Yeniden Bayan Potter Olmak

23 Ocak 2011, 21:44

Yedi sene öncesine döndüm geçenlerde, Otuz bir temmuzdaki yaş günümde (Hala kendimi Harry Potter’la aynı gündoğduğum için şanslı sayarım.) abimin hediye ettiği Harry Potter kitaplarına, onları adeta dinsel kitap gibi büyük bir ciddiyetle ve hissederek okuduğum, uzun kış gecelerinde bir baykuşun nihayet Hogwarts’a kabul mektubumu getireceğini umduğum günlerime…

Sinemadaki bir sürü arkadaşım ailesiyle gelmişti, benden biraz küçüklerdi çünkü. Hatta yanımda oturan genç hanımla çocuğun bir ara bana bakıp güldüğünü hissettim. Gülümsedim ben de. Gryffindor kardeşliği makbuldü aramızda. Öyle değil mi? Açılıştaki WB sembolünün arkasından gelen o hafif, gizemli film müziği girince tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. “İşte!” dedim kendi kendime, “İşte Harry Potter, en uzun süren ilişkim!” Olayların gidişatı itibariyle Hogwarts’ı görememek biraz üzse de, Harry, Ron ve Hermonie’nin dostluğunu,  Zümrüdüanka tayfasını, hatta faşist büyücü Voldemort’u bile yeniden görmek her şeye değerdi.

Harry Potter’dan sonra fantastik kitapların (tabi üstad Tolkien ve benzerleri hariç) beni pek de sarmadığını fark ettim. Misal, Twilight. Bilmeden yargılamak ve haddimi aşmak istemem, ama bir edebiyatçı ve Twilight “background” ını alarak birkaç yorum yapmadan da duramayacağım. Bir kere Rowling’in Harry Potter serisinde işlediği olayların zenginliği, bunların ortaya çıkış zamanları, birbirleriyle bağlantıları, planlı bir şekilde tüm kitabı kaplamaları bence, Meyer’de yok. Karakterizasyon da Harry Potter’da çok sistemli. İlk kitaptan itibaren karakterleri çok iyi tanıyoruz, onların olsa bir durumda neler yapabileceğini kestiriyoruz. Harry Potter’da sürprizler vardır, ama absürdlükler yoktur! Twilight’ı yazarken aklına gelenleri  monte ediyor gibi Meyer. Bir sürü ayrıntı ve karakterle ölçüsüz bir biçimde karşılaşıyorsunuz! Harry Potter’da ise, ta en başından nerede olduğunuzu, kimi tuttuğunuzu ve kimi karşınıza aldığınızı biliyorsunuz.

Hogwarts’lı olmak bir ayrıcalıktır diyorum! Harry Potter’ın çocukların hayal gücünü geliştirdiğini, onlara kitap okuma sevgisi aşıladığını ve onları edebiyat ailesine davet ettiği yadsınamaz bir gerçek. Sadece çocuklar mı? Biz yetişkinlere de müthiş bir zevk verdiğini kim inkâr edebilir? İşte ben, kazık kadar kızım, annemin deyimiyle “evlendirseler, evlenecek yaşta” yım. İleride, edebiyatçı bir anne olduğum zaman, çocuklarıma miras bırakacağım kitapların arasında kesinlikle Harry Potter da olacak. Accio ateşoku!

Yağmur SELİMOĞLU



İlginizi çekebilecek yazılar:

Bir yorum var

  1. damla dilan | 21 Şubat 2011, 04:19

    neredeyse aynı şeyleri düşünmüşüz o kitapları okurken :)) twilight serisi ile harry potter serisi karşılaştırılamaz bi defa.sözünü ettiğiniz gibi rowling olayları öyle bir akış içerisinde sunuyor ki kitap okumuyorsunuz da su içiyorsunuz sanki bir bardak hayat,olayların kurgulanıp yazım aşamasına gelinceye kadar büyük araştırmalardan,keskin zekadan nasibini aldığını görüyorsunuz.meyer in kalemi ise bütün bir kurgudan yoksun,çoğu zaman olaylar çakışır 4 kitabını da okumuş hatta 5.kitabın ilk 12 bölümünü de okumuş biri olarak söylüyorum,dil daha yalın olduğu gibi çoğu zaman twilight’ı ben de yazabilirdim dedirtiyor okurken.
    eğer bir değerlendirme yapılacak olursa yüzüklerin efendisi,harry potter,twilight serileri arasında(zira ben bu serilerin bütün kitaplarını okuduğumdan bu hakkı kendimde görüyorum)
    1- Yüzüklerin efendisi serisi>2-harry potter serisi>3-twilight serisi

    nacizane fikrim :))

Yorum yazın: