Richard Wright Ölmüş

3 Ocak 2010, 00:53


Richard Wright15 eylül pazartesi gecesi sıradan bir geceydi, oturmuş bir şeylerle uğraşıyordum, uykumda gelmişti. Bir arkadaşımdan şu ani haberi aldım, ‘’Richard Wright ölmüş!’’. Şaşkına döndüm. Ölüm kadar doğal bir olayın neden beni bu kadar şaşırttığını hala bilemiyorum. Rahatsız oldum, ölümün o soğuk, sinir bozucu yanını hissettim. Yakınını kaybetmek gibi bir şeydi, ilk kez bir sanatçının ölümü, ciddi anlamda bir burukluktu. Uykumda kaçıverdi.

Richard Wright’sız çıplaktır, Rick o sesi giydirir ve sanki ikisi söylerken, 5-6 kişi söylermiş gibi gelir kulağa.

O hafta gazetelerde bir sürü yazı okudum hakkında. Pink Floyd’un (PF) “en sessiz” üyesi öldü, PF’nin “karizması en az” üyesi hayata gözlerini yumdu, “sahne arkası adamı” öldü ve daha bir sürü benzer başlık… Böyle yakıştırmalara nasıl yanaştı o kadar yazar anlayamıyorum. Ama bir gerçek ki, yazmak için bir şeyler yazılır elbet, çizmek için bir şeyler çizilir, söylemek için söylenir. Kime ne denebilir? Ayrıca bu insanların, sanki tek bir metinden kopya çekmiş gibi, şu tarihte şunu, bu tarihte bunu yaptı dedikten sonra yazılarının sonunda ‘’en büyük PF sevicisi benim’’ naraları atarak ‘’işi’ bitirmelerine acıyla gülümsemeyip bir daha burkulmamak elde değil. En azından benim değil.

Geçilen günlerde NTV’de yayınlanan rock müzik belgesellerine ne zaman reklam girse, ilk onun yüzünü görüyorduk ekranda PF’nin Pompeii performansından. Karizması en az üye, o kirli sakallı, yakışıklı haliyle Echoes’u söylüyordu. En sessiz üye yapıyordu bunu birde! Klavyenin başı da ne zaman sahne arkası olmuş, o konuda hiç bir fikrim yok, olamazda.

Sanatsal ürünü, tüm manevi yükünü bir kenara bırakıp sırf ürün olduğu için kaliteli ve kalitesiz olarak ikiye ayırırsak, gelecek kuşakların kaliteli müziğe ulaşması belki de imkansız.

David Gilmour ‘un sesi çok güzeldir, bayılırım. Ama Richard Wright’sız çıplaktır, Rick o sesi giydirir ve sanki ikisi söylerken, 5-6 kişi söylermiş gibi gelir kulağa. Hatta PF’nin 1968 tarihli ‘’A Saucerful Of Secrets’’ ikinci albümündeki her şeyiyle ona ait olan Rick Wright şaheseri ‘’Remember A Day’’i David bile bu kadar güzel söyleyemezdi belki diyebilirim. Hakkında biraz araştırma yapılırsa, PF’nin ilk dönemlerde inatla peşinden koştuğu farklı ses arayışlarına da klavyesiyle çok büyük katkılarda bulunduğu görülür.

Bir dönem PF’den ayrılsa da PF hayallerde hep 4 kişi olageldi yıllardır. Katılanların arasında birçok küresel şirketin yöneticileri bulunan 2008 Uluslar arası Ekonomi Zirvesinde adı geçen o çok  muhalif Roger Waters gibi o da gruptan ayrılsa da, bir süre sonra geri döndü, solo albümler çıkardı. Hayatını okuyunca her aşamada iniş ve çıkış yaşadığını görürüz. Ama PF’nin en güzel yüzlü adamı, fotoğraflarda hep gülümsemiş yıllarca.

Ölüm bu, yarın bir gün David’de gider, Roger’da, Nick’te, PF’de unutulur, ‘şarkıları eski’ denir, vahşi bir yığınla, hırçınca çoğalan onca grubun, albümün altında ezilir, yeni bir nesil onlarsız doğar, büyür. Tek umut, olaki bir gün dünyanın bir yerinde yeni bir PF çıkması. (Var belkide. Amerikalı grup Fleet Foxes’ı özellikle vokalleriyle PF’nin ilk dönemlerine çok benzetiyorum fakat o başka bir yazının konusu olsa gerek. ) Sanatsal ürünü, tüm manevi yükünü bir kenara bırakıp sırf ürün olduğu için kaliteli ve kalitesiz olarak ikiye ayırırsak, gelecek kuşakların kaliteli müziğe ulaşması belki de imkansız.

Ben bir üniversite öğrencisiyim, bugün bile kaliteli müziğe ulaşmayı bırakın, sunulanla yetinmeyi marifet sayan karanlık bir güruhla aynı kantinde yemek yiyor, aynı masaları paylaşıyorum. Kaldı ki bu insanlar ‘’evlendirildikten’’ sonra bu insanların doğacak çocukları, yani bir sonraki kuşak albüm peşinde koşsun, dinlesin, anlasın, tartışsın… İmkansız mı ne yoksa, o tek umutta mı yok, bilemiyorum. Bilmek istemiyorum sanki. Korkutuyor beni görünen köy.

Her neyse, Richard Wright hiçbir zaman ‘’karizma’’dan yoksun olmadı, hiç bir zaman en sessiz üye değildi, hiçbir zaman sahne arkası adamlığı yapmadı… Neticede, ey cemaat, merhumu nasıl bilirim? İyi bilirim. Yüz yüze tanışmadım, hiç karşılaşmadım. Ama iyi bilirim… Zaten hep birkaç tane iyi adam vardı, onlarda sadece ölüyorlar. Keşke ‘’güle güle’’ demekten başka bir şey gelse elden… Güle güle üstat Richard.

Deniz Löktaş
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi
Peyzaş Mimarlığı
denizloktas[at]hotmail.com

İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: