Pazar Sabahı Klasikleri

11 Nisan 2010, 15:56 | 631 kez okundu


Favori arama motorunda müzik arşivimi genişletmek için yaptığım arayışlar sırasında “Pazar Sabahı Klasikleri” adı verilmiş albümler dizisine rastladım. Günlerden Pazar, vakitlerden de sabah olması nedeniyle heyecana kapıldım, zira inanışım kahvaltı yaparken dinleyebileceğim hoş tınılar olmasından yanaydı. Albümleri detaylı incelediğimde nadide klasik müzik eserleri olduklarının ayırdına vardım. 27 yıldır tüm çabalarına rağmen klasik müziği hazmedememiş bünyemin bu sabah beklenmedik bir coşkuyla bunu başarabileceğine inancımın olmaması nedeniyle uzaktan sevdim satırları ve sayfayı yeni aramalar için güncellemeye başladım.

Huzuru ve sakinliği severim ben. Gündelik hayatın bizi yeterince strese soktuğuna inananlardanım; sert müzikler dinleyip sinir hücrelerimin daha da gerilmesine dayanamayabilirim. Ruhumu okşayacak sesleri duymak isterim. Bilinmeyen sanatçıların albümlerini keşfetmekten, şarkılarını defalarca dinlemekten büyük keyif duyarım.

Aranırken Birsen Tezer’in Cihan albümünü ilişti gözüme. “Bilsen” isimli şarkının “İki göz yeter, görmeyi bilsen” dizeleriyle amaca giden yolda olduğumu fark ettim. Kahvaltımı hazırlarken defalarca bu şarkıyı dinledim, sanırım ezbere söyleyebilecek hale getirdim kendimi. “Aşk Bu Değil” isimli şarkının müzikal zenginliği, Birsen Tezer’in duru sesiyle bütünleşince sükût-u hayal âlemine olan yolculuğum başladı. Bazı şarkılar vardır sadece sözlerinde manevi duygular içermezler, bütününde adeta ağlarlar, ağlatırlar; işte “Aşk Bu Değil”i dinlerken özellikle bas gitar ve kanunun ön plana çıktığı anlarda ben bu duyguyu hissettim.

Ezginin Günlüğü vazgeçilmezimdir, sözleriyle duygusal dünyamı yönetir, hayata dair önemli kararları vermeme yardımcı olan gruptur. Ne zaman dara düşsem, iki arada bir derede gidip gelsem, yardımıma koşar sonuca erişebilmem için. 2010 yılı albümleri Eski Arkadaş, eskiye duyduğum özlemin doruklara ulaştığı anda koştu bu kez de imdadıma. Sadece sözler ve müzikler değildi ağlayan, içim ağladı Hüsnü Arkan Bir oda, içinde saat sesi, hayatın sırtımdan giden pençesi ve beni maziye götüren bir el, eski günlerimiz; sessiz ve güzel…” derken.

“Bir şey değişmemiş, sanki daha dün… Kapı çalınacak, babam gelecek.”

“Gel tanışalım önce ben kısaca FD” sözleriyle dillerimize pelesenk olan, çoğumuzun bu şarkısı ile tanıdığımız Feridun Düzağaç, nam-ı diğer FD, FD7 isimli albümünün Mütemadiyen Ağlıyorum isimli şarkısıyla çıktı karşıma. “Olanları birbirine bağlıyorum, mütemadiyen ağlıyorum, kalanlarla yüreğimi dağlıyorum”, ne kadar bildik, tanıdık sözler bunlar.

M.S. 05.03.2010 albümünün Beş isimli şarkısının Yalnızlıktan unutuldu benim adım, siz üzülmeyin ben alışığım, kedim bile uğramazken evime, çift kişilik yatak benim neyime”, “Ne zaman çalınsa kalbim, derler ki bir arkadaşa bakıp da çıkacaktık” dizelerini dinlerken artık daha fazla bir şeyler yiyemeyeceğimi, sakin müzik, huzur derken her yanı efkâr bastığını fark ettim. Efkarı sindirmek kolay değildir, böyle durumlarda Türk kahvesi en büyük yardımcısıdır insanın.

Kahvemi hazırlarken, Jehan Barbur’un kadife sesinden “Uyan uykundan, çok uyursan her şey geçer yaşanmadan, uyan güzel uykundan, ne kadar tatlı da olsa hayat uykuyla geçmez.” nidalarını duyduğumda elem ve huzur arasındaki ince çizgiyi huzura doğru aşmaya başladığımı hissettim.

Halk müziği de vazgeçilmezimdir, nesil, kuşak ne olursa olsun insanın özünden kopmaması gerektiğine inananlardanım. Türkülerimizi jazz tınılarıyla değerlendiren Jülide Özçelik’in takdire şayan Jazz İstanbul isimli albümünü dinlerken kahvemi yudumlamaya başlamıştım. Keyif, sefa kelimelerini cümle içinde kurmanın zamanı geldi sanırım. Acı içerikli “Hep sen mi ağladın hep sen mi yandın, ben de gülemedim yalan dünyada, sen beni gönlünce mutlu mu sandın, ömrümü boş yere çalan dünyada.” dizelerini günün birinde mazoşist bir keyifle söyleyeceğim aklıma gelmezdi.

Hazır türkülere değinmişken, kendisine çeşitli sanatçıların eşlik ettiği Suzan Kardeş’in Makyaj Odası Şarkıları albümünde Meltem Cumbul’dan “Beyaz Giyme Toz Olur”, Yılmaz Erdoğan’dan “Telli Turnam”, Oya Başar’dan “Dom Dom Kurşunu” kesinlikle dinlenmesi gerekenler diye düşünüyorum. Aslında haksızlık etmemek gerekirse bu albümü bütünüyle dinlemek ayrı güzel.

Kahve telvelerini dudaklarımda hissettiğim an, haftanın en güzel gününün, en güzel anlarının sona erdiğinin bir göstergesi sanırım. Her Pazar sabahımın klasiği olan saatler süren kahvaltı keyfimin sonuna geldik. Özenle hazırlanmış tabaklar, iyice demlenmiş çayım, zeytinyağlı kekikli domatesim, sonrasındaki kahve keyfim, hüznüm, sevincim, huzurum, yaşadığım duygusal durum bozuklukları.

“Bu sabahların bir anlamı olmalı.”

Ayşe Dilşad Çetin
Bursa



İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın:

Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.