Aşk Üzerine

10 Ocak 2010, 18:47 | 927 kez okundu


aşk üzerineBaşlangıçta, bütün insanlar çift sırtlı, çift böğürlü, dört elli, dört bacaklı ve aynı başta zıt taraflara bakan iki suratlı, çift cinsiyetli canlılarmış. Bu çift cinsiyetliler öyle güçlü, öyle gururluymuşlar ki gökyüzünün, şimşek ve gök gürültüsünün efendisi, bereket ile özdeşleşen tanrıların kralı Zeus, egemenliği ziyan olmasın diye bu çift varlıkları erkek ve dişi olmak üzere ikiye ayırmak zorunda kalmış.

Çapkınlığı dillere destan olan, ölümlü ölümsüz her şeye âşık olabilen Zeus, böylelikle büyük büyük amcası, aşk, seks ve şehvet tanrısı Eros’un da desteğini yanına alarak kendine en büyük güzelliği yapmış.

Zeus’un insanları birbirinden ayırdığı o günden beri, her erkek ve kadın, öteki yarısıyla birleşebilmek için çabalayıp duruyor demek ki; hepimiz bizden ayrılan, kaçan diğer yanımızı bulmak, yakalamak için adını “aşk” koyduğumuz çılgın bir arzuyla yanıp tutuşuyoruz. Afrodit’in entrikalarına romantik yanılsamalarımızı ekleyip tanrının çöpçatanlık yaptığına inandırıyoruz kendimizi. Aşık olunan kişiden bağımsız aşık olma arzumuzla aşık oluyoruz.

Ne kadar çirkin, aptal ve sıkıcıysak, en az o kadar güzel, zeki ve esprili birine kendimizden kaçmak için aşık oluyoruz. Böylesi mükemmel bir yaratık bir gün bizi sevmeye kalktığında da o kişinin zevk yoksulu olduğunu düşünüp kendimizi hazmedemiyoruz. Ne de olsa “Kendini sahanda yumurta sanan adam sarısını ortalığa akıtır korkusuyla oturmayı reddeder”miş. Bu durumda aşkımız trajikleşiyor. Söylenen bütün “Seni seviyorum” cümlelerinin “Seni şimdi seviyorum” anlamında söylendiğinin gerçekliği ve aşkın ölümünün kaçınılmazlığı bir kez daha ispatlanmış oluyor.

Ne kadar çirkin, aptal ve sıkıcıysak, en az o kadar güzel, zeki ve esprili birine kendimizden kaçmak için aşık oluyoruz.

Hem zaten bütün eski sevgililer, bir zamanlar sürekli sandığımız duygunun hiç de sürekli olmadığının birer göstergesi değil midir?

Nasıl ki şarkı söyleyemediği için bir eşeğe öfkelenemiyorsak aynı şekilde bizi sevdi ya da sevmedi diye kimseyi suçlayamıyoruz. “Sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?

Şimdi sen yoksun, çektiğim acıları Genç Werther veya Madame Bovary ile özdeşleştirecek değilim. Hoş, insan ne kadar acı çekerse o kadar erdemli olurmuş ama şu an ne acıya ne de erdeme ihtiyacım var. Bu gidişle ancak ağırbaşlılıkta Ophelia ödülü sahibi olurum ben.

Oscar Wilde “Her aşık oluş, umudun kendini bilmişliğe karşı zaferidir.” demiş, vardır herhalde bir bildiği.

Benim hala zafer kazanma umudum var.

Not: Alain de Botton’un Aşk Üzerine isimli kitabından alıntılar yapılmıştır.

Ayşe Dilsad Çetin
aysedilsad[at]gmail.com



İlginizi çekebilecek yazılar:

Toplam 5 yorum yapılmış

  1. Bilgin Kılıç | 13 Ocak 2010, 00:25

    Aşk bu kadar güzel anlatılabilirdi…
    tebrikler.

  2. Ayşe Dilşad Çetin | 13 Ocak 2010, 21:48

    Teşekkürler Bilgin.

  3. Okan çetinkaya | 17 Ocak 2010, 12:02

    evt Ayşe abla yazın çok güzelmiş tebrikler

  4. Seval | 31 Ocak 2010, 13:39

    “Sen elma’yı seviyorsun diye,elmanın da seni sevmesi şart mı ?” herşeyi özetleyen belki de tek cümledir aşk üzerine söylenmiş….

  5. Feylesof | 10 Temmuz 2010, 20:36

    Biraz mitoloji biraz kelime oyunu, alsana aşk’ın tabiatı… Aşkdan dem vurmak, aşkı tarif edebilmek bu kadar da basit olmasa gerek… İçinde yalan yanlış tasavvufi bilgi doldurduktan sonra, eleştirilere savunma olarak da kendisine ”bu sadece fiksasyon” diyebilme cür’etini gösteren ismi ”AŞK” olan kitaplar yazmak da aşkdan haberdar olmak demek değildir..

Yorum yazın:

Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.