Kürk Mantolu Madonna’yı Bulmak

11 Şubat 2011, 09:52


Hepiniz duymuşsunuzdur Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna romanını. Bir aşkın kitabıdır, hayalkırıklıklarının, yalnızlığın, insanın; kısaca hayatın kitabıdır. Kitabı okuyup da kendinden bir şey bulmamış insan azdır.
Bir aşk ki hem karşılıklı hem de umutsuz, hem ayrılmayacak şekilde bağlı hem de bu kadar uzak ve yalnız. Bir isyan ki saadete bu kadar yaklaşmışken, her şeyi yitirmenin isyanı. Bir kaybedenler kulübü üyesinin umutsuzluğu, en çok da yalnızlığı.
Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum.” dedi. “Bu eksiklik sana değil, bana ait. Bende inanmak noksanmış. Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanmadığım için sana aşık olmadığımı zannediyormuşum. Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki; insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar. Ama şimdi inanıyorum, sen beni inandırdın. Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum. Seni istiyorum, içimde müthiş bir arzu var. Bir iyi olsam!” Sevilmeyerek geçirilmiş bir ömür düşünün, sadece çıkarları için etrafınızda dolaşan insanları, inancınızı yitirdiğinizde ise birinin çıkıp herşeyi temize çektiğini.

“Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi. Sonra, aradan seneler geçtiği halde, nasıl hâlâ ona bağlı olduğumu gördükçe, ruhumda daha büyük bir infial duyuyordum.” Birine ne yaparsa yapsın kızamadığınızı düşünün, ne yaparsa yapsın bir mantığa oturtabilmeyi, kendinizi unuttuğunuza sadece inandırabildiğinizi.

“…kendisinden daha dün ayrilmis gibi taze bir hasret duydum. Kaybedilen en kıymetli esyanın, servetin, her turlu dunya saadetinin acisi zamanla unutuluyor. Yalniz kaçirilan firsatlar asla akildan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, ‘bu boyle olmayabilirdi!’düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazir.” Keşkelerin can yakan iğnelerini düşünün, korkularımızdan, çekincelerimizden dolayı teptiğimiz fırsatların, boğazını düğümlemesini, geri gelmeyeceklerini bilmenin acısını…
“Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rasgeldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyle öteye geçiveriyoruz?” Önyargılarınızı düşünün, birini gördüğümüzde onu kıyafetine, saçına, tarzına göre yaftalamayı.. Belki böyle yaparak nice güzel insanı kazanmadan
kaybettiğinizi.
“…yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesden daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak. Dünyada bundan daha ferah verici bir şey olabilir miydi?” Birini düşünün, sizi anlayan birinin olduğunu bilmenin huzurunu yaşatan ve ondan dolayı yaptığınız her şeyin çok anlamlı geldiğini. Onu beklemenin umudunu..
“…halbuki şimdi her şey değişmişti. bu kadının resmini gördüğüm andan beri geçen hafta içinde, ömrümün bütün senelerinden daha çok yaşadığımı hissediyordum.
her günüm, her saatim, uyuduğum zamanlar bile dopdoluydu. bana sadece yorgunluk veren uzuvlarım değil, ruhumun da yaşamaya başladığını, içimde, haberim olmadan bekleşen üstü örtülü derin tarafların da birdenbire meydana çıkarak bana fevkalade cazip, kıymetli manzaralar arz ettiklerini görüyordum.
Maria Puder bana bir ruhun bulunduğunu öğretmişti ve ben de onun, şimdiye kadar rastladığım insanlar arasında ilk defa olarak, bir ruhu bulunduğunu tespit ediyordum. Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi.
bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden meydana çıkıyordu… Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, – ruhumuzla yaşamaya başlıyorduk. O zaman bütün tereddütle, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine
koşuyordu…. “ Aşkı bulduğunuzu düşünün, ”o” olduğunu onu gördüğünüz ilk saniyede anladığınızı düşünün… Size ruhunuz olduğunu hatırlatan, dahası o ruhu canlandıran birini..
Daha çok şey yazılabilir bu kitap hakkında…
 Bir cümlesi bile sayfalarca incelemeyi hak ediyordur… İnsanoğlunun kitabı bu çünkü. Hayalkırıklıklarının, yalnızlığın ama en çok da aşkın.
Aşkın sadece mutluluk olmadığını, acı çekmek olduğunu, unutamamak olduğunu hem de hiç bir zaman ve sadece tek bir kişiye ait olabileceğini beynimize kazayarak anlatır.
Yine de kıskanırsınız İrfan Beyle Maria Puder’i.
Aşka inanç kitabıdır bu kitap.
Bir gün Kürk Mantolu Madonna’yı bulmanın umududur…
”Bir insan bir insana yeterdi herhalde.”
 
Ezgi ALTINOK
 
* Tüm alıntılar : Sabahattin Ali’nin  Kürk Mantolu Madonna kitabından yapılmıştır.


İlginizi çekebilecek yazılar:

Toplam 3 yorum yapılmış

  1. kurkmantolumadonna | 14 Şubat 2011, 14:19

    Aşk var, sadece yanımızdan geçip gitmesine izin veriyoruz.

  2. hermess | 9 Mart 2011, 01:21

    İrfan değil Raif olacak yalnız.

  3. Cem | 28 Mart 2011, 18:38

    Evet raif bey olacaktı. Bu kitabın bir zaman özetini yazmıştım. Epey emek vermiştim.

    http://sallanyuvarlan.blogspot.com/search/label/K%C3%BCrk%20Mantolu%20Madonna

    sevgiler

Yorum yazın: