Ergenekon Davası

8 Temmuz 2009, 20:01 | 337 kez okundu

İnsan, bazı durumlarda güçsüz kalır, soruya yanıt bulamaz. Egzistansiyalistler(Varoluşçu) buna “bulanım” der. İnsanın bu bulanımdan kurtulabilmesi için, soruya ya da soruna cevap bulması ve bir karara varması gerekir. Eğer kendi tabanında yeterince veriye sahip değilse bir yan etkiye, yani bir yardımcıya ihtiyaç duyabilir. Bu kişi anası, babası, kardeşi, kankisi veya öğretmenidir. Elbette bu kişi şeytan da olabilir. İnsan, cevabında yani sorunun çözümünde şeytanı seçebilir, seçer de çoğu kez. Şeytanın bilindik sıfatına sığınıp kötülüğü seçer. Ne yapsın, o insandır bir kere. Hamuruna unla birlikte iyilik de serpilmiştir kötülük de… Peki nereye gidecek bu edebiyatın ucu diyeceksen, geleceğim ayların gündemine, Ergenekon’a.

İnsanoğlu düşünmüş, birlik olmalıyım demiş ve bir zamanlar benim hayal ettiğim gibi oturup bir masaya herhangi bir kağıdı imzalamadan Toplum Sözleşmesi”ni imzalamış. “Devlete bağlı kalırım, onun için sınırsız özgürlüğümü kasıtlarım,  yaptığı ve yapacağı kanunlara başımı eğerim” demiş ve devletten kendini korumasını istemiş.

İnsanoğlu aklını pek de kullanamadığı devirlerde bileğinin gücüyle çetin doğaya karşı gelemeyince kendini bir çeşit bunalımın ve ümitsizliğin içine düşmüş bulmuş ve kendini savunma gereğini tüm kalbiyle hissetmiş. Bunun için de tıpkı atalarının yaptığı gibi koca dişliyi öldürmek için mızraklarını birleştirip kolini kurmuş ve o hayvanı öldürmenin şevkiyle, el ele vermenin önemini kavramış. Düşünmüş, birlik olmalıyım demiş ve bir zamanlar benim hayal ettiğim gibi oturup bir masaya herhangi bir kağıdı imzalamadan “Toplum Sözleşmesi”ni imzalamış. “Devlete bağlı kalırım, onun için sınırsız özgürlüğümü kasıtlarım,  yaptığı ve yapacağı kanunlara başımı eğerim” demiş ve devletten kendini korumasını istemiş. Ve böylece devletin temelini atmış. Dolayısıyla devleti insan kurmuş, insan var etmiş. Devletin, bürokrasinin dolayısıyla yaşamın devam etmesi için her geçen anda insan faktörünün varlığı reddedilemez. Başta da dediğimiz gibi insanın hamurunda iyilik de var kötülük de. Demek istediğim o ki, devletin her kurumunda var olan insandır, dolayısıyla var olduğu kurumu kendi kötülüğüyle zedeleyebilir, o kurumu kendi çıkarları doğrultusunda işletebilir. Bu durum insanın var olduğu her alan için geçerlidir. Sonuçta hükümetleri de muhalefetleri de oluşturan insanların yaptıkları bir ülke için zararlı oluyorsa, sebebi o insanların kötülüğündedir. Kuruluşundan bu yana Türkiye Cumhuriyeti’nin en güvenilir kurumu olan TSK’nın eski mensuplarının söz konusu dava üzerinde yargılanmaları olağandır. Özünde dava, bu kişilerin yaptıkları olumsuzlukları araştırmaya yöneliktir. Hukuk devletinin mahkemesinin, temsil ettiği devletin işleyişine engel olacak her türlü harekete karşı yaptırım gücünü kullanma zorunluluğu vardır. Ama bu zorunluluk, yapılacağı alanın var oluş amacını aşmadan olmalıdır. Söz gelimi, yargılanan kişiler sadece sanık durumundadır ve kendilerine yöneltilen suçlamalar “iddianame” adı altında sürdürülüp doğruluğu kanıtlanmadığı sürece o kişiler için kullanılamaz, suçlu muamelesi yapılamaz. Yargılama sürecinde kişinin kişi hakları ve onuru zedelenemez. Bu durumda eğer ortada bir sorun varsa bu sadece suçlamayı yapanın değil, mahkemenin de bir suçudur. Eğer Türk kanunlarında bir kişi suçu kanıtlanana kadar suçsuz sayılıyorsa, yargılanan kişinin basın veya benzerleri tarafından suçlu gösterilmesi, vatandaşının hakkını korumakla yükümlü mahkemenin işlevini düzgün yerine getiremediğinin bir göstergesidir. Ayrıca iddianamede yer alan yükümlülüklerin de gerçeğe uygun ve somut deliller tarafından desteklenmesi, mahkemenin açıklığının bir gereğidir.

Eğer Türk kanunlarında bir kişi suçu kanıtlanana kadar suçsuz sayılıyorsa, yargılanan kişinin basın veya benzerleri tarafından suçlu gösterilmesi, vatandaşının hakkını korumakla yükümlü mahkemenin işlevini düzgün yerine getiremediğinin bir göstergesidir.

Sonuç olarak; bazı kesimlerin, olanları “TSK’daki kişilerin yargılanamaz, onlar suçsuzdur” gibi yorumlaması yanlıştır. Sonuçta insanın var olduğu yerde elbette suç olacaktır. Ancak iddianamede kalan bazı iddialarla kişilerin suçlu gibi gösterilmesi de başlı başına bir yanlıştır. Sonuç olarak iki taraf hata yapıyor. Önemli olan tarafsızlığı yakalamak ve bilimin ışığıyla aydınlanmış Atatürkçü düşünceyle hareket etmek. Çözüm bu yoldan kısa görünür.
Deyip de bu yazıyı sonlandırırken aklıma bir soru geldi: Mahkemeyi, dolayısıyla hukuku savunanlar da insandır. Peki hani insanın olduğu yerde kötülük yani yanlışlık olurdu?

Bazı insanların bu kötülükten yoksun olması umuduyla…

Özgür Akışoğlu
ozi_free_nesi[at]hotmail.com

Düşünmüş, birlik olmalıyım demiş ve bir zamanlar benim hayal ettiğim gibi oturup bir masaya herhangi bir kağıdı imzalamadan “Toplum Sözleşmesi”ni imzalamış. “Devlete bağlı kalırım, onun için sınırsız özgürlüğümü kasıtlarım,  yaptığı ve yapacağı kanunlara başımı eğerim” demiş ve devletten kendini korumasını istemiş.


İlginizi çekebilecek yazılar:

Bir yorum var

  1. gfbfree | 8 Temmuz 2009, 20:09

    arkadaşlar bu yazı Radikal Genç’teki ilk yazım, umarım ben de kendimce aranızda biyer bulurum:)

Yorum yazın:

Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.