İnsanlığa
6 Mayıs 2010, 08:17 | 407 kez okundu
Sıkılmıştı sanırım bitmek bilmeyen, bir köşeye çökmüş sıkıntılardan. Nelerden mi? Bilmem, işte hep kulağımızın aşina olduklarından; bir bitip tükenmeyi bilmeyen yarım asırlık siyasi tartışmalardan, tarihe gülerek bakan zamlardan, bitmek bilmeyen şehit haberlerinden, bir kaç kadın programında çıkan sansasyonel magazinlerden, transparan giyip frikik veren güzel hanımlardan, açıkla kapalının dost olamayacağını anlatmaya çalışırmış gibi karşı karşıya getiren sohbetlerden, kulağın aşinalığından artık pek acı vermeyen tozlu topraklardaki intihar patlamalarından, kara kıtadaki birkaç ülkede açlıktan ölen çaresiz insanlardan,
buna karşın bitmeyen eğlence literatüründen, yükselen suç oranlarından, yanıp kararan orman yangınlarından, tükenen kaynaklardan, eskisi gibi olmayan kötüleşen havalardan, her olayın arkasına bunda onun-bunun eli var denmesinden, her iyiyi vaat edipte tersini yapanlardan, yolsuzluklardan, kafaları karıştıran suçlamalardan, televizyon programalarının ekrandaki yansımalarından, her kalemi olanın kendine göre lafı bir yere çekmesinden, kimisinin hayaldir uyanın derken kimisinin gerçektir bitirin dediği soruşturmalardan, türlerin tükendiğine şahit olmaktan, değerlerin gözlerin şahitliğinde yok olmasından, hep geri kalmışlığı başka ülkelerin oyunlarına bağlamaktan, yenilerin pek de eski güzelliklere benzememesinden, bilgi almadan fikir satanlardan, dünyanın çarkında sürüp giden, sürecek olan, hiç bir zaman da sürmemesi beklenemeyecek uzun zıtlıklardan. Sıkılmıştı sanırım, biraz da bitkin düşmüş. Pencerinin yanındaki koltuğa gömülüp de sıcak çayını içerken bulmaca çözmeyi ne severdi eskiden. Hele sudoku demeye dur. Çözeceğim diye aksatırdı yüklü işlerini. Ya işte hayat. Heyhat, herşey yazılanlardaki gibi olmuyor işte. Çok çalışmıştı, inandıklarına çok sarılıp da bunları insanlarla paylaşmayı istemişti. Çalışmıştı dedim ya yazmıştı onca kitap onca inceleme. Ne varki yorgunluğunda başarısının zaferini tadamıyordu; o sadece yorgundu, yorgun bir mağlup. Sıkılmıştı trafiğin homurtusu gibi susmak bilmeyen, kafasının dikine giden insanların – sırf zıt görüşte olacağım diye söz yazanların inadından. Acaba deseydi evvelden biri: “Ya mübarek, çalışmaya heveslendiğin şeyin tadı olmayacak geleceğinde, hayallerin olmacayak geleceklerinde!” o zaman da çalışırmıydı artık küçük bir titremeye teselli bu eller. Yoksa yazacağım diye devem eder miydi o heyecanlı yüreği? Kendisine sormak elbette kıssadan hissesi ama o çoktan cevabını verdi. İnsan işte, dedi: Görüşü kendine ait olduğu nadir görülür, görülsede hor görülür. İnsan işte, dedi: Hamurunda iyilik de yoğruldu kötülük de; demeki sakın kötülük iyidir o vakit. İnsan işte, dedi: Bazen seçim yapması gerekti, o zamanda hayatı kendince yorum etti. İnsan işte, dedi: Bazen inancına okadar çok aşık oldu ki sıcak kan akıttı. İnsan işte, dedi: Bazen o kadar büyük oldu ki başkaları için öldü. İnsan işte, dedi: Bazen ideolojisi için koca koca sınırlara karşı çıktı. İnsan işte dedi: Sahip olduğu yüzündeki iki çukur dolup doymak bilmedi; aralıksız istedi, bitirdi. İnsan işte, dedi: Varlığındaki gücün farkında değil, akılsızca korktu başkaldıranlardan. İnsan işte, dedi: Çok büyük arzulara hayal dedi, güldü az buçuk alaylı, küçük başa ufak yastıktır giden dedi, bastırılmış korkusunda büyüklüğünden aciz kaldı. İnsan işte, dedi: Hiç bir zaman inandığının yanlışlığına inanmak istemedi; yanlışı ona hayırlı geldi. Ve işte insan, dedi: Hatayı başkalarının görüşünü değiştirmeye çalışarak yaptı. Sonunada ekledi: Halbuki hiçbiri olmayabilirdi, insanlık kendine ayıp etti, geleceğine-gelecek için doğanlara ihanet etti…
buna karşın bitmeyen eğlence literatüründen, yükselen suç oranlarından, yanıp kararan orman yangınlarından, tükenen kaynaklardan, eskisi gibi olmayan kötüleşen havalardan, her olayın arkasına bunda onun-bunun eli var denmesinden, her iyiyi vaat edipte tersini yapanlardan, yolsuzluklardan, kafaları karıştıran suçlamalardan, televizyon programalarının ekrandaki yansımalarından, her kalemi olanın kendine göre lafı bir yere çekmesinden, kimisinin hayaldir uyanın derken kimisinin gerçektir bitirin dediği soruşturmalardan, türlerin tükendiğine şahit olmaktan, değerlerin gözlerin şahitliğinde yok olmasından, hep geri kalmışlığı başka ülkelerin oyunlarına bağlamaktan, yenilerin pek de eski güzelliklere benzememesinden, bilgi almadan fikir satanlardan, dünyanın çarkında sürüp giden, sürecek olan, hiç bir zaman da sürmemesi beklenemeyecek uzun zıtlıklardan. Sıkılmıştı sanırım, biraz da bitkin düşmüş. Pencerinin yanındaki koltuğa gömülüp de sıcak çayını içerken bulmaca çözmeyi ne severdi eskiden. Hele sudoku demeye dur. Çözeceğim diye aksatırdı yüklü işlerini. Ya işte hayat. Heyhat, herşey yazılanlardaki gibi olmuyor işte. Çok çalışmıştı, inandıklarına çok sarılıp da bunları insanlarla paylaşmayı istemişti. Çalışmıştı dedim ya yazmıştı onca kitap onca inceleme. Ne varki yorgunluğunda başarısının zaferini tadamıyordu; o sadece yorgundu, yorgun bir mağlup. Sıkılmıştı trafiğin homurtusu gibi susmak bilmeyen, kafasının dikine giden insanların – sırf zıt görüşte olacağım diye söz yazanların inadından. Acaba deseydi evvelden biri: “Ya mübarek, çalışmaya heveslendiğin şeyin tadı olmayacak geleceğinde, hayallerin olmacayak geleceklerinde!” o zaman da çalışırmıydı artık küçük bir titremeye teselli bu eller. Yoksa yazacağım diye devem eder miydi o heyecanlı yüreği? Kendisine sormak elbette kıssadan hissesi ama o çoktan cevabını verdi. İnsan işte, dedi: Görüşü kendine ait olduğu nadir görülür, görülsede hor görülür. İnsan işte, dedi: Hamurunda iyilik de yoğruldu kötülük de; demeki sakın kötülük iyidir o vakit. İnsan işte, dedi: Bazen seçim yapması gerekti, o zamanda hayatı kendince yorum etti. İnsan işte, dedi: Bazen inancına okadar çok aşık oldu ki sıcak kan akıttı. İnsan işte, dedi: Bazen o kadar büyük oldu ki başkaları için öldü. İnsan işte, dedi: Bazen ideolojisi için koca koca sınırlara karşı çıktı. İnsan işte dedi: Sahip olduğu yüzündeki iki çukur dolup doymak bilmedi; aralıksız istedi, bitirdi. İnsan işte, dedi: Varlığındaki gücün farkında değil, akılsızca korktu başkaldıranlardan. İnsan işte, dedi: Çok büyük arzulara hayal dedi, güldü az buçuk alaylı, küçük başa ufak yastıktır giden dedi, bastırılmış korkusunda büyüklüğünden aciz kaldı. İnsan işte, dedi: Hiç bir zaman inandığının yanlışlığına inanmak istemedi; yanlışı ona hayırlı geldi. Ve işte insan, dedi: Hatayı başkalarının görüşünü değiştirmeye çalışarak yaptı. Sonunada ekledi: Halbuki hiçbiri olmayabilirdi, insanlık kendine ayıp etti, geleceğine-gelecek için doğanlara ihanet etti…Özgür AKIŞOĞLU
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:
Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.

Yazan:



