Araf/Olmak ya da Olmamak

16 Ocak 2011, 01:42


Herkesin bildiği bir laftır “Olmak ya da olmamak. İşte bütün mesele bu!”. William Shakespeare bütün hayatı özetlemiştir aslında. Bir şey olmak zorundasın bu hayatta. En azından öğretilen bu. Öğrenci olup okumak zorundasın; adam akıllı bir mesleğin olup para kazanmak zorundasın; kadın olup anne olmak, adam olup baba olmak zorundasın; bu ülkede Türk olup, Müslüman olmak zorundasın! Uzar da gider…

İlla ki bir şey olacaksın. Kalıpların olacak, bir sıfatın. Bunu normal kabul ediyoruz, daha doğrusu “normal” diye bir şeyi kabulleniyoruz ve bu herkese empoze ediliyor. Çoğunluğun peşinden gitmeye çok yatkın insanoğlu. Birilerine hesap vermekten değil kendisine hesap vermekten çekiniyor çünkü. Hiç mi yok azınlıklar? Kalıplara restini çekip “Ben sizden değilim.” diyen. Elbette ki var. Sokağa çıkın ve gözlerin döndüğü noktaya bakın, fısıltılarla konuşan insanları dinleyin, gülüp dalga geçen insanların parmaklarının doğrultusuna gidin. İşte orada görürsünüz o azınlıktaki insanları. Azınlık olmak ya da olmamak; işte bütün mesele bu değil maalesef.

Araf, İslam inancında günahlarıyla sevapları eşit olan insanların öldükten sonra gittiği yer, ara yer.  Yaşarken Araf’a gitmek ya da sokulmak mı desem? Gitmek isterken durmak; söylemek isterken susmak; özgür olmak isterken bağlanacağın şeyler yaratmak; burjuvaların arasında halktan olmak; mutsuzların yanında mutlu, mutluların yanında mutsuz olmak; kalabalığın içinde yalnız, yalnızlığın içinde kalabalık olmak. Kalıplara sokulmaya karşıyken, bir kalıbın olmadığı için hüzünlenmek.

Ezgi Altınok



İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: