VİCDAN
4 Nisan 2009, 08:40
erden kıral’ ın vicdan’ ı aynı zamanda çocukluk arkadaşı da olan mahmut, songül ve aydanur’ un arasındaki gelgitlerle dolu aşk üçgenini anlatıyor (anlatmaya çalışıyor ). mahmut, aydanur’ a aşıktır ama gider songül’ le evlenir ve evliliği boyunca da onu aydanur’ la aldatır. bunu öğrenen songül şaşırtıcı bir şekilde aydanur’ la yakınlaşır. songül’ ün malum sonu ile aydanur pavyonlara düşer; mahmut da cezaevine.
kısaca böyle özetleyebileceğimiz filmin genel havasına baktığımızda kıral’ ın isim vermeden kaçış sineması yapmakla eleştirdiği ( n.b.ceylan, r.erdem ve s.kaplanoğlu’ nu kast ediyor ) yönetmenlerden ayrı bir yere koyduğunu düşündüğüm zeki demirkubuz filmlerine fazlasıyla öykündüğünü söyleyebilirim. ama karakterlerini pavyona düşürmekle, filmi karanlık tonlara boğmakla, düşmüş karakterlere yer vermekle olacak iş değil bu. her şeyden önce erden kıral’ ın filmi kafası karışık bir film. kısa planlarla ardı ardına izlediğimiz fabrika ve işçi görüntüleriyle film, çatısı bunun üzerine kurulmadığı için ne toplumsal gerçekçi olabiliyor ne de hayatın sillesini yemiş ataerkil düzenin başını ezdiği ( ki mahmut karakteri başlı başına bir ataerkil düzenin vücut bulmuş hali olarak hem aydanur’ a hem de songül’ e hayatı dar ediyor ) kıyısından köşesinden hayatlarına tanık olduğumuz kadın karakterleriyle bir kadın filmi havasına bürünebiliyor (aydanur’ un televizyonda gözüne takılan beş altı erkeğin yere yatırıp kesmek için hazırlandığı debelenen kurbanlık görüntüsündeki metafor ise fazlasıyla bayağı ). kötü yazılmış senaryosından mı yoksa kısa sayılabilecek süresinden mi bilinmez, filmdeki geçişler hiç inandırıcı değil. ne aydanur’ u pavyona götüren sebepleri görebiliyoruz, ne songül’ ü aydanur’ la iş birliği yapmaya iten, aynı zamanda bir köprü üstüne çıkıp yaşadıkları kasabaya küfürler yağdırmalarının altında yatan nedenleri anlayabiliyoruz. daha doğrusu anlıyoruz ama bunu başaran film değil. işten eve dönünce yatağa uzanıp tavanı izleyen karakterlerle olacak işler değil bunlar ( biz bunun olmuşunu yakın dönemde k.ataman filmi ” iki genç kız ” da yemiştik ). erden kıral da bu geçişleri iyi bağlayamadığı için olsa gerek filmini ”üç ay sonra” lara ”iki yıl önce” lere boğmuş.
erden kıral’ ın röportajlarında böbürlenerek anlattığı o baş döndürücü kurguya ise ben filmde rastlamadım. kıral’ ın günümüzde çok başarılı örneklerini gördüğümüz c.nolan filmlerindeki baş döndürücü kurgudan anladığı şey bir sürü kısa planı ard arda dizmek sanırım; yoksa bunun için sağlam bir olay örgüsü gerektiğini de bilirdi.
yine bir röportajında erden kıral başrol oyuncuları çıkarıldığında filminin bir ”hiç” olacağını söylemişti. tevazu gösteriyor sanmıştım ama gerçekten de öyle. günümüz türk sinemasının potansiyeli en yüksek kadın oyuncusu olduğunu düşündüğüm tülin özen başta olmak üzere nurgül yeşilçay ve murat han filmin tek artıları. onlar da iyi yazılmamış karakterlerini inandırıcı ve etkili kılabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. bu arada, nurgül yeşilçay’ ı bekleyen tehlike artık iyice su yüzüne çıkmış durumda. bu çok yetenekli oyuncu sadece ”rol” kıstasıyla haraket etmeye devam ederse yakında kendi personasına hapsolup kalacak. murat han’ ın ise tv.de kötünün kötüsünü oynayıp sinemada hep iyi bir seviye tutturmasının nedenini ise motivasyonunda aramak gerek..
İlginizi çekebilecek yazılar:
Bir yorum var
Yorum yazın:


İzlemek için geçirdiğim zamana üzldüğüm bir film:) Yazık bu filme harcanan paraya:) O parayla daha iyi işler yapılabilirdi.
Egenin bir kasabasında geçiyor güya konu ama insanların yaşamları maşallah metropollerdekinden beter:) Film bittiğinde arkadaşlarla birbirimize döndüğümüzde hepimizde aynı soru belirdi; eee noldu şimdi:)