Barış, fora!

9 Eylül 2008, 22:25 | 261 kez okundu


Cumhurbaşkanı Gül, 6 Eylül’de Ermenistan’a giderek önemli bir adım atmıştır. Gül’ün ziyareti çok eleştirildi, çok tartışıldı. Kolay değil; 1915′te iki toplum, unutulmayacak bir deneyim yaşadı. İki taraf da çok acı çekti. Günümüze kadar bağlantı olmadı iki toplum arasında. Bu kopukluk, yüzyıllardır bir arada yaşayan ve Osmanlı tarafından bir zamanlar ”millet-i sadıka” olarak anılan Ermenilerle Türkler arasındaki sorunları kemikleştirdi. Ama, Gül’ün ziyareti, tüm tabuları yıktı.

Ermenistan, Gül’ü iyi ağırladı; stadyumdaki saygısız bazı Ermeni seyircilerin milli marşımızı ıslıklamaları dışında, her şey yolunda gitti. İki  ülke de diyalog başlatmalı. Kaçarak sorunlar çözülmez; hele komşu iki ülkeysen, bu kaçınılmaz! Aramızdaki sorunlardan en büyüğü, 1915 Olayları. Ermeniler, bunu soykırım olarak tanımlıyor; ancak, Türkiye değil. İki taraf da öyle bir propaganda yapmış ki, kendi halkları içinde farklı düşünenlere karşı tahammül edilemiyor. Bunu kendi ülkemizde çok rahat gözlemleyebiliriz. Türkiye, Ermenilerin soykırım söylemini “sözde” ibaresiyle inkar ediyor; ancak, garip bir öneri de getiriyor: “Bu konuyu tarihçilere bırakalım. Ortak bir komisyon kuralım ve o komisyon karar versin, soykırım olup olmadığını”. Demek ki, bu olaylarla ilgili kesin bir tanım yok; yok ki, komisyon kurulmasını istiyorsun; o zaman neden “sözde soykırım” diye kesin bir ifade kullanıyorsun? Aynı şey, Ermenistan için de geçerli. Meşruluğu tanınmış bir otorite tarafından, 1915 olayları, soykırım olarak kabul edildi mi de, kesin bir dille soykırım diyorsun? Bir tarih komisyonu kurulsa ve komisyon, soykırım olduğuna ya da olmadığına karar verse, iki halkın yaşayacağı travmayı düşünebiliyor musunuz? Baştan, peşin hükümlülükle iki toplum da yıllardır geriliyor. Bir kan davası misali, düşmanlık devam ediyor. Bu tutum; barışı ve dostluğu nasıl tesis edebilir?

Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa! Kaçmak, sorunları daha da büyütür. Kaçmak, düşmanlığı pekiştirir. Geçmişte, Suriye’de PKK’nin eğitim kampları vardı. Tam on yıl önce, bu zamanlar, Suriye ile savaşın eşiğine bile gelmiştik; ancak, on yıl sonra bu gün, Suriye dostumuz artık. 2000 yılından sonra, başlayan süreçle, aramızdaki sorunları hallettik. Umarım, Ermenistan’la da hiçbir sorunumuz kalmaz.

  Aklıma, 1984′te Türkiye’yi temsil eden eurovision şarkımız geldi:

“…yumak yumak örülsün dostluk bağları,
aşalım o zorlu dağları
sevdalı türkülerle verip el ele
seslenelim yedi düvele

el ele çalsın, oynansın halay
sevgiyle çalsın oynansın halay!”

İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: