Ayna
12 Ekim 2008, 15:56 | 334 kez okundu
Burası ıslak. Burası kuru. Bir kız çocuğunun gözünden burası kan, burası ar. Karşıma geçip sıyırırlar donlarını minicik oğlanlar.
En çirkin korku bu. Ananla babanın sevişmesini duymaktan korkmak gibi… Kimseye kolay söylenmez. İnsanlık suçlarını yazarlar ya o çok bilmişler, kâtiplerin gerilmiş derilerine, insanlık suçu değildir onların hiçbiri aslında. Suç ki, benim gördüğümdür. Kimsenin farkına varamadığı, hangi kapıyı kilitlerlerse kilitlesinler ve gözlenmediklerine ne denli emin de olsalar, araya perde koyamayacakları tek seyircileriyim ben. Ben Sır’ım. Camlara paklanır, kâinata ispiyonlarım günahları. Devirmeyin gözlerinizi, sizi de tanıyorum.
Yanlış zanlara kapılmayınız, bu “ayna ayna söyle bana”ya geçkin bir çakma gala değildir. Konumuz insanlık suçu, masal kahramanımız bir küçük kız çocuğu. Her sabah gitmeden okula, tokasını takarken, banyodan çıktığı vakit saçlarını tararken, gözleri kin, haset, nefret, hırs dolu bakar da bakar bu sırra. Veyahut öylesine takıldımı gözü benden yana, her deliğinden karalar dolar bu kerpiç eve. Çok bilmişler, yarattıkları ideal çizgide bunu bilmezler. İdealin vaadinde ne bu kız çocuğu vardır zira, ne de onun içine devriliverdiği aşağılık hissi. Bilmez o herifler, neler neler geçer o kız çocuğunun zihninden yatağa girip ateş kusan gözlerini her yumduğunda. Çocuk yüreği pırlanıp havalara yeltendiğinde içine dünya dolar onun – madde dolar; sonra ağırlaşır, susar, düşünür, kurar. Akla hayale gelmeyecek intikamlar yazar herkesten sakladığı defterine.
Konumuz insanlık suçu, masal kahramanımız bir küçük kız çocuğu.
Ben Sır’ım. Camların suratına tokatlanır, ayna olurum. İş tanımım; ki akisler vaat edip yeniden sunmaktır Yaratık’ı Yaratılan’a, tanrıyı ima eder bazı paçozlara. Oysa uykusuz bir mahkumum ben, işkencelerden halim kalmamış. Kanım çekilmiş en derinime, odaksızlıkla cezalanmışım. Bu kız çocuğu gidip geleli beri öte yanımla beri yanımı ayıran çizginin, gerçekliğini hiçbir zaman ayırt edemediğim tarafına, çömdüm kaldım ben kendi pisliğimin üstüne.
İnsanlık suçu bu. Ve ben insan bile değilim. Sayı saymayı bildiğimden filan da değil, tekrarlayarak öğrenmem. Bildiğim tek şey sadece tekrarlar ve akisler. Örgümde işte böyle tekrarlanarak büyüttüğüm felaketli bunca metanın yargısına, en nihayetinde bu kız çocuğunda ayıldığım da, salt salaklığıma delildir. Ben yapmışım bunu. Başka üç kız tarafından okulda mütemadiyen sıkıştırılıp makaraya alınır, çirkinliğinden başlayıp şişkoluğuna, kaşına gözüne esirgenen düzenden, safça gönlünün meyleylediği piç kurusuna, her dem dalga malzemesi edilir bu küçük kız çocuğu.
Ellerim yok benim. Çok fazla uzvun aksine sahip oldum da yaratılalı beri, hiçbiri de uzanamadı şerefsiz sınırımdan öteye. Ellerim yok–… Hoş böyle deyince de sanki parlamaktan başka da bir haltım varmış gibi geliyor kulağa. Yok.. ve de yok ellerim; lakin yakalamak lazım gelir bu kız çocuğunun, gözleri kanaya kanaya, zihninin sınırlarını yırtarak, çuldan çaputtan bir güzellik uğruna yarattığı kurguyu ve vurmak gerekir sizin varoş düzeninizin buyurduğu üzere ellerime kelepçeyi.
Her gece 5.51’de bir vapur kalkıyor artık ölüme, mütemadiyen 1 dakikalık gecikmeyle.
Bir insanlık suçu bu… gözyaşları ki kan, gözyaşları ar. Bu kız çocuğu karşıma geçip artık kendine sövüyor, söyleniyor ve kendiyle dalga geçiyor, gözleriyle inceltip saydam kıldığı “kendilik kapısı”nı araladığından beri. Ben neler neler yapmışım yıllar yılı… Vuramazsınız ellerime kelepçeyi, ellerim yok benim. Hâlbuki yaratılalı beri ne de çok uzva sahiplik ettim. Yoktu aslında onların hiçbiri, ve de yok ellerim. Cezamı kesin şimdi benim. Emirler uçurun okyanus aşırı ve toplatın beni ya da bekleyip sırtımı çevirin bir ağlama nöbeti sonrası. Ne olur ya bıraksanız da çıplak kalsa duvarlar? Duvarın peşinde yokluk vadeden dimdik sırtına tahammül ediverin varsın.
Bu kız çocuğu… Her gece 3’te gider Kadıköy iskelesine. Zulasında taşıdığı koca taşı çıkarıp bağlar bileğine. Hep en erken gider, hep en hazır gider o. Kadıköy iskelesinden her gece 5.50’de bir vapur kalkar ölüme. Bir aydır ki gecikiyor varacağı yere. Son bir yolcu kız, cebinden bir ayna çıkarıp yüzüne bakıyor da bakıyor, hep cayıyor en sonunda binmekten. Sanki kavga ediyor aynayla, sonunda kanmadan uydurduğu her akise, kurtarıyor paçasını. Ölümü, ölüleri geciktiriyor ama; çok ayıp ediyor, bilmiyor. Her gece birer dakika birer dakika topladığı ölümünü sokuşturuyor zulasından içeri yeniden. Ertesi gün yeniden gelmek üzere, yürüyüp gidiyor. Nasılsa bunu bir tek kaptan biliyor.
Kadıköy iskelesinden her gece 5.51’de bir vapur kalkıyor artık ölüme, mütemadiyen 1 dakikalık gecikmeyle. Hadi bir emir uçurun, toplatın tüm aynaları, sır’ları, geceleri, gündüzü ve akisleri. Tutuklayın; bu bir insanlık suçu…
Erdem Canik
erdemcanik[at]gmail.com
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:
Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.

Yazan:



