Erenler Aşkına
3 Mayıs 2008, 17:03
Merhaba, ben Erdal. Adım genç kimse anlamına geliyor ve hep genç kaldım. Bu gün kırk altı yaşında, çocuklarının sevgisi ile gönlü alevlenen bir baba olabilirdim. Lakin 13 Aralık 1980 ‘den beri on yedi yaşındayım. Hepinizden küçük kaldım, bir türlü büyüyemedim.
Başıma ne geldiyse, doğum günü pastamdaki mumları üflerken tuttuğum dilekten geldi. Daha güzel bir dünya istedim sizin gibi, mutlu olacağımız bir ülke diledim. Ama sadece pastanın mumlarını üflemekle dilekler gerçekleşmiyordu. Çabalamak lazımdı. Biz de arkadaşlarla uğraşıyorduk… 30 Ocak 1980 ‘de ODTÜ ‘lü Sinan Suner arkadaşın, duvara slogan yazarken Mhp ‘li bakan Cengiz Gökçek ‘in koruması Süleyman Ezendemir tarafından silahla vurulup, Ankara sokaklarını arabada, işkence altında gezidirilip; ölünce de bir hastene kapısına atılmasına çok sinirlenmiştik. Sinan ‘ı tanımıyorduk. O üniversitedeydi, biz ise lisede… Onun olduğu yerde olmayı hayal ediyorduk. Ve de onun gibi, daha güzel bir dünya düşlüyorduk. Olayı öğrenince olduğumuz yerde kalamadık, 2 Şubat 80 ‘de Sinan ‘ın vurulduğu yerde iki bin arkadaş ile yürüdük. Bizim gibi düşünmeseler de bir can almak bu kadar basit olmamalıydı.
Bu gün kırk altı yaşında, çocuklarının sevgisi ile gönlü alevlenen bir baba olabilirdim. Lakin 13 Aralık 1980 ‘den beri on yedi yaşındayım. Hepinizden küçük kaldım, bir türlü büyüyemedim.
Sonra yürüyüşde, birden bire bir kargaşa çıktı. Her bir taraftan silah sesleri gelmeye başladı. Askerlerin tüfekleri arkası kesilmeden patlıyordu. Bir asker ağabey bana doğru koşuyordu. Ağabey dediğime bakmayın en fazla benden dört yaş büyüktü. Birden yerde kaldı. Yer aniden kırmızıya boyandı. Zekeriya Önge ölmüştü. Diğer asker ağabeyler ben ve 23 arkadaşımı göz altına aldı. Benim üstümde de silah vardı. Ama silahımı hiç çıkarmadım. Silahlardan oldum olası korkarım. Ama öldürülmekten de korkardım, ondan almıştım yanıma.
Gözaltında işkenceler başladı. Bunları anlatamayacağım. Neler yaptıklarını bilmek istemezsiniz. Çok polis karakolu gördüm ama böylesini görmedim. İntihar fikri sürekli aklımı kurcalıyordu. Ama suçsuzdum. Neden hayatımı sonlardırayım ki? Dayanılır gibi değildi. Davamın doğruluğuna olan inancım beni ayakta tuttu. Davalarda hakime söyledim işkence yapıldığını, ilk okuldaki bir çocuk gibi susturdular beni. Dava ile ilgili değilmiş. Baskı altında alınan savunmanın da değeri yok muydu? Yokmuş meğerse onu da sonradan öğrendim. Kırkbeş günde, yani 19 Mart 80 ‘de idam kararı çıktı. Balistik inceleme yoktu, şahitler dinlenmedi, deliller yeterli değildi, henüz on yedi yaşındaydım. Beni idam edemezlerdi. Suçsuzdum. Ancak bunların hiç birini dinlemediler. Bir kez kafaya koymuşlardı. İmzalar toplandı, Avrupa ‘daki mahkemelere başvurulurdu. Ama Askeri Yargıtay önceden alınan son kararı vermişti. İdam gerçekleşecekti.
Daha güzel bir dünya istedim sizin gibi, mutlu olacağımız bir ülke diledim. Ama sadece pastanın mumlarını üflemekle dilekler gerçekleşmiyordu. Çabalamak lazımdı.
Marmaris ‘te yaşayan, sanatçılı ruhlu, natürmort tabloları ile bilinen yaşlı amca, o zamanlar gençti. Benim için “Asmayalım da besleyelim mi?” demişti. Evet, beslememek için, bir yıl daha beklememek için mahkeme kararı ile yaşımı büyüttüler. Bazen aklıma gelir, o amca neden natürmort yapıyor diye… Belki de gerçekten öldürdüklerini tekrar görebilecek, çizebilecek cesareti yoktur. Belki de insanları öldürmekten sıkılmıştır, biraz da doğanın ölüsü ile uğraşmak istemektedir. Her neyse…
13 Aralık 80 ‘de Ankara Merkezi Cezaevi ‘nde, sabah üstümü giymeme asker ağabey yardım etmek istedi. Kabul etmedim. Sonuçta elden ayaktan kesilmemiştim. Dar ağacına giderken ellerimdeki kelepçelerin olmamasını istedim, bu sefer onlar kabul etmediler. Son dileğimi sordular. İçimden daha güzel bir dünya diledim ama ölmeden önce son bir sigara da istiyordum. Dünyanın dileklerle güzelleşmediğini farketmiştim. Sigara istedim. Sonra aileme son bir mektup yazdım. Dik ve metanetli olmalarını, suçsuz olduğumu söyledim. Sonra dar ağacına yürüdüm. Ne ayakkabılarımı dert ediyordum, ne de halkların kardeşliğini düşünüyordum ağabeylerim gibi. Ne düşündüğüm de bana kalsın.
Balistik inceleme yoktu, şahitler dinlenmedi, deliller yeterli değildi, henüz on yedi yaşındaydım. Beni idam edemezlerdi. Suçsuzdum. Ancak bunların hiç birini dinlemediler. Bir kez kafaya koymuşlardı.
Yaşlı amca hiç vicdan azabı çekmedi. Haksızlık olmasın diye böyle yaptığını söyledi. Soldan bir, sağdan bir… Bu şekilde simetri de bozulmazmış hem. Grup Yorum, büyü de baban sana dedi; Aysel Gürel ise Son Bakış‘ı yazdı. Onu da Sezen Aksu söyledi. İdamımdan önce cezaevine gelip çektiği son fotoğraftaki bakışımdan etkilenmiş Aysel Abla. Bu iki şarkıyı da dinleyemedim ben.
Çocuklarım olsun istiyordum. Ellerinden tutup parklarda gezdirmek, derslerinde yardım etmek istiyordum. Hiç biri olmadı. Bizim yerimizi; çocuklarına olan sevgilerini yatlarla gösteren, vergileri sadece bir gün için değiştiren babalar aldı. Kimse buna gıkını çıkarmadı. Kimse meydanlara dökülmedi. Belki de o yaşlı amca bizleri çok korkutmuştu. Belki de biz sizi o kadar korkuttuk ki bir daha kimse bizim gibi olmak istemedi.
Ozan Yıldırım
ozan135[at]yahoo.com
65. Altın Küre Ödülleri Sahipleri
16 Ocak 2008, 13:07
Altmışbeşincisi dağıtılan Altın Küre Ödülleri sahiplerine kavuştu. Her senenin aksine bu sene tören yapılmadı, bunun sebebi de Hollywood Aktörler Birliği’nin Senaristlerin sürdürdüğü greve destek vermesi, bu arada grev hala devam ediyor. Ödülleri kazananlar şu ise şekilde açıklandı;
Sinema – Drama:
En iyi film: Atonement
En iyi yönetmen: Julian Schnabel, (The Diving Bell and the Butterfly)
En iyi kadın oyuncu: Julie Christie, (Away From Her)
En iyi erkek oyuncu: Daniel Day-Lewis, (There Will Be Blood)
En iyi yardımcı kadın oyuncu: Cate Blanchett, (I’m Not There)
En iyi yardımcı erkek oyuncu: Javier Bardem, (No Country for Old Men)
En iyi animasyon: Ratatouille
En iyi senaryo: Ethan Coen ve Joel Coen, (No Country for Old Men)
En iyi müzik: Dario Marianelli (Atonement)
En iyi şarkı: Guaranteed (Into the Wild)
Yabancı dilde en iyi film: The Diving Bell and the Butterfly (Fransa-ABD ortak yapımı)
Sinema – Müzikal veya Komedi:
En iyi film: Sweeney Todd
En iyi kadın oyuncu: Marion Cotillard, (La Vie En Rose)
En iyi erkek oyuncu: Johnny Depp, (Sweeney Todd)
Televizyon:
En iyi drama dizisi: Mad Men
En iyi kadın oyuncu: Glenn Close, (Damages)
En iyi erkek oyuncu: Jon Hamm, (Mad Men)
En iyi komedi veya müzikal dizisi: (Extras)
Komedi veya müzikal dizisi, en iyi kadın oyuncu: Tina Fey, (30 Rock)
Komedi veya müzikal dizisi, en iyi aktör: David Duchovny, (Californication)
En iyi mini dizi veya film: (Longford)
Minidizi veya film en iyi kadın oyuncu: Queen Latifah, (Life Support)
Minidizi veya film en iyi erkek oyuncu: Jim Broadbent, (Longford)
Minidizi veya film en iyi yardımcı kadın oyuncu: Samantha Morton, (Longford)
Minidizi veya film en iyi yardımcı erkek oyuncu: Jeremy Piven, (Entourage)
65. Altın Küre ödüllerinin detaylarını goldenglobes.org ‘dan öğrenebilirsiniz.





