İnsanın Dünyaya Geliş Hikayesi
6 Ocak 2011, 22:07
Herşey sonsuzluğu gerçekten kavrayabildiğim bir anda başladı. Bir beden içindeydim ve ayağımın altında bir zemin vardı ama diğer bütün yönler sonsuzluktu. Belki gözümün görebildiği ya da beynimin algılayabildiği demeliydim. Muhtemelen yanlış olmazdı. Ne de olsa zemini hissediyordum ama diğer her yönde mutlak sonsuzluk vardı. Algılarımın çaresizliği karşısında çılgına dönmeye başlamıştım ki nacizane göz hizamda uzanan rafları fark ettim. Burası ideler diyarıydı. Sanırım insan algıları için tasarlanmış bir arayüzle algılıyordum burayı. İde raflarının uzayıp gittiği sıraya bakarken heyecan ve dehşet duyguları arasında kaldım. Herşey buradaydı, evrenin tüm bilgisi, bu bilgiyle yapılabilecekler, hatta ilk ve son bile. Sonra cesareti keşfettim, korkuyu ve çaresizliği de. Hepsini öğrenmeye bir an bile olsun nasıl cesaret ettiysem, yetersizlikler ve çaresizliğim karşısında korkudan o kadar titredim.
Ne kadar orada öylece durdum bilmiyordum ama bu sırada bir duvar, bu duvarda da bir saat olduğunu fark ettim ve bu saat çalışıyordu. Zamanı ölçmek için bir başlangıç noktası yoktu belki ama saatin varlığı bile içimi rahatlattı. Nereden geldiğini anlayamadığım bir ışık içeriyi aydınlatıyordu. Işık huzmelerinin aydınlattığı toz zerrecikleri havada uçuşuyordu ve soğuk bir esintiyle ürperdim. Aşağıya doğru çekildiğimi bu an hissettim. Parmak uçlarım karıncalanıyordu, vücudumda acı duyuyordum. Çırılçıplak ve ıslaktım, üşümüştüm. Hava tazeydi, içime çektim ve ciğerlerimi yaktı. Bu dünyada boyutlar vardı, zaman ve diğerleri. Bir beden içine hapsolmuştum, kusurlu ve kırılgan. Burası yansımalar dünyasıydı, imkansızın olmadığı yerden mümkünatın olmadığı yere gelmiştim, ilk durağa. İdeler karşısında bile, bir daha onlara ulaşamayacağımı anladığım andaki çaresizliği duymamıştım. İlk yolculuk başlıyordu, evet heyecan içindeydim ama aslında bu yolculuğa neleri kaybettiğini öğrenerek başlamak o kadar acı vericiydi ki ağlamaya başladım. Tüm gücümle, avazım çıktığı kadar bağırıyor, isyan ediyor geri dönmek istiyordum ama ağzımdan sadece çığlıklar çıkıyordu.
Neden sonra yenilgiyi kabullendim. Ne ilktim, ne de son olacaktım. İçinde bulunduğum dünya ideler diyarının taklidiydi ve mutlak bilginin değerini anlamam için önce ondan mahrum kalmalıydım. İlk adım unutmaktı sonra arayacaktım. Her şey göz açıp kapayıncaya kadar geçecekti, başta öyle umut ediyordum. Ne kadar da yanılmışım, ne kadar acizmişim meğer. İçine düştüğüm yer tüm evrenlerin en derin çukuruydu. Çaresizlikle yoğrulmam, acıyla test edilmem, gerçeği aramam ve ahlakla ödüllendirilmem gerekliydi. Ölmek, doğmak, yeniden ölmek ve kim bilir kaç defa hayat sürmekti yolculuğum, sonsuza dek.
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:

Yazan:



