Yumurta, Süt, Bal
14 Temmuz 2011, 23:09
” Ya abicim, o kadar hazırlık yaptım, cipsimi kolamı aldım, ışıkları söndürdüm, filmi başlattım. Keşke başlatmasaydım. Sıkıntıdan patladım. Ne anlıyor insanlar bu filmden ?”
Semih Kaplanoğlu’nun filmlerinin yayınlandığı internet adreslerinde ki izleyici yorumlarını okudum. Sırf bunun için en az yirmi siteyi kolaçan ettim. Bütün yorumları okudum. Hepsini alır bir poşete koyarsak ve küfürleri ayıklarsak -ki en az üç kilo küfür ayıklamışımdır- genel olarak yukarıda yazmış olduğum türden ifadeler kalacaktır poşette. Peki bu duruma şaşırdım mı dersiniz ? Tabi ki hayır!..Popüler kültür bilhassa genç kuşağı öyle bir etkisi altına almışki, her alanda onlara yön gösteren tek merci olmayı becermiş. Müzik, edebiyat, sinema,gazete hatta yemek yeme anlayışlarında bile tek temel prensipleri ” çabuk tüketilebilir” bir ürün olması yeterli olmuştur. Neyse benim bu yazıyı icra etmemdeki niyetim gençlerin hallerini irdelemekten ziyade Yumurta- Süt – Bal üçlemesini fazla derinlere inmeden ve kısa kısa incelemek olacak. Belki bu yazım, bu filmlerin bir kaç kişi tarafından daha izlenmesine vesile olur.
Kaplanoğlu üçlemesinde orta yaşlarda, ” tutunamamış” bir şairin çocukluğuna inmektedir.
YUMURTA
Yusuf’ tur şairimiz. İstanbul’da bir sahaftır. Evi de orasıdır işi de. Dükkanın içinde ki kargaşa bize daha ilk görüntülerden Yusuf’un nasıl bir insan olduğunu anlatmaktadır. Taşradan kaçan Yusuf bu küçücük kitap evine sığınmıştır. Filmin daha ilk sahnesinde normalde bir erkeğin dönüp bir daha bakacağı güzellikte bir kadın içeriye girer ve kitaplara bakmaya başlar, elinde de bir şişe şarap vardır. Ancak Yusuf kafasını bile kaldırmamıştır, kadın ona kitabın karşılığı olarak şarabı önerene kadar. Daha sonra şarimiz annesinin ölüm haberini alır ve kaçtığı taşraya geri döner. Orada annesinin kurguladığı bir kaç senaryo onu beklemektedir. Ve şarimizin gönül gözü burada açılacak , kabuğunu çatlatacaktır.
Filmden bir replik :
Gül : Ben Ankara’dayken Tire’yi çok özlerdim.
Yusuf : Ankara’ dayken her yer özlenir.
Gül: Hatırlar mısın, eskiden Tire’den başka bir yerde yaşayamam derdin.
Yusuf : Ben mi derdim ?
Gül: Evet, sen.
Yusuf : Ben buradan nefret ederdim Gül.
SÜT
Süt filmi Yusuf’un gençliğini gözler önüne sermektedir. Dergilere şiir gönderir Yusuf ve annesi ile beraber süt satar. Arkadaşları ile iletişim kuramaz. Kızlar yine dikkatini çekmemektedir. İlk şiirinin yayımlandığını öğrendiği an annesi ona komşularının kızı olan Zeynep’i önermektedir. Onun ise cevabı şu olacaktır : ” Anne şiirmi basmışlar, sen Zeynep diyorsun ya..” . Koşarak madende çalışan ve şiir yazan arkadaşının yanına gider, dergiyi ona armağan eder. Daha sonra Yusuf erkeklik onurundan bir kaç darbe yiyecektir.
BAL
Yusuf’un babası Yakup vardır Bal’da. Beraber bal toplamaya giderler arada bir. Baba Yusuf için her şeydir. Onu kaybetmek daha o yaşta ruhunda derin bir çukur açacak ve içini yalnızlıkla doldurmasına neden olacaktır Yusuf’un. Gerçek sevgiyi o yaşta kaybediyor Yusuf. Ve Yumurta da ancak bulabiliyor. Bal üzerine fazla yorum yapılmıyor, tamamen duygu fırtınası hakim filme. Bakın Tyler Therien bu durumu nasıl açıklıyor :
” Esasen bu beyninizin düğmesini kapatmanızı isteyen çok az bir kaç filmden biri, bir başyapıt. Ama bunu yarı çıplak kadınların veya patlamaların eşliğinde istemiyor. Bu bir duygu eseri ve çocukluğun melankolisini mükemmelen yakalıyor. Belki “Where the Wild Things Are” filmine benzetilebilir ama kalite bakımından kıyas kabul etmez. Bir zamanlar çocuk olmuş herkesin bu filmi muhakkak izlemesini istiyorum çünkü en çok yankıyı orada bulacak.”
Elimden geldiğince, filmlerin tadını kaçırmadan size tanıtmaya çalıştım. Ve filmdeki metaforlara hiç değinmedim. Ki beni en çok mest eden bunlardı. Bence kalbi ve hüznü olan herkes izlemeli.
İlginizi çekebilecek yazılar:
Toplam 4 yorum yapılmış
Yorum yazın:

Yazan:




Serinin en beğenilen filmi Bal’ı izleyemedim. Yumurta filminin küçük yerleşim yeri ile büyük yerleşim yeri, küçük yerleşim yerindeki insanın hayat karşısında duruşunu, aşkını, duyarlılığını, beklentilerini doğal ve iyi seçilmiş setlerde yapılan çekimlerle iyi anlattığını, yaş ve konumlarına göre kahramanların psikolojik hallerini iyi yakaladığını söyleyebiliriz.
Süt filmi de şiiri yaşamının baş köşesine koymuş diğer her şeyi ikinci plana bırakmış bir genç adamla süt ve süt ürünlerinden geçimlerini sağlamaya çalışan annesinin ortak yaşamını, genç adamın öğretmeni ile ilişkisini, annesinin bir yerlere dayanma ihtiyacını doğal ortamlardaki çekimlerle güzel anlatmış.
Son bölümlerinde bir kısım sinema izleyicisini rahatsız etmeye yetecek kadar karanlık, diyalogsuz sahne var. Bunu da ifade etmek gerekir.
Sanırım madencinin kafasında parlayıp sönen baret lambası sahnesini sıkıcı bulmuşsunuz. Orada ekranın bembeyaz olması süt ile aynı renk olmasına ve Yusuf’un kendine yeni sayfalar açacak olmasına yorumlanabilir. Çünkü genç şair artık İstanbul yolcusudur. Taşraya vedasıdır bu sahne.
Ve filmdeki metaforlara hiç değinmedim. diye biten yazinizin devami bekliyoruz. )))
Filmler hakkındada çok yazı yazılmıyorki tadı çıkmıyor daha sonra.:)