Siyasetin Mimarisi
19 Mart 2008, 22:40
Ülke; ucu açık tartışmalardan, ‘kesimler’ arasına konulan devasa demagoji balonlarından, çözüm önerilerinin havada uçuşup, her saniye farklı bağlamlarda esnetilişinden epeyce feyz almış olacak ki, hükümetin lafı açıldığında, paparazi menşeli politika eleştirmenlerinin de sayesinde, insanlarımız bir başka gürlüyor, kükrüyor. Amacı ne olursa olsun bu yaklaşımın kof muhabbetlere gebe olduğu açık.
Bağrışmalar süre dursun,ideoloji,aslında en gözümüzün önünde duran ve aktifliğini artık sinsi faaliyetlere bile gerek duymadan sürdüren kavram. Hükümetin yalnızca işine gelen parametrelere gösterdiği ilgi ve takındığı tavır da bu ideolojinin en trajikomik yansımalarından.
Sanat konusundaki hezimetlerinin ardı arkası kesilmediği gibi, onu mevcut pozisyonundan, tek yönlü bir ideoloji aracına döndürmeye çalışmak, AKP’ye fazlaca haz veriyor olmalı. Tayyip Erdoğan’ın XVI. Benedict ile yapılacak olan görüşmede mütercim tercüman olarak yardım alınacak olan Serra Yılmaz’dan adını bilmeyerek ‘Şu oyuncu kadın’ diye bahsedebilmiş olması,son dönem sergi ve organizasyonlarının buram buram İslam sanatı ve mimarisi kokması ve asıl aklımı kurcalayan iki konu olan Sütlüce Kültür Merkezi ile Kars’a yapılan Fen Lisesi (örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir) bu durumu fazlasıya özetliyor.
Türkiye işte böyle bir pozisyonda,sosyokültürel iletişim bağlarını kuvvetli tutabilmeyi akıldan çıkarmamalı. Bahsedeceğim fen lisesi ve kültür merkezi konularından yola çıkarak söylemek gerekirse,mimarlık bir ülke için ciddi bir şeffaflık perdesi. İstisnai bireysel yaklaşımlar dışında,yapılar,yerleşim ve planlamalar, ülke hakkında belirgin ipuçları sunabilir. Türkiye mimarlık konusunda çok köklü bir geçmişe sahip olmadığı gibi,yeni yaklaşımları bile zaman zaman sindirebilmeye aç iken, hükümet fikirsel hükmediş arzusunu bu hassas sanat dalına da konduruyor.Yurtdışı pazarı,dini merkezlere, ibadethanelere bile yeni yaklaşımlar getirmeyi kabullenebilirken, bizim siyasetçilerimiz dini çağrışımlı yapılar yaptırmaktan geri durmuyor. Estetik kavramı onlar için bir oyun hamuru,biçimci zihniyetlerinin üzerinde en yaratıcı(!) olduğu önemsiz ama aslında çok önemli bir araç.
İslam mimarisinde gözlenen bezeme usülleri, minare ve kubbe yaklaşımları önümüzdeki aylarda, hiç bu mevzuyla alakası olmayan kurum ve kuruluşların inşasında da kendini gösterecektir diye tahmin ediyorum. Böylesine önemli bir akımın da, böyle bir ideolojinin kurbanı olması oldukça üzücü. Umarım sanat bu fenalıklardan nasibini fazla almaz. Zira, ülkenin elinde onu kendine getirecek,silkeleyecek fazla materyali kalmamış olabilir.
Bir yorum var
Yorum yazın:

Memleketin her bir yanı bu “zihniyet” tarafından kuşatılmışken;okumamıza,yazmamıza,düşünmemize ve memleketimize sahip çıkmaya bu denli el uzatılmışken,elimizde kalan ya da elimizden alınmış tüm- senin deyiminle “materyallere” yeniden sahip olmak ya da onları elimizde tutmak biz aydınlanmadan yana olan gençliğin görevidir elbette. Buna sanat da dahil -dolayısıyla mimarlık da-,eğitim de dahil,sağlık da dahil,ülkeyi,yani hepimizi ilgilendiren tüm değerler dahil. Bizim yapmamız gereken,geleceğin mimarları,mühendisleri,hukukçuları,doktorları… ve bugünün ilerici gençliği olarak bütün değerlerimize sahip çıkmak;aslında bariz bir şekilde ortada duran gerçekleri çabucak görüp halkı da aydınlatarak gelecek güzel günleri bu temeller üzerinden yükseltmektir. Zihnine,kalemine sağlık,teşekkürler