Endüstriyelleşmenin Eğitim Üzerine Etkileri

23 Mayıs 2010, 12:53

İlim ilim mi bilmektir yoksa ilim kendin mi bilmektir?

modern zamanlar

Modern Zamanlar

Dünyanın teknoloji çağından bilgi çağına geçtiği ve endüstriyelleşmenin doruk noktasına ulaştığı çağımızda  makineleşme altın çağını yaşamakta ve  bunun sonucunda da nitelikli insan gücüne olan ihtiyaç günden güne artmaktadır.

Örneğin, bundan yüz yıl önce tarımda ihtiyaç duyulan at arabaları ve pullukları yapan bir demircinin bilmesi gereken tek şey demiri dövmek ve şekillendirmekti.

Bugün, endüstriyelleşmenin artmasıyla insan ihtiyaçları da farklılaşmış  ve bunun sonucunda da at arabası ve pulluğun yerini traktörler almıştır. Demirci gitmiş, vasıflı işçi diye adlandırdığımız, traktör gibi modern araçların üretilmesi için gerekli olan iş gücünü oluşturacak toplum yapısı evrimleşmiştir. Bu yeni toplum yapısı ile birlikte de eğitimin önemi göz ardı edilemeyecek seviyelere ulaşmıştır.

Üretim araçlarını elinde bulunduran burjuva sınıfı ise endüstriyel dünyanın ihtiyaç duyduğu bu yeni ve çok daha vasıflı insan gücünü elde etmek için eğitime tarihinde hiç olmadığı kadar destek vermekte. Mesela Koç Holding’in “meslek lisesi memleket meselesi” sloganlı reklam kampanyası bunun çok açık bir örneğidir.

Burjuvazi eğitimi ne kadar desteklese de eğitimin getirdiği düşünme ve sorgulama gibi vasıfların işçi ve emekçi sınıfı tarafından kazanılmasından rahatsızlık duymaktadır.

Bunu en aza indirgemek için de felsefe, düşünce tarihi, mantık, sanat tarihi, sosyoloji ve psikoloji gibi düşünmeyi ve sorgulamayı körükleyen eğitim dallarına verilen önem ve destek burjuva sınıfı tarafından bilinçli bir şekilde engellenmektedir.

Feodal çağda eğitimi kendisi için alan ve aydın sınıfı  temsil eden burjuvazinin teknik branşlar  yerine sanat, edebiyat, felsefe ve matematikle uğraşması bu sava örnek olarak gösterilebilir.

Yukarda bahsettiğim  eğitim dalları yerine, daha çok endüstriyel dünyaya hizmet eden ekonomi, mühendislik, ve teknik eğitim gibi eğitim dalları teşvik edilmekte ve desteklenmektedir.  Rektörlerin “kontenjan artışı eğitim kalitesi açısından zararlı olur”  şeklindeki uyarısına rağmen  ÖSYM ‘nin 2008 ÖSYS kılavuzunda  mühendislik fakültesi kontenjanlarını yüzde 30.7 oranında artırması bunun en çarpıcı örneklerinden bir tanesidir.

Özet olarak eğitim, burjuvazi tarafından etkili bir şekilde desteklenmekte ve onun  çıkarları doğrultusunda planlı olarak şekillendirilmektedir.

Ne yazık ki çağımızda ilim sadece ilim bilmektir.  O zaman ya nice okumaktır! Okumak ama kendin bilerek, düşünerek ve sorgulayarak okumak…

Alp Eren Erol


Tepe Göz

12 Eylül 2009, 21:21

tepe gözYok olmak, sinmek, bıkkınlık veren toplumsal refleksler, yaşamak için koşullanmalar. Hayatlarımızı çembere alan sistemler. İnsanlar için var edildiği söylenen fakat insan unsurunu hiçe sayan sistemler.  Doğduğumuz andan beri çevremizi bir dizi korku sistemi sarıyor. Tanrıdan korkuyoruz, liderlerden, gücü himayesinde tutanlardan daha hayata dair hiçbir şey bilmezken. Okula başlıyoruz. Sıraya vurarak çıkartılan sesleri notaya dönüştüren arkadaşlarımız var. Fakat hepimiz flüt çalıyoruz, bak postacı geliyor selam veriyor diyoruz. Denemek isteyen arkadaşlarımız var, uçurtmalarını babalarına yaptırmayan elinden her iş gelen cinsten arkadaşlarımız. İş teknik derslerinde ya bir kilim örüyoruz ya da bir devre kuruyoruz. İtile kakıla büyüdüğümüz okullar son senelerinde bizi dershaneye transfer ediyor. Orada da en iyi sınıflarda değilsen bir köşeye atılıyorsun. Beynini onların kalıplarının dışında kullandığında aptalsın. Hayatını bu sınırların dışına taşıdığındaysa işsiz, parasız.

Doğduğumuz andan beri çevremizi bir dizi korku sistemi sarıyor. Tanrıdan korkuyoruz, liderlerden, gücü himayesinde tutanlardan daha hayata dair hiçbir şey bilmezken

Birazcık farkındalık soyutluyor seni hayattan. Bu sistemler dizisi ideallerini alıkoyuyor. Girdiğin sınavların tek nedeni kazanmak, yalnızca kazanmak.  İdeallerin için okuduğun bölüm bile bu sistemde aynı kalmıyor. Hukuk için sözelci olmuşsan mesela, o bir anda eşit ağırlığa geçebiliyor. Kazandığımızı düşündüğümüz her sınav bizi her an bu sistemin içine çekiyor. Okuyor fakat işini yapamıyorsun, bazen de iş hariç hiç birşey yapamıyorsun.

Peki, insan hayatında tutunacağı bir yeteneği olsun istemez mi? Lisedeyken tiyatro kulübündeydim, ya da liseliler arası bir müzik yarışmasında ödül almıştım, basket, voleybol oynamıştım… Sevdiği işi yapanlarsa azıcık aşım ağrısız başım diyor. Genco Erkal gibi yıllarını tiyatroya vermiş bir oyuncu mesela; bir tiyatrosundan 50 lira kazanırken, insanları ait olmadıkları villaların, köşklerin parçası olduklarına inandıran peri masallarının oyuncuları bir çekim için 50 milyar alabiliyor. Kısacası bu sistem insan unsurunu reddediyor.

Peki, insan hayatında tutunacağı bir yeteneği olsun istemez mi?

Yalancıları, sahtekârları, yeteneksizleri, yalakaları göklere çıkartan bu sistemde kim hayallerini gerçekleştirebilir? Bu veba sistemi bizi karantina altına almış. Oysa biz insanız. Yeteneklerini satmak için tüccar arayan salt varlıklar değil. Koşullara karşı direnmek zorundayız, var olabilmek için. Ve gerçekten insanı varsayan bir sistemi inşa edebilmek için hiç bir olaya yüz çevirmeyen kayıtsız kalmayan, duyan, hissedebilen, kendini düşmanlığa koşullamayan insanlar olabilmek için; artık tüm baskı araçlarını bir kenara atabilmeli ve varlığımızı duyurabiliriz. Sesimizi elinin altında tutan güçleri, korkuları bilirsek ve o güç dediklerimizin aciziyetini görebilirsek ancak varoluşumuza uygun davranmış oluruz. Ertelemeden, hemen şimdi…

Özge Yerlikaya
psikolojik_gerilim_dizisi[at]windowslive.com

Kapitalizm ve Eğitim

2 Ağustos 2009, 07:56

kapitaliz ve eğitimEğitim, toplumların gelişmesinde daha iyi bir topluma evrilmesinde en önemli araçlardan biridir. Bu kadar değerli bir araçta nasıl olurda kar amacı güdülür. Eğitim; toplumun/toplumların dünya ile barışık (doğaya sorumlu), çoğulcu ve paylaşımcı olmasını sağlayacak bir araçtır. Bu durumda kar amacı güdülemez. Bunun için eğitimin parasız olması gerekir; ama böyle olmuyor. Çünkü, eğitim bir avuç azınlığın (burjuvazi) çıkarlarına uygun şekillendiği için küresel iklim değişikleri, sınıf sömürüsü, yoksulluk vb. şeyler yaşanıyor. Yakın zamanda yök örgün öğretime %8 ikinci öğretime %10(0) (yüzde yüz zam yapmak isterken bazı bölümlerde %500 protesto sonucu yüzde ona indi) zam yaptı.

Eğitim; toplumun/toplumların dünya ile barışık (doğaya sorumlu), çoğulcu ve paylaşımcı olmasını sağlayacak bir araçtır.

Sorumlu/bilinçli  öğrenciler bu olayı Türkiye’nin bir çok yerinde  protesto etti ve bazı yerlerde polisin sert müdahalesiyle karşılaştı. Yök bu zammı yaparken daha iyi eğitim vermek  adı altında  yapıyordu. Peki eğitim sisteminin sorunu sadece maddi sorun mu; eğitim sisteminin içeriği sorun, zamlar sadece devletin ve yökün cebine gidecek kısmı yökün kendisi sorun, zaten yök 1960-1980 arasındaki öğrenci olaylarının engellenmesi için kuruldu. Amacı, neoliberal politikalara uygun tek tip öğrenci ve apolitik öğrenci yetiştirmek. Üniversitelerin olanakları yeterli değil belki; ama bu zamlarda halktan alınmamalı devletten alınmalıdır. Devlet militarizme (ordu) ayırdığı  paranın büyük kısmını eğitime yatırmalı ve eğitim diyalektik olmalıdır.

Bugün paralı eğitim yüzünden bir çok insan okuyamıyor/okula devam edemiyor. Kübada ilkokuldan başlayarak üniversite dahil bütün eğitim parasız ve insanlar ilgi alanlarına göre bilim dallarında okuyorlar. Bundan dolayı bebek ölüm oranı en düşük ülke, afrikaya ücretsiz doktor göndererek onların terdavisinde rol oynuyor ve bir çok örnek, ekonomisinin iyi olmayışının sebebi emperyalist ambargo. İşte bunların bilincinde olan sorumlu/bilinçli öğrenciler The Marmara otelin önünde yök çalıştayını protesto etti. “Harçlara değil maaşlara zam”, “pes etmeyeceğiz pes ettireceğiz”, “Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim” sloganları atıldı. Eğitim, bütün insanların doğal hakkıdır. Bundan kimse mahrum bırakılamaz. YÖK’E HAYIR, PARASIZ EĞİTİM

Okan Yolcu
Mustafa Kemal Üniversitesi
Biyoloji Bölümü 4. Sınıf
lamarck_00[at]hotmail.com