Hep Aynı Gökyüzünün Ezgisi
3 Ağustos 2011, 18:54
Sanat denildiğinde neredeyse insan hayatının içine giren her nevi nesneler ve onların ustalıkla hayal edilmiş biçimleri ile doğal formları akla gelir. Sanat doğayı taklit etmek midir yoksa olana olması gerekenin estetik vuruşlarını yapmak mıdır? Resim sanatında mimaride heykeltıraşlıkta kimi sanatçılar fırçalarıyla kimi sanatçılar murçlarıyla ve kimileride ince zeka ürünü matematiksel hesaplarıyla isimlerini inşa etmiştir adeta sanat dünyasına ve her gün yeni sanat dalları gelişmektedir gören gözün gördükleri değiştiği ve estetik düşünün uyanık kaldığı sürece.
Bütün bunların yanı sıra kültürel miraslarımızın abidevi duruşları da yanı aşımızdadır. Kendi imkanlarıyla görmeye çalışsak imkansız diyebileceğimiz tarih öncesi kalıntıları, bilimsel gelişmeler neticesinde yapılan inceleme ve araştırmalar sonucu gün ışığına çıkmakta ve kültürel piramitteki yerini gerçek kimliği ile almaktadır. Sözle ifade edilmesi basit gibi gözüken bu durum aslında sanat severler için paha biçilmez ender durumlardandır. Tarihin belirli dönemlerinde ortak yaşam alanlarını paylaşıp şuan birbirine yabancı olan ulusları, milletleri düşününce; bu tür araştırmaların önemi ortaya çıkardığı gerçekler ve izler bakımından reddedilemez.
“Karşıdan Karşıya-M.Ö. Üçüncü Bin’de Kiklad Adaları ve Batı Anadolu” isimli serginin, Türkiye ve Yunanistan’ın ortak geçmişinin bugüne kadar kalan verilerini sunuyor. Sergi, uzun yılların ön yargı klişelerini aşmaya ve geçmişimizden beraberce gurur duymayı amaç edinen bir izlenim bırakıyor ziyaretçilerin hatıralarında.
Sergi, Anadolu ve Yunanistan’daki medeniyetlerin MÖ Üçüncü Bin’e uzanan etkileşimini anlatarak, kültürlerarası diyaloğa katkıda bulunmayı hedefliyor. Ege’nin iki yakasındaki 5000 yıllık ticari ve kültürel ilişkinin gözler önüne serildiği sergide, Erken Tunç Çağı’na ait Kiklad sanatından örneklerin yanısıra; heykelcik, seramik ve bronz aletlerin de aralarında bulunduğu pek çok buluntu yer alıyor.
Bir ticari kuruluşun ana sponsorluğunda gerçekleştirilen, Kiklad takımadaları ve Batı Anadolu arasındaki ilişkiler sonucu ortaya çıkan kültürel eserlerin sergilendiği gerçekten alanında Türkiye’de ender rastlanan etkinliklerden birisidir. ” Türkiye’de bulunan müzelerdeki eserlerin yanı sıra, Atina Milli Arkeoloji Müzesi ve Kiklad Sanatı Müzesi’nden gelen eserlerin de yer aldığı sergi, Türkiye ve Yunanistan arasında düzenlenen ilk ortaklaşa proje !
Sergi ziyaretçilerde acaba bu ortak geçmişte gün ışığına çıkmayan daha neler var sorusunu akıllara getiriyor. Çünkü Batı Anadolu’nun küçük yerleşim yerlerinde ve komşu ülke Yunanistan’ın küçük adalarında ortaya çıkarılan eserlerin benzerlikleri düşünüldüğünde tarihi incelemelerin daha geniş ve ciddi bir araştırmaya ihtiyaç duyduğu aleniyete kavuşuyor ve uygarlığın adımlarının atıldığı Anadolu ve hemen yakınındaki Kiklad takımadaları arasındaki ilişkileri incelerken, benzeşen ancak bölgesel özelliklerini koruyan iki kültürün öyküsünü dile getiriyor
Sergiye, iki ülkenin Kültür ve Turizm Bakanlıklarının destek verdiğini biliniyor. İlk bakışta kap-kacak denilebilecek birçok eşya bu sergi ile ete kemiği bürünüyor. Ege’nin tarihte olduğu gibi yeniden bir barış denizi haline gelmesi mesajını da içeren sergi, toplam 340 eseri kapsıyor. İki kültürün renkleriyle birleşerek oluşan bu sergideki eserler, birçok ünlü sanatçının sanat yaşantısına derin izler bıraktığı düşünülüyor.
Sergi geçmişimizden beraberce gurur duymaya bir soluk, bir ses olmayı amaçlıyor. Komşuluk ilişkilerinin modern dünyada ne kadar gerilediğini içimizdeki sesin; önemli koleksiyonlara sahip müzelerden ödünç alınan eserlerle, Anadolu’daki buluntular ve Türkiye’deki 15 müzeden seçilen koleksiyonların ilk kez birlikte sergilendiği bu müzede biraz daha güçlendiğini anlıyoruz. Sergi, çok uzun yıllar önce yaşanan karşılıklı iletişim, ticaret ve kültür alışverişinin, günümüzde izlerini aramak, ortak geçmiş ve kültürümüzün aydınlığında bir takım sorunları daha samimi ve insani bir yaklaşımla silmeyi amaçlıyor. Ortak geçmişimizin günümüze kadar kalabilen verilerini sunan sergi, uzun yılların ön yargı tortularını aşmaya ve geçmişimizden beraberce gurur duymaya atılmış bir adım olarak dikkat çekiyor.
Aslına uygun inşa edilmiş 14 metrelik bir Kiklad teknesi modeli, serginin en dikkat çekici parçalarından biri olarak öne çıkıyor. Uzun yıllar Ege Denizi’nin iki yakasını buluşturan tek ulaşım aracı olan teknelerin, iki kültürün etkileşimi üzerindeki etkisi ve önemi vurgulanıyor. Ankara Üniversitesi Sualtı Arkeolojik Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından yürütülen “Kiklad Tekneleri Canlandırma Projesi” kapsamında hazırlanan tekneler, hiçbir yapıştırıcı ve çivi kullanmadan, halatlarla birbirine bağlanan tahtaların suya girince şişerek kenetlenmesi mantığından hareketle, aslına uygun olarak inşa ediliyor.
Gizemlerini bir yana bırakıp bu tarihi yolculuğun hazzına ulaşmayı isteyen ziyaretçilere zamanda bir yolculuk hissini verdiği “Kiklad eserleri ilk kez Asyalı çağdaşlarının ürettiği ve iki uygarlık arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koyan kilden maşrapa, çanak, çömlek, silahlar, günlük araç-gereçler ve mücevherlerle bir arada sergileniyor.
Bu tarihi aydınlığın yanına bir de uyanan baharın fısıltısı eklenince doğal güzellik ve tarihi atmosfer yepyeni bir nefes alma biçimi olarak anı zamanda keresini buluyor adeta. Atlı Köşkün sanatsal güzelliği ve Emirga’nın boğaz manzarası tarih ve doğanın bir birine kenetlendiği sıcaklığı hissettiriyor.
Yusuf Ali YILMAZ
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi
Gazetecilik ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:


Yazan:



