İyi Kötü, Kraliçe İşte
21 Ocak 2008, 16:40 | 265 kez okundu
Yeni bir albüm kattığım zaman arşivime hep bir endişe alır beni. Ya bu sefer ısınamazsam şarkılara? Ya bir türlü kulağım alışmazsa? Her seferinde alışırım (Sigur Ros da dahil!), her seferinde de şaşırırım alıştığıma. Alışmasına alışırım ama yine de ilk dinleyişte nerdeyse hiçbir albüme “İşte bu!” diyemem.
Uzun zamandır ortalıkta görünmeyen mucizelerden biri gerçekleşti ve “o” albümlerden birini buldum! İsimsiz bir “übergrup” kendileri aslında, ama “etiket”siz kaldı mı nefesi daralan medya onlara albümlerinin adıyla hitap etmeye başlamış bile: The Good, the Bad and the Queen! Grubun zamk adamı ise İngiltere’nin dahi müzisyenlerinden Damon Albarn. Blur ve Gorillaz’dan deneyimlediğimiz gibi kendisi bulaştığı her şeye sihir bulaştıran bir Midas. Farklı arabalardan parçaları toplamış bu kez Damon ve ortaya tuhaf güzellikte bir grup çıkmış. Prodüksiyonun başında Danger Mouse, perküsyonda Africa 70 grubunun Nijeryalı incisi Tony Allen, eski Verve gitaristi Simon Tong ve bir de efsane The Clash basisti Paul Simonon… Belirtmeden geçemeyeceğim, 1976 yılındaki 20’lik haliyle Londra’nın en yakışıklı erkeği geçinen Simonon, pek yıllanmış şarap güzelliğinde sayılmaz artık (bakınız: Sharon Stone. Peki, tamam, Sean Connery olsun.)
Yeni yeni komünizme yöneldiğini ilan eden Damon Albarn, taşımak zorunda bırakıldıkları “ismin” İngiltere’yi anlattığını söylüyor açık açık. Albümü dinlediğinizde de hissedersiniz zaten; Londra’dan imzasız bir kartpostal almış gibi yamuk durursunuz. Tipik Londra hayatından manzaralar sunar şarkılar, örneğin birdenbire sinematik, karanlık bir “downtown” barında hissedebilirsiniz kendinizi. Rastgele serpiştirilmiş dumanlı dub etkilerini duyabileceğiniz parçalar oldukça melankolik ve bedbin bir modda süzülür kulağınızdan, sizi rahatsız eder, bir yandan da ruhani havasıyla büyüler (ve korkutur). Aslında tınıların hasret kokan arabesk bir yani da yok değildir. Ama bu hasretin aşkla pek bir alakası yoktur; hasreti çekilen barıştır aslında. Bütün müzik eleştirenlerinden beş yıldız alan bu grup, bu adamların gönüllerini albümün tamamına yayılan savaş temasıyla çelmiştir belki de.
En çok tutulan parçalarından “Kingdom of Doom”da dedikleri gibi, “I see everything in black and white and then…” Sonunda The Good, The Bad and The Queen üçüncü rengi de keşfetmiştir. Kraliçenin “ortada” olduğunu da…
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:




