Mum Işığı

3 Ağustos 2011, 19:09


(Karanlık bir odadan dışarıya bakmak olarak düşünüyordu kadın bunu.)

W= “Sen nesin biliyor musun? Bilemezsin ki! İnsana kendisi bir hiç olarak gözükmez çoğu zaman.  Ama benim gözümde bir hiçsin. Yoksun artık. O kadar nefretle doluyum ki sana karşı, sanki hiçbir ifadem yetmiyor bunu doğru şeklide anlatmaya. Evet, benim sana hissettiklerimi net olarak anlatmama yardım edecek olan kelimeler değil bunlar, çünkü bu kelimelere yazık sana karşı kullandığım için. “

(İşte tam bu nefes aralığında, birşey fark etti. Adam da bu farkındalığın farkındaydı. Ne oluyordu? Ağlayacak mıydı, yoksa deliriyor muydu onun yüzünden? )

M= (mırıltı şeklinde) “Allahım onun ve benim aklıma mukayyet ol.”

W= “ Gözlerimden süzülen yaşlar, eskiden aşık olduğum adamı kaybettiğim için, yanlış anlama! Sana değil yani, olamaz zaten. Bir hiç için ağlamam ben. Neyi fark ettim biliyor musun? Sevgi ve nefret o kadar iyi dostlarmış ki tüm kötü anlarında birlikte olurlarmış, ama şuandan itibaren benim kocama karşı olan sevgim en büyük dostuna yer verdi. TAMAMEN geriçekildi!”

Gözlerinden akan damlalar hiç de öyle söylemiyordu, diye düşündü adam. Derin bir nefes aldı tam bunu söyleyecekken sustu. Gözleriyle konuştu sadece ama kadının gözlerindeki sel bunu görmesine engel oldu.

M= “Herkes kendine göre haklıdır. Sen de haklısın.”

W= “Bu ne demek şimdi?”

Adam sessizliğini korudu. Çıt çıkarmadı. Mümkün olsa nefes bile almayacaktı. Sadece nefes sesleri geliyordu odadan. Kadın bir yandan cevap bekliyor bir yandan da gelecek cevabı düşünüyordu ve artık dayanamadı.

W= “Bu kadar kolaydı senin için kabullenmek. Tek bir soru bile sormadın, gayet mantıklı yaklaştın tıpkı her zaman olduğu gibi.”

Bu kadar da duygusuz olamazdı di mi , hiç bir teselli sunmuyordu. Teselliyi bırak tek kelime bile etmiyordu adam.

W= “Kendi kendine cevap ver diyosun sorulara. Zaten ben tek başıma yaşadım bu evliliği, sen sadece bedenen mi buradaydın?

M= “Sence?”

W= “Soruma keşke cevap verseydin de, senin fikirlerini öğrenebilseydim.”

Konuşma sanki gittikçe daha umutlanılabilir bir hal alıyordu evliliği kurtarmak adına. Fakat kimse bunun farkında değildi. Ne adam, ne kadın.

M= “Cevaplık soruluk bir hal yok ortada. Sen kararını zaten vemişsin, vermiştin. Niye şimdi bana soruyorsun ki, anlayamıyorum seni. Senin için bir hiç olan nefret ettiğin adamın fikirleri hala önemli mi senin için sanki?”

İşte adam büyük vurgunu yapmıştı. Anlamadığı karmaşık durumu kelimelere dökünce ‘DANK’ etmişti ikisine de. Hayır, hayır pişman değildi. Madem bunca yıllık karısı, kocası olan kişiye böyle ağır ithamlarda bulunabiliyordu. sonucuna da pekala katlanacaktı.

W= “Bilmiyorum, şuan ne düşüneceğimi bilmiyorum.”

Adama göre bu kelimeler koca bir saçmalıktı ama kadın gerçekten ne diyeceğini ve düşüneceğini bilmiyordu. O kadar doluydu ki aslında, ama şuan sanki hiçbir şey olmamışçasına kocasına sarılmak geliyordu içinden.

Yanan bir mumun ışığında kendi görememek, çevrendeki nesneleri seçememek gibi birşeydi bu yaşadıkları. Gerçek gibi değildi, gölgeydi, yansımaydı, siluetti.

ve adam odayı terk etti, bir kaç saniye sonra dış kapının çarpılma sesi duyuldu. Gitmişti işte, hep yaptığı gibi yapmıştı yine.

Bir bitiş miydi bu, yoksa bir başlangıç mı? Yeni bir hayata dair umut belirdiği için ona teşkkür mü etmeliydi, yoksa olan düzenini ve mutluluğun yıktığı için intikam peşine mi düşmeliydi? Yani, yeni bir hayat mıydı önündeki, yoksa hayatının yıkılışını izlemek mi? Bilemiyoruz ve sadece gözlemliyoruz. Bekliyoruz da tabi, öyle istiyoruz ki takıntılarımızın gerçek olmasını hep yalvarıyoruz bunun istediğimiz biçimde olması için. Halbuki böyle şiddetli isteklerimizin olmadığı anlarda çok önemli bir şeyi unutuyoruz;  “Her işte bir hayır vardır, muhakkak.”. Buna inanmak ya da inanmamak sizin elinizde, sorgulamak da güzel şey ama bence o aşırıya kaçmadan güzel. Zira ben çok sorguladığım anlarda boşluğa düşme hissine kapılmaktan korkuyorum…

 

Ceren YILDIZ



İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: