Dede Korkut Hikayelerinde Yaman Kadınlar
23 Kasım 2011, 23:27
“For most of history, anonymus was a woman.”
Virginia Woolf
Virginia Woolf, bir çok toplumda “anonim” olarak adlandırılan edebiyatın aslında kadınlar tarafından üretildiğini sürmüştür. Woolf’un bu iddiası kanımca doğrudur, çünkü Eski İngiliz Edebiyatı’na bakıldığında kadınlara “pasif, uslu, hanım hanımcık, evinin kadını” gibi roller yüklendiği görülmektedir. Edebiyat eserlerinde kadına yakıştırılan bu kodlar kadınların peşini gerçek hayatlarında da bırakmamıştır. Örneğin “edebiyatçılık” gibi prestijli bir meslek – kadınların histerik, güvenilmez ve daha az “akıllı” yapıları göz önüne alındığında- erkeklere layık görülmüş; Currer Bell, George Eliot, George Sand gibi önemli İngiliz Edebiyatı üstadları erkek isimler kullanarak eserlerini yayımlatabilmişlerdir.[1]
İngiliz Edebiyatı’nın aksine, Eski Türk Edebiyatı eserlerine, özellikle Dede Korkut Hikâyeleri’ne bakıldığında kadınların
erkeklerden çok daha bağımsız davranabilen, kimi zaman onlara üstün gelen, savaşçı, cesaretli ve akıllı karakterde oldukları ve ailelerine karşı son derece sadık davrandıkları görülmektedir. Mehmet Kaplan’a göre, bunun sebebi eski Türkler’in göçebe yaşantılarıdır zira göçebe hayatta insan daima hareket halindedir, ayrıca köy ve şehirlerin “statik” yapısına sahip değildir ve toplum ya da din kadınla erkek arasına sıkı bir “perde çekmemiş”tir.[2]
Bu hayat tarzının sonucu olarak da toplumda kadınlar ve erkekler için önemli bir değer ve kıstas olarak “kahramanlık” –yani güç kuvvet gösterisi- kabul edilir. Bülent Arı ve Ercan Karateke de Dede Korkut Hikâyeleri’nde “alp kadın tipi” olduğundan bahseder. Bu karakterdeki kadınlar, “kahraman”dır, “çevik”tir, “korkusuz”dur, “sadıktır” ve eşini her türlü tehlikeden korur. [3]
Kürşat Öncül de Jung’un yaptığı “kadınların bilinçaltındaki erkil yan” olan “animus” tanımı yardımıyla Dede Korkut Hikâyeleri’nde saldırgan ve savaşçı kadınların varlığını tartışmış, bunun sebebini hikâyelerin oluşum devrindeki atlı-göçebe kültürünün getirdiği zor yaşam koşullarındaki hayatta kalma dürtüsüne bağlamış, ayrıca kadınların “ideal
eş” ve “ideal anne” olarak tanımlanabileceklerini belirtmiştir.[4]
Genel olarak Dede Korkut Hikâyeleri’ndeki kadınların yukarıda sözü geçen “alp kadın tipi” ve “ideal eş ve anne” tanımlarına paralel olarak güçlü olduğu ve savaşçı, erkeksi sayılabilecek “animus” özellikler taşıdığı, erkeklerden bağımsız davranabildikleri, kocalarını, oğullarını koruyup kolladıkları ve onlara her zaman sadık oldukları söylenebilir.
Dede Korkut Hikâyeleri’nin Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek ve Kazan Bey’in Oğlu Uruz’un Tutsak Olması hikâyelerindeki kadın karakterler Banı Çiçek ve Boyu Uzun Burla Hatun da bağımsız güçlü ve sadık olup savaşçı özelliklere sahiplerdir ve yiğitliklerini gerektiğinde ailelerini kurtarmak için de göstermişlerdir.
İlk olarak, Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek Hikâyesi’nde yukarıda bahsettiğim “animus” özelliklere sahip, güçlü kuvvetli ve savaşçı kadın karaktere örnek olarak Bay Bican’ın kızı Banı Çiçek olarak gösterilebilir. Banı Çiçek kendisini görmeye gelen Bamsı Beyrek’ten ilk başta kimliğini gizlemiş, onun savaşçılığını test etmek için onunla at tepmiş, ok atmış ve güreşmiştir. Gerçekte kim olduğunu Bamsı Beyrek bu testlerden geçip kendisi yenince söylemiştir.[5] Bu olay, Banı Çiçek’in bir “erkek kuvvetiyle” başa çıkabileceğini göstermesinin yanısıra, onun bir erkekten ilk önce “yiğit”lik beklediğini göstermesi yönüyle de önemlidir zira kendisi de en az erkekler kadar “yiğit”tir. Ayrıca Bamsı Beyrek babasına ona almasını istediği tarif ederken “Ben yerimden kalkmadan o kalksın ben kara koç atıma binmeden o binsin, ben düşmana varmadan o bana baş getirsin.”[6] (s.43) demesi Bamsı Beyrek’in Banı Çiçek’i en az kendisi kadar “erkek ve yiğit” gördüğünün, Banı Çiçek’in de Jung’un animus tanımındaki kadın tipine benzediğinin bir kanıtıdır. Banı Çiçek’in savaşçılığına ve yiğitliğine ek olarak onun “ideal eş” bağlamındaki “sadık”lık özelliğinden de bahsetmek mümkündür. Bamsı Beyrek ozan kılığında Banı Çiçek’in çadırına geldiğinde onu ayıplamış, bunun üzerine Banı Çiçek de Bamsı Beyrek’in kendisine verdiği yüzüğü hala sakladığını göstermiştir. Ayrıca “deli” ozana şöyle cevap vermiştir:
“Beyrek gideli Bambam Tepe’nin başına çıktığım çok
Kargı gibi kara saçımı yolduğum çok
Güz elması gibi al yanağımı yırttığım çok
“Gitti gelmez Bey yiğidim, Han yiğidim Beyrek” diye ağladığım çok.” (s.62- 63)
Görüldüğü gibi Banı Çiçek çok güvenilir bir karakterdir, Beyrek’i sabırla beklemiştir ve unutmamıştır.
Kazan Bey’in Oğlu Uruz’un Tutsak Olması Hikâyesi’ndeki Boyu Uzun Burla Hatun da sözünü ettiğim güçlü ve savaşçı kadın tipine verilebilecek ikinci örnektir. Burla Hatun’a “Boyu Uzun” denmesi tesadüfî değildir zira Boyu Uzun Burla Hatun’un mezarı kırk adımdır ve Şecere-i Terakime’de de Burla Hatun “Boyu Uzun” olarak anılmaktadır.[7]
Burla Hatun’un “kırk adımlık mezar”ı önemli erkekler için değerli ve gerekli bir kıstas olan fiziksel büyüklüğün önemli kadınlar için de geçerli olduğunun bir kanıtıdır. Dede Korkut Hikâyeleri’nin sözünü ettiğim kısmında Boyu Uzun
Burla Hatun akından dönen kocası Kazan’ın yanında oğlu Uruz’u göremeyince Kazan’ı şöyle tehdit etmiştir:
“Yoksa Kazan, ayağımdan çizmemi atayım mı?
Kara tırnağımı ak yüzüne çalayım mı?
Güz elması gibi al yanaklarımı yırtayım mı?
Oğul oğul deyip inleyeyim mi?” (s.75)
Boyu Uzun Burla Hatun’un kocasına olan bu tehdidi gerektiğinde kocasına kafa tutabilecek cesareti gösterdiğinin kanıtıdır. Buna ek olarak, Boyu Uzun Burla Hatun’un kocası Kazan Bey Uruz’un ardına düşüp kâfir ülkesine gidip dönmemesi üzerine onlara yardıma gidişi şöyle anlatılmaktadır: “Boyu Uzun Burla Hatun oğlancığını anınca yerinde duramaz oldu. Kırk ince belli kızoğlanıyla kara aygırını çektirdi, hemen bindi, kara kılıcını kuşandı.
“Başımın tacı Kazan gelmedi,’ diye izini izledi gitti.” (s.82) Bu ifadeden de anlaşılacağı gibi, Boyu Uzun Burla Hatun
da Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek Hikâyesi’ndeki Banı Çiçek gibi iyi ata binmekte ve cesaretli bir şekilde savaşabilmektedir. Boyu Uzun Burla Hatun “kâfirin tuğunu kılıçlamış, yere atmış”tır, diğer Oğuz Beyleriyle beraber kocası Kazan’ı ve oğlu Uruz’u kurtarmıştır. Dikkat çekilmesi gereken bir diğer nokta da Boyu
Uzun Burla Hatun’un savaşa “kırk ince belli kızoğlanı[8]” (bakire) katılmasıdır. Bu da sadece Bey
hanımları gibi önemli kadınların değil, hizmetkâr kadınların da animus özellikler taşıdığının göstergesi olarak gösterilebilir.
Boyu Uzun Burla Hatun’un vurgulanması gereken bir diğer özelliği de hem ideal eş hem de ideal anne özelliklerini taşıması ve savaşçı gücünü bu yönde kullanmasıdır. Oğlu Uruz babasıyla beraber gittiği akındanngelmeyince Uruz’un nerede olduğu derdine düşmüş, kocasına beddualar savurmuş, Allah’a yalvarmış ve oğlunu kaçıran kâfirlerin “damarlarını koparttırmayı” göze almıştır. (s.75) Burla Hatun’un Kazan Bey’in ardından savaşa gitmesi, Kazan
Bey’den “başımın tacı” diye bahsetmesi de kocasına olan sadakatinin göstergesi olarak gösterilebilir. Sonuçta Boyu Uzun Burla Hatun çevikliği, cesareti, gücü ile ailesini ve devletini ayakta tutmayı başarmış lider karakterli, gözüpek bir
kadındır. Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek ve Kazan Bey’in Oğlu Uruz’un Tutsak Olması Hikâyeleri’ndeki kadın karakter Banı Çiçek ve Boyu Uzun Burla Hatun karşılaştırıldığında ise Boyu Uzun Burla Hatun’un cesaret ve savaşçılık bakımından daha üstün olduğu görülmektedir. Boyu Uzun Burla Hatun oğlu Uruz ve kocası Kazan Bey tutsak olduğunda kırk ince belli kız oğlanıyla aygırına binip kılıcını kuşanıp onları kurtarmaya gitmiştir ve kâfiri yenmiştir. Ancak Bamsı Beyrek Banı Çiçek ile gireceği gerdek gecesi esir alındığı sırada Banı Çiçek’in herhangi bir savaşçı özelliği gözükmemektedir. Banı Çiçek “karalar giyip ak kaftanını çıkarmış, güz elması gibi al yanağını çekip yırtmış ve ağlayıp sızlamış”tır. (s.48) Bamsı Beyrek’in tutsak olduğu on altı yıl boyunca ona sadık kalmasına ve onun verdiği yüzüğü saklamasına rağmen Burla Hatun’a benzer bir kurtarma çabası içine girmemiştir. (s. 48-49) Banı Çiçek karakterinin, bu aşamada animus özelliklerini yitirdiği söylenebilir. Bamsı Beyrek ile evlenmeden önce ata binen, ok atan, güreşen savaşçı Banı Çiçek, Bamsı Beyrek tutsak edildikten sonra sadece yas aşamasında kadınlardan beklenen adetleri yerine getirmiş, pasif bir role bürünmüştür. Bunun sebebi Banı Çiçek’in halen “muradına erememiş” (s.48) yani bakire olmasından, dolayısıyla da çocuk sahibi olmamasından, bir bakıma “toy”luğundan kaynaklanıyor olabilir. Çünkü o dönemde çocuk sahibi olmanın kadınlar için büyük bir meziyet sayıldığı bilinmektedir. Boyu Uzun Burla Hatun ise isminden anlaşılacağı üzere “hatun”dur, daha tecrübelidir ve bir “oğul” büyütmüştür. Bu yüzden de daha aktif bir rol oynayabilmekte ve kararlarında daha özgür davranabilmektedir. Genel olarak, Banı Çiçek’in Bamsı Beyrek tutsak edilene kadar savaşçı ve cesaretli olduğunu ancak sonraki kısımda bu özellikleri adına bir şey kalmadığı söylenebilir. Buna karşılık, Boyu Uzun Burla Hatun cesareti ve savaşçılığı sayesinde ailenin erkek üyelerini kurtarmıştır.
