Selim Işık – Bay C.

2 Temmuz 2011, 14:29

Çağdaş Türk edebiyatının iki kült eseri : Tutunamayanlar  ve Aylak Adam’ ı okuyanlar bilirler ki Selim Işık ve Bay C. modern hayatın dişleri arasında ezilmiş, sesini duyuramayan – duyurmak istemeyen- , yalnızlığı bir ev bilip ona sığınan, “güldüklerinde mutlu, ağladıklarında hüzünlü sanılan”  diğer insanlar tarafından benimsenmesi ve anlaşılması imkansız olan iki kardeş karakterdir. Selim’ in Bay C. den tek farkı ; intiharla noktalamasıdır ömrünü. Bana sorarsanız bu dünyada tek ciddi karar vardır. O da “intihar” dır. Bir edebiyatçının intiharı ise daha da ciddi bir karardır. Jack London, Nilgün Marmara ( dünya onun için bekleme salonuydu ), İlhami Çiçek, Sylvia Plath     ( Çocuklarının yanına kurabiye ve süt bıraktıktan sonra kafasını fırına sokarak )…. Ruhunda ki derin çukurun içine birikmiş duyguları anlatamamak, ya intihara ya da çıldırmaya sürüklemiştir -Gogol- sanat insanlarını. Ve maalesef hiçbirimiz hiç bir zaman anlayamayacağız onları.

Günümüzde aramızda dolaşan Selimler, Nilgünler, Cahitler var mıdır? Onlarlarla aynı ruhu taşıyanlar, başka insanların zevk aldığı şeylerden ızdırap duyanlar var mıdır? Evimizden dışarıya adım atar atmaz bizi çevreleyen modern yaşamın kıskacından kurtulan, kurtulmaya çalışan insanlar nerelerdeler ? Her şeyin çok satanından kaçan insanlar kimlerdir ? Bir gazetenin arka sayfasında kendini sergileyen kadın fotoğrafı gördüğünde canı sıkılan erkekler var mıdır ?  Gece yatağına yattığında eline telefon yerine şiir kitabı alan kaç genç vardır?  Selim facebook kullanır mıydı ? Semih Kaplanoğlunun çektiği bir film benim gönlümü şaha kaldırırken, diğer arkadaşlarım tarafından izlenmesi işkenceye dönüşen bir film olması büyük bir çelişki değil midir ? Bu adamları duyan insanlar sizlere sesleniyorum : ” Çok yaşayınız, çoğal-mayanız.”

Selim ve Bay C. ‘ nin en büyük ortak noktası şudur: ” Asla bulamayacakları gerçek bir sevgiye tutunmak” . İkisi de bunun peşinde koşmuştur. İnsanlara dertlerini anlatmaktan ve anlaşılamamaktan usanmışlardı. Ve C.’ nin de dediği gibi ikisi de : “Sustu. Konuşmak luzumsuzdu. Bundan sonra kimseye ondan bahsetmeyecekti. Biliyordu anlamazlardı.”  Ve anlaşılmadılar. Turgut çok yaklaştı Selim’e ama çok geç kaldı.  Sonunda o da kaçtı. Turgut şunu söyler : ” Pencereyi açtı, aşağı sarktı. Başka kanunlar da var diyorlar. Lavosier kanununda toplam ağırlık sabit kalırmış. Peki Selimlik? Onu nasıl tartacaksınız? Neden kimse üzerine almıyor bu özelliği? O halde haksızsınız. Bu kadar insan bir araya gelip bir Selim Işık olamıyorsunuz. Gülümsedi. İnsanlar, İnsanlar…Onu da gördük.Pencereyi kapattı.”  Bu kadar insan bir araya gelip Selim olamıyoruz. Bir araya gelince sadece saçmalıyoruz. Yalnızken saçmaladıklarımız yanımıza bir kişi eklenince iki katına çıkıyor, bir başkası gelince yine ikiye katlanıyor ve en sonunda onüzerieksisonsuz gücünde saçmalıklar yaşatıyoruz.

Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan keşke biraz ölmeseydiniz de hep yazsaydınız.

Sinan Yaşar



İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: