İktisatla ilgili bir yazı

18 Mart 2008, 15:09 | 598 kez okundu


“Rise up, study the economic forces which opress you… They have emerged from the hand of man just as the gods emerged from his brain. You can control them.”
Paul LaFargue

İnsan oğlunun dünyayı anlamak için geliştirdiği bilimsel yöntemlerden bir tanesidir iktisat. Sosyoloji, siyaset bilimi, antropoloji, matematik, felsefe gibi diğer bir çok pozitif bilimde farklı soruları farklı açılardan sormasına rağmen insanoğlunun ortak bir gayesine işaret eder: Yaşadığı dünyayı daha iyi anlayabilmek ve daha yaşanabilir bir dünyanın oluşumuna hizmet etmek. Bu konuda bilimsel yaklaşımlardan daha fazla insanlığa hizmet etmiş bir güç yoktur.

Peki, iktisat bilimi neyin peşindedir? Ders kitapları kısıtlı kaynakların etkin kullanımı üzerine çalışan bilim insanlarının uğraşı alanı olarak tanımlasa da politika ile yakınlığı iktisat biliminin toplum yaşamındaki yerini çok daha karmaşık hale getirmiştir. Ancak şunu hemen vurgulamak gerekir ki iktisat öğretisi bugün politik alanda yansımasını bulan uygulamalardan çok daha zengin ve derindir. İktisada kasvetli bilim (dismal science) ünvanını kazandıran Malthus’un karamsar yaklaşımları olsa da bugün hala iktisadi olana kuşkucu yaklaşımın ardında iktisat politikalarının oluşturulmasında öğretideki zenginliğin aksine “one-fits-all” yaklaşımlarının benimsenmesidir. Washington uzlaşısı olarak ifade edilen ilkeler bunun en güzel örneğidir.

Ekonomileri güçlü ülkeler, tıpkı geçmiş yüzyıllarda askeri açıdan güçlü imparatorlukların yapmış olduğu gibi bu güçlerini lehlerine bir düzen kurmaya çalışabilirler ama bunun karşısında uluslararası örgütlenmeler (UN,OECD, WTO) daha katılımcı bir yapı yoluyla küresel sorunlara çözüm üretmeye çalışıyorlar. Ancak bu örgütlerin de ABD gibi güçlü ülke çıkarları tarafından yönlendirildiği öne sürülebilir. Bir ölçüde yukarıda da belirttiğim gibi bu tez doğrudur. Ancak bu durum sorunun kaynağını yanlış yerde aramamıza neden olmamalıdır. Örneğin bugün ABD ve Avrupa dünya üzerinde güçlü bir konuma sahipse bu sadece dünya üzerinde hegemonya kurdukları için midir? Yoksa başka sebepler aramalı mıyız? Kalkınma iktisadı yazını bu konuda yeterince ışık tutucudur.

İktisada “inanmayarak” en önemli araçlarımızdan birini daha yolun başında kaybetmemeliyiz. Eğer sorun inanıp inanmama konusunda düğümlenecekse benim düşüncem öncelikle kendimize inanmamız gerektiğidir.

Not: Yunus Melih ÖZDAĞ’ın 18 Mart 2008 tarihinde yayınlanan yazısı üzerine.



İlginizi çekebilecek yazılar:

Toplam 3 yorum yapılmış

  1. Karunnora | 8 Ocak 2011, 01:05

    İktisat 1.sınıfım..Bildiğim şeylerden bir tanesiniv vurgulamışsınız o da ” scarce resources” yani kısılı kaynaklarla başa çıkma durumu.Daha ileri aşamaları ilgimi çeker umarım

  2. Demir | 8 Ocak 2011, 15:30

    İlginizin azalmasını istemem ancak İktisat için “Dismal Science-Kasvetli Bilim” de derler. 3 İktisatçının tartıştığı bir konuda en az 4-5 farklı fikirde olabilir diyerek espiri de yaparlar. Yatay bir disiplin diyebiliriz iktisada. Politika, sosyoloji gibi bilim dallarında altyapınızının güçlü olması iyi bir iktisatçı olmanın ön kouşllarıdır diyebiliriz. Tabi bir çok bilimsel displinde olduğu gibi bir sürü alt dalı da vardır. Örneğin işim gereği benim de ilgimin artttığı alan kalkınma iktisadı bir tanesidir bunların. Neden bazı ülkeler fakir diğerleri zengin ve gelişmiş ? Yoksulluk kader mi yoksa kötü yönetimin sonucu mu ? Bu gibi bir çok eskimeyen temel sorunsal ilginizi çekiyorsa doğru seçim yapmışsınız demektir.

    Bir bilim dalında çalışmaya başlarken belki o bilimin tarihindeki önemli kişileri akımları ve olayları akıcı bir dille, hikayelerle anlatan bir kitap iyi bir seçim olabilir diye düşünüyorum. The Making of Modern Economics (Modern İktisadın İnşası) isimli kitap bu anlamda benim okuduğumda çok beğendiğim bir çalışma. Yazarı ise 1947 doğumlu Amerikalı bir iktisatçı.

    Çalışmalarınızda başarılar diliyorum..

  3. Karunnora | 8 Ocak 2011, 19:32

    kitap öneriniz için teşekkürler

Yorum yazın:

Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.