İçimdeki Buzdan Kadın

16 Temmuz 2010, 14:42 | 729 kez okundu


ruh

Bir öyküm vardı. Uzun zaman önce yazmaya başladığım. En ince ayrıntılarına kadar hayatımı didikleyerek ve tüm arsızlığı ile eteklerimdeki taşları döktüğüm, en büyük hayallerimi paylaştığım, sırlarımı gün yüzüne çıkardığım, bir masal gibi devam eden bir öyküm vardı.

Kimselerin gerçekten gerçekliğini kavrayamadığı, biraz hayal ürünü sandığı bir öykü. Uzun uzun hayalini kurardım öykünün yazılmış kısımlarının. Tekrar tekrar okurdum, yaşardım o bölümleri. Bir sayfa sonra ne olacağını deliler gibi merak etsem de o kadar elzem değildi bir adım sonrasını bilmek, önemli olan yazdığım ve sonra da okuduğum ve sayfalarda kaybolmaktı.

En büyük hüzünlerimi o öyküde yaşamıştım, en ağır travmalarım orada yazıyordu. Aynı zamanda öyle delice bir aşka tanıklık ediyordu ki yazılmış satırlar, bir türlü bitiremiyordum, vazgeçemiyordum öykümden. Bazı satırları ağlayarak, bazılarını da mutluluktan gökkuşağının üzerinde, beyaz kelebeklerin kanadından yazıyordum, dünyayı her gün farklı bir yerden görüyor, farklı bir ayrıntının farkına varıyordum. Her yeni günde yaşamın ne kadar mucizevi olduğunu iliklerime kadar hissettirecek bir aşkla bağlıydım öyküme ve içindeki kahramanlara. Öykümü yazmaya başladığım ilk zamanlarda, hayatın satır aralarını ne kadar görmeden yaşadığımı fark ettim, ve satır aralarına gizlenmiş benleri kelimelere dökerek, 5. Bir iklimde yazmaya başladım.

Ellerim titrerdi bazen yazarken, bazen sonsuz bir huzur kaplardı içimi uyuyakalırdım elimde dolmakalemimle. Hiç acele etmedim bitirmek için. Sabırla ve sukunetle, bazen derinlerinden bazen çok uzaklarından izlerdim gelişmeleri ardından da yazardım.

Sonra öykümü elimden aldılar, izinsiz ve düşüncesizce… O’na ne kadar bağlı olduğumu, hayatımın ne kadar o, onun ne kadar hayatım olduğunu bile bile… Önce çıldırdım, çığlıklar attım, ağladım, küfür ettim, sonra sustum başka bir yöntemler denedim onu geri almak için.

Hiç çare olmadığını anladığım anda yalvaran gözlerle bakakaldım,

Ellerim buz kesti, gözlerime yaşlar doldu ve buzdan boncuklar gibi donakaldılar. Buzdan bir heykel gibi, duygularım dondu o an, içim sıkıştı soluğum soğudu, soğudu ve o da dondu sonunda. Zaman durdu, o da dondu sanki. O an anladım ki hayatım o öykü ile devam edebiliyordu sadece. Ama yapabileceğim hiçbir şey yoktu artık, kaderime razı olmalıydım, durumu böyle kabullenmeli ve onsuz yaşamayı öğrenmeliydim…

Zaman içinde buzlarım çözülmeye başladı, zaman içinde gözlerimdeki boncuklar eridi, aktı aktı… Ta ki tükeninceye dek. Ve sonunda tükendi, umutlarım tükendi, hayallerim tükendi ve hayata böyle de olsa bir borcum vardı. Benim artık engellerim vardı. Onlarla nasıl yaşanacağını öğrenmeliydim…

Zaman aktı, zaman eridi, zaman buharlaştı sonunda.

Erimeyen tek bir şey kaldı, öykünün hatırası ve içimdeki duyguları. Ona duyduğum özlem ve yazılmış satırların hayalleri kaldı. Her şey eridi hayat devam etti.
Buz tutan duygularım hiçbir zaman erimedi. Bir elin sıcaklığıydı onları eritecek olan, sadece tek bir dokunuş…

Yeni öyküler yazmak istedim sonra, denedim, çabaladım fakat içinde duyguların asla olmadığı öyküler ne işe yarardı ki…

Yeni öyküler yazmaktan vaz geçtim sonra, elimden alınan öykümü hatırladığım kadarıyla aynı satırları yeniden kaleme almaya, sonunu merak etmek yerine bu kez sonuna kadar yazmaya karar verdim.

Ama artık bu benim öyküm değildi. Gerçekten de hayal ürünü bir öykü olacaktı. Yaşanmamış bir sonu ne kadar gerçekçi yazabilirseniz o kadar gerçek bir öykünün içinde hayal kahramanları olmuştuk sonunda…

Yazdım yazdım…
Dolmakalemim donmuş çoktan, yazsamda gözükmedi
Benden başka hiç kimsenin okuyamayacağı bir öyküm var şimdi…

Ezgi Başaran



İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın:

Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.