Altın Kozadan Bir Usta Geçti

12 Ekim 2010, 22:16

Bir dahi:  Theo Angelopoulos

Geçmiş, bugünün bir parçasıdır.

Çünkü hatıralar geçmişe değil bugüne aittir

T. Angelopoulos

Theo Angelopoulos 1935 yınılna Atina’da doğmuştur. Hukuk eğitimi gördükten sonra sinema tutkusundan dolayı Fransa’ya sinema eğitimi almaya gitmiştir. Fransız sinemasının yapıtaşlarından olan Jean Rouch’ ın asistanı olarak görev yapmıştır. Daha sonra tekrar Yunanistan’a dönen Angelopoulos dönemin Sosyalist gazetesi “ Democratic Change” de çevirmen olarak çalışmıştır. İlk olarak  1965 yılında film denemeleri yapan sanatçı, yasalardan kaynaklanan sıkıntılardan dolayı filmini tamamlayamamıştır. 20 yyın tarihsel yönünü kendi ekseninden anlatmayı amaçlayan Angelopoulos, üçlemeleriyle bu tarihe farklı bir bakış açısıda kazandırmıştır.

“Auteur” dan bakmak dünyaya: Theo’nun Bakışı

– Yarın nekadar uzak Alexander?

- Sonsuzluk ve birgün kadar.

70 li yıllarda yaptığı üçlemeleriyle tanınan sanatçı “ 36 Günleri, Kumpanya, Avcılar” filmleri sanatçının tarih sahnesindeki ilk filmleridir. Auteur sinemasının ölmeye başladığına inananlar yeni bir auteur’un gelişiyle tutarlı bir 20. yy anlatımını belleklerine kazıyorlardı. Önceleri Yunan yakın tarihine ışık tutan Angelopoulos, zihnimizdeki arkeolojik epistemeye yeni anlamlar katarak, yeni bir tarih yazımını sinemaya aktarıyordu. Didaktizme yakınsa da sinema filmleri tarihsel derinlikle birleştiğinde, farkındalık katsayımızı tekrardan hesaplatıyordu bizlere. “Kitara’ya Yolculuk”  tarihin sessizliğini ve reel sosyalizmin çöküşünü anlatır. Filmde ülkesinden ayrı yaşayan karakterinin ülkesine tekrar döndüğünde herşeyin değiştiğini bize gösterir. Kapitalizmin ülkesine girmesiyle tüm değerlerinin altüst olduğunu temsil eden karakter etraftaki insanlara da varoluşsal açıdan rahatsız etmektedir. Ardından çektiği “Arıcı”  filminde ise yine karakterinin düşsel bir yolculuğunu anlatır. Bu onun son yolcuğudur ve kendi tarihinden başka da hiçbirşeyi yoktur.

Theo’nun Bakışı (sineması) uzun sekans çekim mantığı üzerine şekillenir. Sanatçının filmleri uzun süreli geçen sekanslarda, izleyiciyi kurgunun dışına itmiştir. “ Landscape in the Mist” (Puslu Manzaralar) filmindeki sokakta havaya bakan ve yoğun yağan karı izleyen insanlar; zamanın üzerien yağan kar, yarının umutlarına bakan insanı anlatıyor o uzun sessizlikte. Ortalama 5 dakikalık sekans aralığında karın içinde koşan iki çocuğun umutları, duran zamanın geçmiş-şimdi-yarını imgesel olarak, tam bir auteur tarzında ve imge-sosyal gerçeklik bir tonunda anlatmıştır. Angelopoulosta imge genellikle “sınırlar, tarih miti,umutlar, sürgünde olmak ve içsel bir serüveni” ifade eder.

Sinemada toplumsal olaylara farklı denebilecek inceliklerde temas eden sanatçı kendisini hiçbir zaman zamanın dışında tutmamıştır. Kendi içsel sürgünü, sınırsızlıklar toplumdaki “yeni” arayışıyla ilişkilendirilebilir. Mistik olarak bir “Aşkın”  arama tezi değildir Angelopoulos’ un filmleri. Ne kadar çok sınırlar çıksada hayatımıza, herzaman bir umudun var olduğunu bize göstermiştir. Angelopoulos, bize kendi içsel yolculuğunda yola çıkan sanatçı Alexander karakteriyle, kendisini dünyanın uzağına düşen bir şairi, farklı bir  zaman aralığında, Eleni Karaindrou’ nun o eşsiz besteleriyle karşımıza çıkarmıştır.

20 yy  “İdeolojilerin ve  Tarihin Sonu” tezleriyle postmodernist furya tarafından özlellikle sanatta “edebiyat,sinemada” fazla dillendirilmiştir. Angelopoulos tüm bu değerlendirmelerin yanında yaşadığı yere ve zamana yabancılaşmamış, aksine geleneksel olanın reddedildiği bir dönemde “gelenek” kavramına yeni bir paradigmayla cevap vermiştir. Ulis’in Bakışı tamda bu paradigmayla anlatılır. Balkanlardaki kargaşa ve yeni sınırlar, Sovyetlerin yıkılışı, Maks’ı iyi bilen ancak Marksist olmayan Angelopoulos’ta “gelenek” yapısını yeni sınırları görerek tekrar göstermeye zorlamıştır. Modernizmin tüm tezleri bir bir yıkılırken kendi ülkesinde, kendi ülkesine sınırlar çizmiştir Theo. Yunanistandaki Dikta rejimi bu sınırların daha da derinleşmesine neden olmuştur.

20. yy ın fotoğrafını çektiği filmi “The  Weeping Meadow” (Ağlayan Çayır) aşklarını ayakta tutmaya çalışan iki gencin tüm tarihsel panoromasının içine oturtmuştur. “ Aşk, düşler, ölüm” temalarıyla daha iyi bir dünyanın perspektifini çizmeye çalışmıştır.

üçlemesinin ikinci filmi “Dust of The Time” (Zamanın Tozu) kendi rüyasında hareket eden aşkın mutlak olduğuna inanan karakterlerden yola çıkarak 20.yy ın yapıtarihine yolculuk yaptırmıştır.

Umudun olduğu yer : Ütopya

Kötü belleğin iyi tarafı, aynı şeylerden bir çok kez,

İlk kez gibi yararlanmasıdır.

F.Nietzche

İçindeki ötekiliği filmlerinindeki karakterlerde gördüğümüz Angelopoulos, yaşamın sınır kalabalıklarını aşmaya çalışan insanın kalp çarpışı kadar sıcak; şaşırarak baktığımız dünyayı “ oysa o da varmış” dedirtecek kadar yüce bir yönetmendir. Belleğimize girdiğinden beri adını her duyduğumda sanki yarın yeni bir tarih yazılacakmış gibi heyecanlanıyorum. Umutla beklenen yarınları hatırlatıyor bizlere Angelopoulos. Hiç gelmeyecek ütopya ya sıkı sıkıya sarılmak gibi.

Hakan Aslan
Yazar



İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: