Sur Vakti Esrarkeş Demirler
18 Ocak 2010, 11:12 | 448 kez okundu
Bu aralar,
çekimlenmemiş fiil barındıran çocukluğumun,
şimdiki zamanına dokunmak istiyorum…
Ve ardından,
telaşlı bir şekilde gitmek istiyorum,
olur olmaz kendine dökülen nehrin kıyısına.
Geçmiş zamansızlığımla,
kendine akan nehre,
ben cebimdeki ufacık düş sandalıyla akmak istiyorum…
Unutulmuşluktan yedi katmanı yosun tutan,
geniş zamansız eksikliğimle…
Ardından gün erteleri bağlanırdı eksikliğime,
ve o günlerde yağmur,
iliğimi diriltmekle meşgul olurdu…
Elimde,
üzerinde ismim yazan bir şemsiye
ve şemsiye altında
kahkahalar,
bağırışlar,
ve çığ-lık-lar…
O günlerde yağmur o kadar ağırdı ki,
ani bir hareketle bu sesleri,
damlalarına hapsedip,
kurtarabilirdi beni.
Fakat damarlarıma işledi,
ağır toplu serum gibi…
Her yağmur sakinliğinde
kapatır dükkanı,
çoğul sesler satan Cevdet Usta…
Her yağmur yağdığında,
acının farklı seslerini karşılarım,
yüz çatlaklarımla…
Ve hiçbir sonbahar yoktur ki benim,
sur vaktinde esrarkeş demirler arasına sıkışan
genç cesetler görmediğim…

Yazan:




İnanılmaz etkileyici bir yazı. teşekkürler Yurdaer
Asıl ben teşekkür ederim. Beğendiğine sevindim…
hakikaten ufuk açıyor…..