Sonuç olarak, Dede Korkut Hikâyeleri’ne bakıldığında kadının erkekten çok daha bağımsız davranabilen, hatta onlara üstün gelebilen, savaşçı, cesaretli, çevik ve akıllı oldukları ve son derece sadık davrandıkları görülmektedir. Değişik araştırmacılar bu kadın karakterlere “ideal eş ve anne” ve “alp kadın tipi” adlarını vermişlerdir. Dede Korkut Hikâyeleri’nin Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek ve Kazan Bey’in Oğlu Uruz’un Tutsak Olması hikâyelerindeki Banı Çiçek ve Burla Hatun da “alp kadın tipi”ne ve “ideal eş ve anne” kıstaslarına paralel olarak savaşçı ve sadık karakterlerdir ancak Burla Hatun’un Banı Çiçek’den daha fazla animus özellikler taşıdığı söylenebilir.
“Yayınlanmak üzere derleyen” Yağmur Başak Selimoğlu
KAYNAKÇA
Kudret, Cevdet. Dede Korkut Hikâyeleri. İstanbul: Varlık
Yayınları, 2008.
Woolf, Virginia.
“Shakespeare’s Sister.” From A Room of
One’s Own. New York: Penguin Books, 1945.
Kerman, Zeynep ve İnci
Enginün. Mehmet Kaplan’dan Seçmeler. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları,
1985.
Arı, Bülent ve Ercan
Karateke. “Dede Korkut Hikâyeleri’nde Kadın ve Çocuk Eğitimi.” Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi 14 (2010): 276-284.
Öncül, Kürşat. “Dede
Korkut Hikâyeleri’nde Savaşçı Kadın Tipi ve Animus Kavramı.” Turkish Studies (Spring 2008):574- 581.
Yılmaz, Gülşen İnci. “İslamiyet
Öncesi Türk Destanlarının Tarihi Açıdan Değerlendirilmesi.” Yüksek Lisans Tezi,
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006.
“Türk Dil Kurumu Büyük
Türkçe Sözlük.” 23 Temmuz 2011 Tarihinde Erişildi. http://tdkterim.gov.tr/bts/.
[1] Virginia
Woolf, “Shakespeare’s Sister,” From A
Room of One’s Own (New York: Penguin Books, 1945).
[2] İnci
Enginün ve Zeynep Kerman, Mehmet
Kaplan’dan Seçmeler (Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1988),
25- 38.
[3] Bülent
Arı ve Ercan Karateke, “Dede Korkut Hikâyeleri’nde Kadın ve Çocuk Eğitimi,” Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi 14 (2010): 276-284.
[4] Kürşat
Öncül, “Dede Korkut Hikâyeleri’nde Savaşçı Kadın Tipi ve Animus Kavramı,” Turkish Studies (Spring 2008):574- 581.
Kudret, Dede Korkut Hikâyeleri
(İstanbul: Varlık Yayınları, 2008), 42-43. [Bu alıntıdan itibaren aynı kitaptan
yapılacak alıntılar sayfa numaraları ile gösterilecektir.]
Evlenilecek kızda aranan bu özelliklere çok benzer ifadeler Kanlı Koca Oğlu Kan
Turalı hikâyesinde de görülmektedir. Bu ayrıntıdan yola çıkılarak erkeklerin
kadınlarda aradığı savaşçılık kıstasının atlı-göçebe toplumda yaygın olduğu
iddia edilebilir.
[7] Gülşen
İnci Yılmaz, “İslamiyet Öncesi Türk Destanlarının Tarihi Açıdan
Değerlendirilmesi” (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, 2006).
[8] “Türk
Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük,” 23 Temmuz 2011 Tarihinde Erişildi, http://tdkterim.gov.tr/bts/.
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:


Yazan:



