Erguvanların Bitişiği ve Gidişinin Eşiği

16 Şubat 2011, 20:40


Martılar kanar duysalar, artık sahile gitmiyorum. Kana kana gözlerini içmek istesem de, resmine bakacak cesareti vücuduma bir zırh gibi geçiremiyorum. Sızlıyorum. Koskoca bir diş oluyor bütün bedenim. Konteynıra sallanan bir çöp poşeti kadar ihtiyaç dışı, konteynır kadar işe yarayan ama gerek duyulmayan biri olarak hissediyorum kendimi. Yokluğunun rüzgarları savurdukça beni bilmediğim sokaklara, gidişinin eşiğinden atlıyorum, günahkar üzümlerin saydamlığına.

Bir yere savruldum. Pervasız, masrafsız…

İzbe kaldırımlar, bana bakışın kadar soğuk ve terk edilmiş hıçkırıklar, ellerin kadar sıcak…

Sıcağın soğuğu, soğuğun sıcağı ve gündüzün gecesi, iç içe geçmiş siyahla beyaz gibi seni bana, beni sana anlatır durur. Ama ben, bendeki seni bir türlü çözemem. Düşünceler sağ baş ve işaret parmaklarını kerpeten gibi çeneme tutturup, gözlerimi kilitleyip götürmeseydi ağaççık ormanına, ölebilirdim düşünce komasında.

Uzun sürmedi nerede olduğumu anlamak. Bir elim geceyi kıskandıracak kadar güzel bir eflatun, diğer elim kanımı soldurtacak kadar efkarlı bir kırmızı.

Biz burada evlendik, ben ve hayalinin bende olan kısmıyla… Eflatun gelinliğini tamamlayan kalp şeklindeki yapraklar, kalbimi yerinden çıkarmak istercesine bakıyordu. Ellerimden ellerin kayıp gidiyordu; nereye? İki tarafı ağaççıklarla dolu yol erguvanlara esir, erguvanlar yolun orta üst kısmında birleşik. Sen gidiyorsun, gelinliğin üzerinde. Üzerinde adın yazılı bir kalp bırakıyorsun geriye. İki elini kaldırıp en tepeye, erguvan yapraklarını okşaya okşaya kaçıyorsun bu cennetten.

Dönüp geriye bir şey diyesin var, çünkü başın hafif kalbine yatık. Gidiyorsun işte. Eflatun rengini de yanına alıp…

Şimdi kim kan kırmızı yanaklarını eflatunun dibine gizler? Kalp yaprakları da yanında götürecek misin? Yolun görebildiğim son kısmında dönme sakın arkana. Yetişemem. Bastığın yerleri koklamaktan dikilemem ayağa. Kokunun kanını dökerim yapraklara içime çeke çeke. Hıçkırık yağar saç tellerine ve ağlarsın… Bin erguvan büyür saniyede ve her saniye bin erguvan ölür benimle birlikte.

Yolun görebildiğim son kısmında dönme sakın arkana. Yetişemem. Çocukluğum olur ayak parmak uçların. Karanlığa beni küstüren hayale dönerim bir an. Bir an uçarım kollarımı çırparak. Çocukluk işte, unuturum seni, sensizlikle oynarım. Seni benden ayıran her erguvanın dallarını kırarım.

Gözlerin gelir gözlerimin önüne, erguvanların bitişiğinde.
Ve gözlerin gelir gözlerime, atlarım. Gidişinin eşiğine…

Eflatun birleştiricidir
Kırmızı kanatır kanımı
Erguvanlar eşliğinde
Gidişinin eşiğinde
Erguvanların bitişiğinde
Topuklarım havada
Parmak uçlarımda
Kıldan ince bir yolda
Ardın sıra koşuyorum

Yoruldum
Bastığın topraklar erguvan kusuyor
Basmadığın her adımdaki her erguvan
Atmosfere küsüp kuruyor
Her yere bas n’olur
Beni gelinliğinin ölümünde öldürme
Sürme yerlere yaprakları
Ben onları senin için cennetten topladım
Kovulmadan önce…
Sana kanmadan çeyrek saniye
Önce
Sana kanmaktan kendime kalmadım
Saat sana kal
Bana git
Erguvana öl diyor
Sen gidiyorsun
Ben kalıyorum
Erguvan yaşıyor

Ben de gidebilirim bir gün
Değişebilir olan her şey
Mesela bak Gülce’m
Erguvan ölüyor…

Baturalp İlkay GÜLTEN



İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: