Soğuk
23 Ocak 2010, 00:15
O ki, sıfatların en sevimsizi, bulunduğu her ortamı antipatikleştiren bir hava muhalefetidir. İklimimizde baskın karakter olduğunda tüylerimiz diken diken olur, üşürüz. Evden uzakta, yabancısı olduğumuz bir yerde hissederiz kendimizi; sıkılır, huzursuzca reaksiyonlar göstermeye başlarız. Bir an önce eve dönmek isteriz; zira ev sıcaktır.
Hâlbuki sıcak; sıvıdır, terdir, nemdir, vıcık vıcıktır. Oysa soğuk; katıdır, buzdur, serttir, enerji emicidir, yorar, acımasızdır ama düşüncelidir. Bağırtarak, acıtarak, boğarak öldürmez. Öldürmeden önce hissizleştirir, uyuşturur, uyutur. En azından soğuk dürüsttür. Üşütür, ısırır, acıtır, can yakar ama alışıldığında da hissedilmeyen bir durum haline gelir.
Nüfus patlamasının da en büyük etkenlerinden birisidir. Ana haber bültenlerinin hissedilen sıcaklığı -20˚C olarak anons etmesine rağmen, “sevgilinin koynunda her yer sıcacıktır” felsefesini benimsemiştir yurdum insanı, tenin tene değdiğindeki sıcaklıktan başkasını hissetmez. Kişi başına düşen milli gelirin 2008 yılına kadar 10000$’ın altında olduğu canım ülkemin fakir insanlarının aslında fazla da alternatifi yoktur, hatta sevgili el altındaki tek ilaçtır derde derman olacak.
En azından soğuk dürüsttür. Üşütür, ısırır, acıtır, can yakar ama alışıldığında da hissedilmeyen bir durum haline gelir.
Herkesin saklanmasına, kendini örtmesine, koyu renkler giyip birbirine benzemesine sebep olur. İç dünyasına yöneltir insanı; hissizleşme, ruhsuzlaşma, manevi uyuşukluk, içe dönüklük, aşırı bireyselleşme, gereğinden fazla rasyonel olma, hayatın zevklerini tam olarak algılayamama, her türlü olumlu etkene rağmen tam olarak mutlu olamama, bir yanın hep eksik kalması gibi olumsuz vaziyetleri beraberinde getirir, depresifliğe sürükler bünyeyi. “Beni bu soğuk havalar mahvetti.” edası takınanlarımıza, fonda Zeki Müren eşliğinde dostlara karşı içilen aslan sütü ısrarla tavsiye edilir. Yazın buzlu bardakta içilen bira nasıl yürek ferahlatırsa, kışın içilen rakı da öyle mest eder ruhu.
Soğuk, çoğumuza beraberinde bir eküriyi çağrıştırır; kimi zaman kar olur adı, kimi zaman da yağmur. Fakat soğuk tek başına da ayakta durur. Karın, yağmurun olmadığı ortamlarda bazen öyle rüzgârlar estirir, öyle fırtınalar koparır ki bir an önce huzurun mabedine sığınmak ister, eve kaçarız. Ama herkesin gidecek, kaçacak, sığınacak bir evi yoktur.
Ocak soğuğunda bir dükkân önünde eli ayağı morarmış bir şekilde donmak üzereyken esnaf tarafından bulunan ve çağırılan “cankurtaran” görevlileri tarafından “hasta değil, sadece ısınması gerekiyor” diyerek alınmayan; itilen, kakılan, kendilerini yaratan sistem tarafından her şekilde yok sayılan, aynı havayı soluduğumuzu zannettiğimiz ama onların soluduğunun binde birini bile ciğerlerimizde hissetmediğimiz insanlar da vardır. Görmezden gelir bu kişileri, kendinden bile korkar hale gelmiş duyarsız toplum insanı.
Karın, yağmurun olmadığı ortamlarda bazen öyle rüzgârlar estirir, öyle fırtınalar koparır ki bir an önce huzurun mabedine sığınmak ister, eve kaçarız.
Bu gece, buz gibi bir Ocak sabahına kavuşacak. Kim bilir kaç kişi var bilmediğimiz kuytu bir köşeye sığınmaya, her zorluğa inatla yaşamaya çalışan. Günlerdir yaşları koyuveren gökyüzünü saymazsak öldü insanlık, ağlayanı yok.
“Evet, aralık kapıdan soğuk geliyor, tam kalbimin üzerine bu akşam”
Ayşe Dilsad Çetin
aysedilsad[at]gmail.com
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:


