Doğu ve Güneydoğu’da Sorunlara Çözüm Nasıl Olmalı

8 Mart 2010, 23:04

Kaynak: Gizli ÖzneTürk Silahlı Kuvvetleri`nin Kuzey Irak’tan çekilmesinin  ardından siyasetçiler, aydınla, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, bürokratlar, kanaat önderleri bu iki bölgemizdeki sorunların çözülebilmesi için birtakım siyasal, sosyolojik, ekonomik önerilerde bulundular. Şahsım olarak ben de bu yazıda bir nebze sorunlara çözüm bulmak amacıyla,görüşlerimi aktaracağım; konuya ekonomiden başlarsak: Devletin ötedenberidir,bu iki bölgeye uyguladığı yanlış mikro ve makro ekonomi politikalar sonucu iki bölge ekonomik bakımdan tam bir bunalım yaşamaktadır. Nitekim Gayrisafi milli hasıladan en az payı bu iki bölgemiz almaktadır. Bunun sonucunda bölge vatandaşları insan onuruna yakışır bir hayat tarzı maalesef yaşamamaktadır.

İki bölge halkının azımsanmayacak bir kısmı açlık yoksuluk içinde hayatlarını sürdürmektedir. Bölgenin iş koşullarına bakarsak; bölge topraklarını makro düzeyde elinde bulunduran feodal ağalar tarafından kendi arazilerinde bölge insanları marjinal ücret düzeyinde çalıştırılmaktadırlar.

Belli kısmı da diğer bölge illerinde mevsimlik işçi olarak çalıştırmaktadırlar. Bazıları da metropol kentlerde çete ve mafyanın ellerine düşmüşlerdir. Bölgedeki işçi ve memurların durumu da içler acısıdır. Belli kısmı kredi kartları borcu yüzünden icralık duruma düşmüşlerdir. Görüldüğü gibi tam bir ekonomik bunalım yaşanmaktadır.

İki bölge halkının azımsanmayacak bir kısmı açlık yoksuluk içinde hayatlarını sürdürmektedir.

Çözüm ne? sorusuna gelince: toprak reformu, GAP’ın tamamlanması, tekstil, endüstri, yem, hayvan fabrikalarının kurulması, iş adamlarının bölgeye teşviki, iki bölgede potansiyel olarak mevcut olan turizmin tanıtılması, bölgedeki hamam, cami, kilise ve surların resterosyonu, konaklama tesislerinin yapılması, kısacası bu iki bölgeyi Ortadoğu’nun ekonomi merkezi haline dönüştürmektir.

Sosyolojik kısmına gelirsek; aile planlamasının yapılması, sokak çocukları, uyuşturucu bağımlıları ve kadınlar için rehabilitasyon merkezlerinin kurulması, aile ve toplumun önemi için üniversiteler, belediyeler, sivil toplum kuruluşlarında seminerler, paneller düzenlemesi gereklidir.

Siyasal kısmına gelirsek; Ademi merkeziyetçilik ilkesi gereği mahalli idarelerin idari yönetsel güçlendirilmesi, eğitim, sağlık, güvenlik yetkilerinin tamamı olmasa da belli kısmı merkezi teşkilattan mahalli idarelere devredilmelidir.

Eğitim kısmına gelirsek; Bölge illerindeki üniversite ve okullara kütüphane, bilgisayar, labaratuvar materyallerinin sağlanması gereklidir.

Sağlık kısmına gelirsek; Bölgede sağlık kuruluşlarının artırılması, tabiblerin ve hemşirelerin sayısının artırılması ve polikliniklerin ve bölümlerin artırılması gereklidir.

Kültürel kısmına gelirsek; Bölgeye özel kürtçe, zazaca, arapça dilerine ait TV Kuruluşların kurulması, sinema, tiyatro, kitap, dergi, gazete gibi kültürel gereksinimler bu saydığımız dillerle bölge halkına sunulmalıdır.

Yukarıdaki saydığım makro, sosyolojik, siyasal, ekonomik, eğitim, sağlık, kültür, çözüm paketlerinin önünde engel yoktur. Her iki bölge halkı 22 Temmuz seçimlerinde optimal düzeyde şu anda iktidarolan AKP’Yİ seçmiştir. Bu yüzden AKP bu şansı iyi değerlendirmelidir.Yoksa bu şans bir daha eline geçmeyecektir.

Sercan Gölcü
Anadolu Üniversitesi
İşletme Bölümü 3. Sınıf
sercan.golcu212121[at]gmail.com

İktisatla ilgili bir yazı

18 Mart 2008, 15:09

“Rise up, study the economic forces which opress you… They have emerged from the hand of man just as the gods emerged from his brain. You can control them.”
Paul LaFargue

İnsan oğlunun dünyayı anlamak için geliştirdiği bilimsel yöntemlerden bir tanesidir iktisat. Sosyoloji, siyaset bilimi, antropoloji, matematik, felsefe gibi diğer bir çok pozitif bilimde farklı soruları farklı açılardan sormasına rağmen insanoğlunun ortak bir gayesine işaret eder: Yaşadığı dünyayı daha iyi anlayabilmek ve daha yaşanabilir bir dünyanın oluşumuna hizmet etmek. Bu konuda bilimsel yaklaşımlardan daha fazla insanlığa hizmet etmiş bir güç yoktur.

Peki, iktisat bilimi neyin peşindedir? Ders kitapları kısıtlı kaynakların etkin kullanımı üzerine çalışan bilim insanlarının uğraşı alanı olarak tanımlasa da politika ile yakınlığı iktisat biliminin toplum yaşamındaki yerini çok daha karmaşık hale getirmiştir. Ancak şunu hemen vurgulamak gerekir ki iktisat öğretisi bugün politik alanda yansımasını bulan uygulamalardan çok daha zengin ve derindir. İktisada kasvetli bilim (dismal science) ünvanını kazandıran Malthus’un karamsar yaklaşımları olsa da bugün hala iktisadi olana kuşkucu yaklaşımın ardında iktisat politikalarının oluşturulmasında öğretideki zenginliğin aksine “one-fits-all” yaklaşımlarının benimsenmesidir. Washington uzlaşısı olarak ifade edilen ilkeler bunun en güzel örneğidir.

Ekonomileri güçlü ülkeler, tıpkı geçmiş yüzyıllarda askeri açıdan güçlü imparatorlukların yapmış olduğu gibi bu güçlerini lehlerine bir düzen kurmaya çalışabilirler ama bunun karşısında uluslararası örgütlenmeler (UN,OECD, WTO) daha katılımcı bir yapı yoluyla küresel sorunlara çözüm üretmeye çalışıyorlar. Ancak bu örgütlerin de ABD gibi güçlü ülke çıkarları tarafından yönlendirildiği öne sürülebilir. Bir ölçüde yukarıda da belirttiğim gibi bu tez doğrudur. Ancak bu durum sorunun kaynağını yanlış yerde aramamıza neden olmamalıdır. Örneğin bugün ABD ve Avrupa dünya üzerinde güçlü bir konuma sahipse bu sadece dünya üzerinde hegemonya kurdukları için midir? Yoksa başka sebepler aramalı mıyız? Kalkınma iktisadı yazını bu konuda yeterince ışık tutucudur.

İktisada “inanmayarak” en önemli araçlarımızdan birini daha yolun başında kaybetmemeliyiz. Eğer sorun inanıp inanmama konusunda düğümlenecekse benim düşüncem öncelikle kendimize inanmamız gerektiğidir.

Not: Yunus Melih ÖZDAĞ’ın 18 Mart 2008 tarihinde yayınlanan yazısı üzerine.