Soğuktu Sanırım Biraz Da Acı

14 Mayıs 2010, 02:28 | 457 kez okundu


Sessizce kalktı yatağından, önce pencere camında kırılmış bir iki güneş ışığı çöktü göz kapaklarına, gözleri kısıldı; yorganı açıldığında vücudunu bir soğuk kapladı. Beyaz duvardaki kırmızı resim parıldadı ve ayakları soğuk zemine bastı. Kapıda duran küçük altın saçlı kız kıkırdadı ve koşarak annesinin kucağına atladı.

Sessizce kalktı yatağından, önce florasanın camında buz kesen ışık oturdu göz kapaklarına gözleri ağırlaştı ve açılmadı; beyaz, hasta kokan yorganı açıldı, soğuk vücudu soğukluğu duymadı. Bomboş beyaz duvardaki bir iki mor uçuşan halka dolandı; ayakları baserken soğuk zemine pek de rahatsız olmadı, anlamadı. Sonra yorgun gözleri biraz zorlandı. Kapıdaki duvarlar kadar solgun soğuk yüzleri gördü; konuşmaları kulak kemiklerinde kıkırdadı. Vücudunu derinden gelen biraz hoş soğuk bir ürperti kapladı; ağırca sardı.

Bir şırınga ilacı çekti, süpürge makinası gibi içine, güzel bir rutinle. Bir parmak vurdu iğnenin ucuna bilmişçesine, bir nefes geçti akciğerden, sonra terlik sesleri şakladı soğuk zeminden. Bir iğne girdi derinin derinine, pek yüreği acımadan; ince bir acı sesi süzüldü dudaklardan. En son demir kalın kapılardı kapanan. Oturdu soğuk demirli yatağında ayakları yere çıplak baserken öylece. Zor çevirdi kafasını önce bir yana, sonra yavasça düştü az önce kalktığı yatağına.

Bir kaç gök gürültüsü esti havada. Bir pardak düştü küçük beyaz ellerden. Damlalar vurdu camlara süzülürken. Aktı sular kenar mahallelerde. Kadınlar koşuverdi etekleri savrulurken. Gazeteler ıslandı büfenin önünde. Bir araba çarptı bir diğerine. Bankada bir müşteri tutamadı kızdı veznedara. Postacı sürerken bisikletini, kaldırımdaki kadın unuttu mektubunu göndermesi gerektiğini. Genç güzel bir kız ağlarken yatağında, erkek arkadaşı sigarasını çekti içine. Televizyon kanallarında dolanırken bir cümbüş dizisi, bazen bir dram, sunarken yakışıklı spiker tren kazasında ölenlerin adını; kumandayı tutan eller kalpteki acıya dayanamayıp yere düştü. Arkadaşlarıyla kağıt oynerken çayını içen amca çıkarırken masa altında ayakkabısını, ayakkabıcı unuttu indirdiği kepenklere kilit vurmasını. Derken ne akrep yelkovanı yakaladı ne de yelkovan ondan kaçtı. Onlar bundan bihaber bir pile muhtaç dönüp durdu.

Gitgide soğurken vücudundaki soğuk derisi, titreşen yatağının ince demirleriydi. Boğazında acı bir tat yayılırken, kolları istemsiz savruldu. Düşerken vücudu soğuk zemine, birkaç salyası damladı beyaz mermere. Bağırmaya çalışadursun duyulmazken sesi, kulağında kısık sinsi bir çınlama sesi. Sonra hissederken süzülen gözyaşını, düşündü uyuşuk soğuk beyni altın saçlı küçük kızını.

Özgür AKIŞOĞLU



İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın:

Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.