Düşünce ve İfade Özgürlüğü
21 Ocak 2009, 11:00 | 1922 kez okundu
Öncelikle düşünce özgürlüğünü tanımlayalım.
Kimsenin müdahalesi olmadan her fert istediğini düşünme hakkına ve bu hakkın korunması gerektiğine, düşünce özgürlüğünün kimseye duyurulmadan sadece beyinde kalan bir soyut işlem değil, açıklama, ifade, tartışma, yayınlama özgürlüğünü de beraberinde getirdiğine dair açık toplumlarda bir temel uzlaşma ilkesi olmuştur.(Alıntı: Vikipedi)
Demokrasinin temel ilkesi olarak düşünce özgürlüğü, birçok devlette, hukuk tarafından sınırlanmıştır. Örneğin, Ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı bulunan düşüncelerin özgürlüğü, terörizm gibi sonuçlar yaratabileceğinden dolayı hukukun duvarları tarafından hapsedilmiştir.
Batı’da genel olarak sistemi devirmeyi amaçlamış örneğin proletarya diktatörlüğü görüşlerinin düşünce özgürlüğü içinde mütalaa edilmesine karşın, Doğu toplumlarında çoğulculuk sınırlı özgürlükler içinde savunulmaktadır. Bazı toplumlarda tek boyutluluk hakim olduğundan, resmi görüşler dışında hiçbir görüşün özgürlüğü bulunmamaktadır.(alıntı:Vikipedi)
Düşünceler ve düşünceleri ifade, neden bu denli tehlikeli olarak görülür bazı toplumlarda? Neden batı toplumlarında daha sınırsız bir ifade özgürlüğü varken doğuya doğru yöneldiğimizde, düşünceler zincirlenmiş ve odalara hapsedilmiş durumdadır?
Düşünceleri sınırlama fikri, insanoğlunun birbirini her zaman vahşi, anarşist ve sapkın bulmasından ileri gelmektedir. Birbirlerine karşı, düzenlere karşı hep şüpheli bulunmuştur insanlık. İnsan tabiatına güvensizlik, fikir özgürlüğünü engellemiştir. Eğer insana inanç olsaydı, onun doğruluk süzgecine de inanılırdı..
Düşünceleri sınırlama fikri, sözde düzen koruyucularının, kendi kurduğu düzenleri korumak adına, toplumun huzur ve refahını muhafaza etmek için kullanıldığı yalanıyla, halka inandırılmış şeytani bir fikirdi. Çaresiz ve bilgisiz halk, ilk bakışta bu fikri mantıklı bulmuş fakat zaman geçtikçe halkın bireyleri bu durumun zararlarını, düşünce ve fikir ürettikçe anlamaya başlamış ve pişman olmuştur. Oysa halk, torunlarının refahını da düşünmeliydi. Çünkü insan, her zaman düşünen bir varlıktı ve sistemlerdeki aksaklıkları ve yanılgıları görüyordu.
Her şeye rağmen bu pişmanlık, toplumları gittikçe özgürleştiriyor. Çünkü pişman olundukça fikirleri özgürleştirme yolunda adımlar atılıyor.
Düşünce özgürlüğü olsaydı, devletlerin bölünmez bütünlüğü asıl o zaman garanti altına alınırdı. Çünkü ortak payda olan insani duygular, her zaman için bütünlük arz ederdi. Devlet içinde, kitleler kutuplaşır diye düşünce özgürlüğü sınırlanıyor. Oysa herkes serbestçe ifade edebilseydi düşüncelerini, geriye kutuplaşma adına ne kalırdı ki? Değil miydi ki kutuplaşmayı yaratan şey, kutup tanımlayıp onu yasaklamanın kendisi?
Ben insanlar için, düşünce yasağı olmadığı sürece, kutuplaşma diye bir şeyin var olduğuna inanmıyorum. İnsanlar birbirinin dengi iken nasıl birbirinden tamamen faklı düşünebilir ki? Yani birbirine karşı insani duygular besleyen bir ailenin bireyleri içinde, düşünceler ne olursa olsun, çatışma çıkabilir mi?
Ne yazıktır ki tarihin başlangıcında, düşünce özgürlüğünün kendisi, düşünceyi ifade özgürlüğünü yasaklamıştır. Ancak, düşünceler üretildikçe düşünce özgürlüğünün gerekliliğine inanmıştır insanlık.Buna göre toplumlardaki düşünce özgürlüğünün sınırları, o toplumların tarihten bu yana düşünsel üretimini, zenginliğini yansıtır.
Batıda düşünce özgürlüğünün daha geniş olması batı toplumlarının daha çok düşünce ürettiğini gösterir. Yani özgürlükle üretim doğru orantılıdır. Düşünce üretimiyle birlikte fikirleri sınırlamak pişmanlık yaratmış ve bu pişmanlık yavaş yavaş düşünceleri özgürleştirmiştir.

Yazan:




Ben insanlar için, düşünce yasağı olmadığı sürece, kutuplaşma diye bir şeyin var olduğuna inanmıyorum. İnsanlar birbirinin dengi iken nasıl birbirinden tamamen faklı düşünebilir ki? Yani birbirine karşı insani duygular besleyen bir ailenin bireyleri içinde, düşünceler ne olursa olsun, çatışma çıkabilir mi?
İkircikli bir soru; kutuplaşmaya neden olan düşünceya yasak konması mıdır?
Düşünce özgürlüğü konusunda söylediklerinize katılıyorum; fakat alıntıladığım bu paragrafınızda tek bir gerçeklikten bahsediyormuşsunuz gibi geldi; eğer insanlar birbirinin dengi ise neden çatışma çıkar demişsiniz;
İnsanlar sahip oldukları haklar konusunda idealde birbirinin dengidir; ya da olmalıdır; fakat sizin ifade ettiğiniz çatışma olmaması ideali düşünce özgürlüğünün kendisi ile biraz çelişkili gibi göründü bana….Düşünce özgürlüğünün temelinde insanların birbirlerinden tamamen farklı düşünebilmesi fikri yatar zaten. Farklı düşünen bireyler arasında çatışma olmaması fikri biraz dogmatik gibi geldi bana….Çatışmadan kastınız tahammülsüzlük ve aykırı düşünceye saldırı olduğunu sanıyorum; bu durumda haklısınız tabi.
Benim demek istediğim şey tahmin ettiğiniz şeydir. Sanırım biraz daha anlaşılır yazmalıydım. Çatışma derken her türlü savaşı kastediyorum. Kutuplaşmayı da bu anlamda yazdım.
Kutuplaşmaya neden olan, düşünceye yasak konmasıdır diye düşündüm. Yasakçılık fikriyle birlikte gelir düşünce yasağı burada. Belirli düşüncelere yasaklar koymak, aynı zamanda devletin, birilerinin belirli düşüncelerini koruma altına alması demektir. Devlet tarafından koruma altına alınmış bir düşünce, takdir edersiniz ki düşünce olmaktan çıkmıştır. O, artık düşünmeyen, düşüncesine itiraz edilemeyen bir topluluğun iskeleti, bir sloganıdır. Yasakçı bir devlet gibi düşünen bir toplulukla, meşru olmayan düşünceleri olan, iki topluluk oluşmuştur. Devlet gibi düşünen bir topluluk, devlet gibi düşünmeyen bir toplulukla kardeşçe yaşayamaz. Çünkü yasakçılık vardır birisinde. Yasakçılık benimsetilmiştir. Ama yasakçılığı benimsemek, yazdığım gibi, yanılgıdan gelir.