Şarkılar Seni Söyler

13 Ocak 2010, 21:39


şarkılar seni söylerEn güzel günlerin hangileriydi? Bensiz yaşadıkların mı yoksa her anında beni düşündüklerin, yanında olamasam da içine beni de dâhil ettiklerin mi?

Hani olur ya bazen bir şarkı duyarsın, içine dokunur sözleri. Bazen de sözlerini bile anlamazsın ama akıp gidiverir yaşlar gözünden, içinde bir yerlere dokunur ezgisi, yüreğinin dilini susturamazsın. İşte benim de “şarkılar seni söyler” mısrasını duymamla kâğıda kaleme sarılmam bir oluyor.

Söyleyecek sözü olup da sözünü söyleyemeyenler kaleme sarılırlarmış. Yazmak, intiharı geciktirmenin bir yoluymuş. Yüreğimin bam teline basılıyor adeta.

Ben mi anormalim şarkılarla yaşayacak kadar? Hayatına şarkılarla yön verecek, en önemli kararları şarkılara göre alacak kadar? Gerçi adımı da bir şarkıdan esinlenip koymuşlar; “dilşad olacak diye kaç yıl avuttu felek” diye aylarca kulağıma fısıldamış annem. İnsan adıyla yaşarmış ne de olsa.

2008 yazıydı. Hayatımda bugüne kadar aldığım en ciddi kararı sonuçlandırmaya çalışıyordum. İşimi, ailemi, evimi, düzenimi, sevdiklerimi, kısacası her şeyimi İzmir şehrinde bırakıp sil baştan bir hayat yaratmaya çalışıyordum. Bornova’dan Alsancak’a giden dolmuşta en arkada, köşede tek başıma oturuyordum. Ezginin Günlüğü’nün “Eksik Bir Şey” isimli parçası çalmaya başladı radyoda, Rock City FM’in yayına yeni girdiği zamanlardı ne de olsa, dolmuşta sevdiğimiz eserleri dinleme lüksüne sahip olabiliyorduk.

İnsan, ara sıra gitmek istiyor, hem de öyle yanına almak istediği üç şey filan olmadan. Ama keşke giderken kendimizi de bırakabilsek…

Kalksam duraktan dolmuş gibi, arka koltukta unutulmuş gibi” dediğinde Hüsnü Arkan, ara koltukta yapayalnız olduğumu hissettim. Ne ailem, ne sevdiğim, ne işim, ne de düzenimdi beni mutlu eden. O an o dolmuştaydım ve yapayalnızdım, eksik bir şey vardı hayatımda. Yalnızlığa alıştığımı, alıştığımı zannettiğimi düşündüğüm bir anda çalan bu şarkı; “kendini kandırma çocuk, bal gibi de hayat böyle tozpembe geçmiyor, bir şeyler eksik hayatında ve bunu sen de çok iyi biliyorsun” efektiyle kendime getirdi beni. O an, sıkışıp kaldığım o duraktan kalkmanın ve her şeyi bırakıp gitmenin zamanıydı. Bu sebeptendir ki Bursa şehrine gelişim de kaçarcasına oldu.

Başta her şey bir oyun gibiydi, turist gibi hissediyordum kendimi bu şehirde. Her gün başka “özel” ve “güzel” bir yerini görmeye çalışıyordum şehrin, yeni insanlar tanımak keyifliydi. Haftanın sonu geldiğinde İzmir’de buluyordum kendimi. Dönüş yolunda hep aynı şarkıyı dinlerken irkilerek uyanıyordum; yine Ezginin Günlüğü’nden, Gemi. “Kime sorsam dönüşüm yok” dediğinde umutsuzluk ve hayal kırıklığıyla doluyordum.

Zamanla azaldı turist gezmelerim, şehir dışına yaptığım yolculuklarım. İçime dokunan şarkılardan uzak durur oldum ama bu sürede gökyüzü o kadar çok kez doldu ki ciğerime… Karnım tok, sırtım pekken bile eksik kalıyordum zira. Benim içim şişti oflamaktan, gökyüzünün gözleri kurudu ağlamaktan.

“Zor değildi, hem de hiç zor değildi, demli çayı bardakta karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya ama: “Çaya kaç şeker atarsın?” diye soran bir ses olmalıydı ara sıra…”

İnsan, ara sıra gitmek istiyor, hem de öyle yanına almak istediği üç şey filan olmadan. Ama keşke giderken kendimizi de bırakabilsek…

Gelelim annemin kulağıma fısıldadığı şarkıya; “Saçıma karlar yağdı, boşuna yaz beklemek” diye umutsuzca devam ediyor. Adım üstümde; gönlüm hoş, saçıma henüz yağan kar yok ve ben her yazı heyecanla bekliyorum.

Uğruna her şeyden vazgeçtiğim bir kararı boş yere vermiş olamam.

Ayşe Dilsad Çetin
aysedilsad[at]gmail.com


İlginizi çekebilecek yazılar:

Bir yorum var

  1. martenzit | 15 Ocak 2010, 00:33

    İnsanın çok sevdiği, duygulu olduğu zamanlarda, hani bazen kaçmak isterya bu kalabalıktan kendini dinleyebileceği bir yerlere.. İşte o duygularımı yaşadığım zaman okumak istediğim yazılardan birisi. Gerçekten çok güzel. Teşekkürler.

Yorum yazın: