Geçmiş Baharda Kalmış Bir Kadın
5 Aralık 2010, 17:40
“Erenköyü’nde Bahar” adlı şiir; dört tane beşlik kullanılarak yazılmış, ritminin okuyucuya coşkudan, heyecandan çok; hüzün ve durgunluk verdiği bir şiirdir. Bu duyguları vermesinin bir sebebi de içinde geçmişte kalan bir aşk barındırmasıdır. Bu aşk, çoğu zaman şehre veya bahar mevsimine duyulan aşk olarak algılanmıştır. Bunu düşünmek gayet normaldir, öyle ki, şiirin başlığı bile “Erenköyü’nde Bahar”dır. Yani asıl beklenen, Erenköy’deki baharın konu alınacağıdır. Ancak ben, şiirde Erenköy’e ve bahara duyulan aşktan çok bir kadına, bir sevgiliye olan aşkın öne çıktığını düşünüyorum.
Aşkın duyulduğu kadının varlığı ilk beşlikte ortaya konmuştur. Şiir, “Canan aramızda bir adındı” dizesiyle başlar. Bu “Canan” adı, elbette ki rastgele seçilmemiştir. Canan; “gönülden sevilen, gönül verilmiş olan kadın, sevgili” anlamına gelir. Hemen ardından başka bir kadın adının,”Şirin” in kullanılmasıyla; şairin “Canan” adını verdiği kadın, “Ferhat ile Şirin” adlı halk hikâyesindeki çok sevilen; ancak bir türlü ulaşılamayan bir kadın olan “Şirin”e benzetilmiştir. Yine bu kadına tamamen ulaşılamadığı ve duyulan aşkın platonik bir aşk olabileceği, “Çok kerre hayalimizde canan”/ “Bir şi’ri hatırlatan kadındı.” dizelerinde verilmiştir. Bu dizeler, kadının, nam-ı diğer Canan’ın şiirlere konu olan kadınlar gibi özlemle düşünüldüğünü ve onunla ilgili hayaller kurulduğunu, ancak onun uzaktan sevilebildiğini anlatmıştır. Bu kadının kanlı canlı bir kadın olduğunu ise “ Bir sahile hem şerefti hem şan” dizelerinde belirtildiği gibi, kadının sahile gidip varlığıyla oraya güzellik katması kanıtlamıştır.
Âşık olunan bir kadından bahseden birinci beşliğin ardından, birinci tekil şahıs anlatımla yazılmış ve sevgiliyle yaşanmış hatıraları dile getiren ikinci beşlik gelmiştir. “Doğmuştu içimde ta derinden”/ “Yıldızları mavi bir semanın” dizelerinde, “mavi sema”sevgilinin mavi gözleri, “yıldızlar” da onun bakışları olarak değelendirilirse, bu iki dizeye; “sevgiliye âşık oluş anını anlatan dizeler” demek mümkündür. “Hazzıyle harab idim edanın” dizesinde de, sevgilinin tavırlarıyla sarhoş olma, hal ve hareketleriyle kendinden geçme durumu vardır. Yine, sevgilinin sesinin şairin gönlünde bıraktığı etkiyle şairin hala mest olduğu ve sevgiliyle ilgili hayaller kurduğu “Hala mütehayyilim sadanın” / “ Gönlümde kalan akislerinden” mısralarında anlatılmıştır. Özellikle “eda” ve “sada” kelimelerinin oluşturduğu atmosfer akla şu çıkarımı getiriyor: Demek ki, gönüldeki kadın, hayal ürünü bir imaj değil, tanışılmış, görüşülmüş, söyleşilmiş, bir şekilde münasebette bulunulmuş bir kadındır.
Sevgiliden ve onun yaşattıklarından aşkın bitişine geçen bir kıtadır üçüncü beşlik. Beşliğin başındaki “Yıldızlar o yanda, biz bu yanda” dizesinde, sevgiliyle diğer insanlardan ayrı bir yerde, belki birinci beşlikte adı geçen sahilde, onunla yaşadığı unutulmaz bir zaman dilimi betimlenmiştir. Ancak bu hoş zamanın daimi olmadığı “ Hülya gibi hoş geçen zamanda”dizeleriyle belirtilmiştir. Bu dizedeki “hulya” sözcüğü şöyle bir anlam barındırır ki; hulya tatlıdır, güzelliğiyle insanı mest eden bir şeydir, ama gelip geçidir. Aşklarındaki bu gelip geçicilik, “Sandım ki güzelliğin cihanda”, “Bir saltanatın güzelliğiydi” dizelerinde de, bir saltanata benzetilmiştir. Nasıl ki bir saltanata hüküm sürdüğü devirde tapınılır, ancak görkemi gidince unutulur gider, sevgilinin güzelliği de bir zamanlar abartılmış, ama sonuçta o tapınılmış güzelliğe olan ilgi sona ermiştir.
Üçüncü beşlikle başlayan kopuş faslı, bu kadının artık geçmişte bir anı olarak kaldığını anlatan beşinci beşlikle birlikte son bulmuştur. Bir önceki beşlikte “hulya” kelimesiyle vurgulanan geçicilik “İstanbul’un öyledir baharı” dizesiyle de tekrar belirtilmiştir. Bahar mevsimi ne kadar sıcak görünse de, aniden soğuk bastırabilir ve insanlara bir kış havası yaşatabilir, bu bakımdan en güvenilmez mevsim bahardır. Tıpkı bahar gibi, sevgiliyle yaşanan zaman dilimi de geçmişte şaire unutulmaz mutluluklar yaşatmış, ancak sonuçta akıp gitmiştir. Bu kayboluş “ Aylarca hayal içinde kaldık” dizesinde ise “hayal”e benzetilmiş, sevgiliyle beraber geçirilen zamanın hayallerdeki kadar güzel olduğu, ancak kurulan hayalin yaşanılan ana geri dönüldüğünde sona ermesi gibi, sevgiliyle ayrıldıktan sonra da bu zamanın sona erdiği, büyüsünün bozulduğu anlatılmıştır. Bu hayal gibi zamana bir daha geri dönülemeyeceği ise son dizelerde, “Zannımca Erenköyü’nde artık”/ “Görmez felek öyle bir baharı” dizelerinde belirtilmiştir. Sonuçta Erenköyü’nde bahar, her sene, önceki baharlara çok benzer bir şekilde tekrar yaşanacaktır. Ancak feleğin bir daha göremeyeceği baharı özel kılan şey; sevilen bir kadınla geçirilmiş olduğudur.
“Erenköyü’nde Bahar” şiirindeki aşk, şehir ve bahar üçgenini birbirlerinden kalın çizgilerle ayırmak elbette ki olanaksızdır. Zira; şiir, anlam derinliğini bu kombinasyon yoluyla kazanmıştır. Kısacası, bu şiir, farklı okumalara açık bir şiirdir. Ancak ben, bu şiirde asıl odaklanılanın bir kadına duyulan aşk olduğunu, şehir ve bahar imajlarının da bu aşkı anlatmakta destek simgeler olduğu kanısındayım. Zaten Yahya Kemal’in ana tema olarak İstanbul’u kullandığı şiirlerine bakılacak olursa, onların ritminin çok daha coşkulu olduğu, neredeyse bir marş havasında söylendiği, ancak bu “aşk” şiirinin onlara nazaran çok daha yavaş bir tempoda okunduğu görülebilir.
Yağmur Başak Selimoğlu
Boğaziçi Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:


Yazan:



