Duvarlar hakkında
1 Şubat 2008, 14:16 | 269 kez okundu
Taşlar üst üste kondukça yükselir, güçlenir ve sınırı belli edebilecek nitelikte olan bir yapıyı oluşturur. Duvarı yani. Kimi zaman savunmanın başat unsuru iken kimi zaman sadece iki hat arası ayraçtır duvar.
Duvarı ilk kim dikmiştir karşımıza ya da ilk kim duvarın maksadını farklılaştırarak kullanmıştır, bilinmez. Ele alış biçiminde bakacak olursak barınma ve saklama ihtiyacını gidermekte kullanılmıştır öncelinde. Lakin sonrasında SAVUNMA ihtiyacı ortaya çıktığında, savunma aracına dönüşmüştür duvarlar. Bakınız uzaydan çıplak gözle görünebilen tek insan yapısı olan Çin Seddi. Ülke topraklarını Türk boylarının akınlarından korumak amacı ile yapılandırılmış olan kilometrelerce uzunluğundaki bir duvar. Duvarın içerisi – dışarısı ayrımının başladığı nokta kabul edilebilir bu kısım tarih açısından.
Belki de bir sonraki adımda şehirlerin surlarla çevrilmesi yer almalıdır süreç açısından. Ama bu durumun öncelinde Eski Yunan Dünyasının düşünürleri yer almaktadır. İdeal devlet tiplerinde betimlenen şehir devletleri hep surlarla çevrilidir ya da evler dış sınıra duvar meydana getirebilecek biçimde yerleştirilmiştir. Duvarın yeni görevi içeride ve dışarıda geleneksel olarak ayrı kutupları oluşturması gereken-beklenen- grupları birbirinden uzakta tutmak oldu. Duvar artık yalnızca dışarıya karşı bir savunma değil içeride de bir ayraç görevi üstlenerek elit kesim ile halk tabakasını birinden soyutlamakta idi.
Zaman içerisinde bu görevi en az savunma ihtiyacı kadar önde tutulmuştur. Dünde ve bugünde durum değişmemiştir. Özelikle ortaçağ feodal yapılanmasındaki şehirlerin etrafı hep yüksek duvarlar ile çevrile gelmektedir. Ütopik devlet çalışmalarında ve sonrasındaki distopik devlet çalışmalarında hep aynı soyutlanmış, dondurulmuş yapılanmalara varabilmek için en önemli aşamalardan birini temsil etmektedir Duvar.
Tarihteki tortulardan yakın döneme geldiğimizde görünen en önemli olgu, simge Berlin Duvarı adı altında karşımıza çıkmakta. Batı Berlin ile Doğu Berlin’in bir duvarın gölgesi altında ayrılması, kutuplaşması ve halkının onlara biçilen roller ve ideolojik kalıplar ile safını tutma eğilimi içerisine girmesinin en büyük sembolünü oluşturmakta idi aradaki Duvar. Bu noktada Demir Perde’den de bahsetmek gerekmekte. Demir Perde var olmayan kalıplaşmış bir duvarı temsil etmekte idi. Doğu bloğu ülkeleri ile batıyı ayıran duvarın temsili. Zamanın sarkaçları ilerledi; önce Demir Perde’ nin temelleri zedelendi, sonra Berlin Duvarının. Berlin Duvarının yıkılışı ile birlikte enkazın altından –neo- gruplar türerken, insanlık birleşme kavramını yeniden tanımlama uğraşısı içerisine girdi.
Bir sonraki adımda duvar Kentlerde ortaya çıktı. Karşı ideolojiyi duvarın ardında bırakma değilde, eski düşünürlerin tasvir etiği gibi toplum içerisindeki –sınıf olamamış sınıfların- ayrımında kullanılır oldu. Lüks siteler ile gecekondu mahalleleri arasındaki hattın belirleyicisi rolü ile yine duvar sahnededir.
Yalnız Duvarın bu iki görevini halen birlikte sürdürmekte olduğunun en belirgin kanıtını İsrail-Filistin Savunma Hattını oluşturan taş, beton yapı gözler önüne sermekte. Hem Filistinli direnişçilere karşı bir savunma hattı, hem de duvarın iki yakasını birbirinden soyutlayacak bir ayraç görevi ile karşımıza çıkmakta hat. Tam olarak yapım bittiğinde ne görüntüde nede etkileşimde duvarın gölgesinin değmeyeceği bir nokta kalmayacak o coğrafyada. İnsanlık ayıbımı yapılan? Evet, öyle ama süregelen sistem içerisinde yer edinebilecek, edinmiş bir hatta. Daha önce yapılmış, işlevselliğinin zamanı geçtiğinde kötülenerek yıkılan ve sistemi yıkıntıları ile dahi besleyebilecek olan bir olguyu temsil edecek bu duvar.
Berlin Duvarına dönecek olursak eğer; duvarı yapan fikirlerde, yıkan fikirlerde faydalanmıştır duvarın yapımıdan, yaşanan dönemden ve yıkımdan. İşte İsrail-Filistin arasındaki Duvar hem İsrail’in kendi içerisindeki düşünsel yapılanmaya, hem ona taraf olanlara; hem de Filistin içerisindeki akımlar ile ona taraf olanlara aynı ölçüde kaynaklık edecektir. Pek tabi durumun pratiği ile ilgisi olmayan teorik kalıntılar ile ilgilenenler içinde olmazsa olmaz olacaktır Duvar. Savaş yanlıları ya da Barış yanlıları kuracakları tümcelerin içerisinde mutlaka yer bulacaktır ona. Ve en sonunda bugün dün olduğunda taraflar belki-o günün şartlarında gerekli idi- diyecekler, beklide –büyük hatta- olarak nitelendirmekte karara varıp yeniden o güne uygun olarak değerlendirip bir sonraki Duvar olgusu sahneye çıkana kadar görüşlerini temellendirecek ve zamanı gelince gün ışığına çıkması için çekmecelerden birine yerleştireceklerdir. Ama eninde sonunda olacak olan siz- biz ayrımının güçlenmesi. Ve döngünün tamamlanması. Duvarın kuruluş aşamasında ya tüm sorunların çözüleceğine ya da hiçbir şeyin çözülmeyeceğine olan inanç, duvar yükseldikçe belirginleşen, beslenen ayrımlar ve duvarın yıkılması ile bir dönemin ayrılık sembolünün birleşmenin sembolü oluşu. Bu döngü tamamlandıkça kendini yenilemekte olası coğrafyalarda tarih sahnesine tekrar tekrar çıkmakta. Doğu Asya’da, Eski Yunan’da, Batı Avrupa’da, Orta Doğu’da bir biçimde yinelenmekte. Bir sonraki kuranın kime çıkacağı ise her daim belirsizlik arz etmekte.
İlginizi çekebilecek yazılar:
Toplam 3 yorum yapılmış
Yorum yazın:





Çok basit gibi görünen duvar konusunu, böylesine geniş bir perspektifte ele almanız taktire şayan bir yazı yaratmış. Beğenerek okudum.Başarılarınızın devamını diliyorum…
özlemciğim işte sen. duvarı anlatim biçimiyla hayata bakişinı görerekkten tüm başarıların senin olmasini dilerim. sen özlemsin çünkü
biricik dostum ;
yazını hem keyifle hem de seninle gurur duyarak okudum.Küçük adımlarla başladığın bu yolda büyük hedeflere yaklaşmış olmanı görmek beni çok mutlu ediyor. Benim biricik dostum başarın daim olacak buna inanıyorum.