltiyorum arkadaşıma, güzel bir rüyanın içimdeki umut tohumlarını tekrar yeşertmesinden sonra.
”Annelik nasıl?”
Damla Dilan ÜÇYOL
İlginizi çekebilecek yazılar:
Toplam 2 yorum yapılmış
Yorum yazın:

Yazan:




gercekten guzel bir yazi severek okudum Terik ederim. Berzah Ozgu Ozalp e dedigin gibi, Tanri isiginin yansimasinda yoreklerini kagida akitmissin. Emek verip yazan tum arkadaslarimizi da kutluyorum.
Teşekkür ederim,sıfır kurguyla yazdığım bir yazıydı.Beğendiyseniz ne mutlu :)