Çaya Üç Şeker
3 Ağustos 2011, 19:51
Şehrin bilip bilmediğim bütün sokaklarında seni aramak; ruhumu acıtırken
yine de içimi gıdıklayan bir şey itiraf etmeliyim.Yeniden kalbinin yakınımda
attığını bilmek; hem acı hem de tatlı. Beni ve şehri terkettiğinden bu yana onca
zaman geçmesine karşın üstelik.
Her köşeyi seninle karşılaşma heyecanı utarak dönmek, bildiğim sokaklarda
kaybolmak, geçtiğim yolları tekrar ve tekrar arşınlamak, nerdeyse her erkek
silüetini sana benzetmek sonra cesaret edip de yüzlerine bakabildiğimde sen
olmadıklarını anlamak,bir parça sevinmek buna ve çokça kahrolmak…
Mantığımın yönetiminden çıkmış ayaklarım yoruluverirse eğer tutup ‘senin
orada olabilme ihtimalinin olduğunu düşündüğüm bütün’ kafe yahut pastanelerden
birine gidiyorum şehre döndüğünden beri. Kimseye de bu denli çaresizliğe
büründüğümü göstermediğimden veya kimsenin böylesi deliliğe eşlik etmeye
gönüllü olmayacağını tahmin ettiğimden, belki dahası; birini dinleyip sohbet
edebilecek ne zihne ne de ruh haline sahip olduğumu bildiğimden yalnız
oturuyorum masalara. Ne kadar korkunç!
Orada olabilme ihtimalinin olduğunu varsaydığım pastanelerden birinde,koca
kalabalık içerisinde karşısında bir başka şıkırtıdan bile mahrum çay bardağım
ile oturmaktayım yine. Daha da utanç verici olan bundan yarım saat öncesinde
başka pastane-kafe karışımı bir yerde bulunmam, karnımın acıktığını öne
sürerek. Kendimi ya da garsonları kandırdığım bahaneyi geçersek gerçekte sırf
seni aradım orada da, burada olduğu gibi. Bulsaydım seni, bulabilseydim, doğru
tahmin yürütüp görebilseydim bir an için, ne olurdu bilmiyorum… Ne yapardım? Ne
düşünürdüm? Ne hissederdim?.Hiç bilmiyorum … Doğrusu bütün çabamın seni
bulmak olduğundan dahi emin değilim. Hele böyle en köşe masada yapayalnız
oturmuş herkes gülüp eğlenirken onlara katılmak yerine elimde kalem beni asla duymayacak olan sana hitap edip, seninle konuşur gibi yazmamın amacını hiç ama hiç bilmiyorum. Kendimi ben de anlamıyorum…Delilik! Ki buna emin olmama rağmen devam ettiriyorum…
Bunları bir yana bırakıp masamın evsafından söz edeyim sana. Buranın en
köşesi, hemen hemen herkesi görebildiğim camdan geçip gidenleri de kontrol
edebildiğim bir masa. Zaman zaman etrafımdaki insanları unutup kendi kendime
konuştuğumdan, içimden konuşurken garip surat ifadeleri takındığımdan mekana
hakim ama insanlara uzak bir köşe başkaları tarafından fark edilmek
için. Zihnimle konuşmaktan yorulduğumda, tıkanıp doğru kelimeleri aradığımda
yazmak için ise cam kenarı müthiş verimli oluyor… Dalıp gitmişim yine, bitmiş
çayımı tazelemeyi teklif eden garsonu görmüyorum bir an… Kısa süre sonra sıcacık
çayım geliyor 3 şekeri ile,teşekkür ediyorum…
Ahh! sen hiç bilmedin, anlatmaya fırsatım olmadı, evet çayı çok şekerli
içerim. Şekeri sevmemden çok bu benim çocuk aklıma yaptığım bir
gönderme. Anımsatma ya da çocukça bir oyun demeliyim. 4 yaşımdan tek hatırladığım çaya üç şeker atmasını istemekti annemden. Annem anlamaz nedenini, O zamanlar ailemizin üç kişilik olmasını hep sevmiştim, annem-babam ve tek çocukları ben. Her nedense özel hissederdim kendimi öyle. Çay; annem ve babamın içtiği büyüklere özgü benim anlamlandıramadığım bir içecekti. Ondan çay
istediğimde, şekeri ”bir anneme, bir babama, bir de bana” diye eklediğini
düşünürdüm. 3 sayısı değerliydi ve biz’di. Sonra yıllar geçti ve ailemize
kardeşlerim de katıldı. Üç’ün bir özelliği kalmadı… Sonra ne zaman ki seninle
tanıştık, ne zaman ki kendimi sana aşıkken buldum -çocuklaştığımı bilirsin
aşkla- Üç şeker ; ”bir sen, bir ben, bir de hayali yavrumuz ” için atılır
oldu. Bilmezsin, sonra ben ne zaman çaya üç şeker atsam hep mutlu bir anne gibi
gülümsedim o bardağa,”biz” olduğumuz zamanlarda…
Bugün olduğu gibi sonrasında ‘çaya üç şeker’ hep yüreğimi burktu…
”Benim olmayan sen, eli bağrında kalan ben, asla doğmayacak yavrumuz” çayda
eriyip gitti kendiliğinden. Doğrusu yoruldum artık bu benzetmelerden. Hava
giderek kararıyor, kalkmadan bir bildiğimi söyleyeyim; seni bulamayacağımı
biliyorum bir daha buralarda ve biliyorum, küçük bu şehir ama sen de bilirsin ki
olasılık hesaplarında hiç iyi olmadım ben. Haberin yok tabii zaten kaldım geçen
dönem aldığım İstatistik dersinden de. Hesap yapmakta hiç iyi olamadım, bilirsin
hesabı ödeyip gitmekte ise üstüme yok!
Damla Dilan ÜÇYOL
İlginizi çekebilecek yazılar:
Toplam 2 yorum yapılmış
Yorum yazın:


Yazan:




Tek kişilik hüznü çok güzel anlatmışsınız. Bu tip hüzünlerin zorluğunu ve ne kadar kişiye özgün yaşamak zorunda kalışını insanın, cidden çok güzel anlatmışsınız.
Çok teşekkür ederim,aynen,kocaman bi tek kişilik hüznün okunabilir halini oluşturmaya çalışmştım burda.İnsan,bir de dokunulabilir şeklini ekleyebilse keşke :)