Cerrah’ın Dediği
10 Aralık 2008, 17:55 | 278 kez okundu
Geçenlerde, görüntüleri izleyen herkesi öfkeden kudurtan ama pekçoğumuzu da şaşırtmayan, polis kılıklı birkaç kişinin Avcılar’da bir eğlence mekanını basıp genç bir kadını saçlarından sürükleye sürükleye dışarıda bekleyen otomobile bindirdikten sonra rahatça oradan uzaklaşmaları şeklinde özetlenebilecek olay bu yıl içinde sıkça konuşulan ”polis terörü” dosyasına eklenen son sayfaydı. Bu adamların kolektif bilinçaltımızdaki polis algısını bu kadar iyi okuyup planlarını hiç sorun yaşamadan uygulayabilmelerine şaşıramadan, çok değerli büyüğümüz ! İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın dinleyende ”efendim !?” etkisi yaratan sözleri geldi. Polise boş bulunup kimlik sorma hatasına düşenlerin başlarına gelenler hafızalarda daha taptazeyken Cerrah’ın pişkinliğiydi asıl öfkelenilmesi gereken. Öyle ya, ”polise kimlik sorun” derken bizimle dlga geçiyor olmalıydı. Sadece bu yıl polisin öznesi olduğu, ölümle sonuçlanan ve bir şekilde üstü örtülen 30′u aşkın olaydaki birbirlerini koruma adına ”onurlu” davranışlarına tanık olduğumuz polislerin müdürü olarak elbette ki ondan sağlam bir özeleştiri beklemiyorduk. Ama bu kadarını da. Aslında Avcılar’daki bu olayın demokratikleşmesinden umudu süresiz kestiğimiz ülkemizin güncel ve daimi birkaç sorununu yansıttığını söyleyebiliriz. Olay, kadınlara yönelik şiddet ve bunun kanıksanması açısından da tartışılabilir, toplumun ”bana dokunmayan yılan bin yaşasın”ın hakkını veren kayıtsızlığı açısından da. Ama; daha korkuncu başta da söylediğim gibi insanlardaki polis algısı. İnsanlar polislerden korkar oldular. Zateb bir Türkün her türlü otoriteye saygılı olması için (çevirisi: boyun eğmesi, çekinmesi, korkması) maruz bırakıldığı ”eğitim” yolculuğu ilkokuldan başlar. Bunun etkilerini hep hissederiz de, ben hayatım boyunca polislerden bu kadar çok korkulduğu bir dönem daha hatırlamıyorum.
Son birkaç yılda polislerin yaş ortalamasının hayli düşmesi de dikkatinizi çekmiştir mutlaka. Etrafta çocuk yüzlü polisler görüyoruz. Ne var bunda denilebilir ama işin aslı öyle değil. Hayatı boyunca bir şey yapamamış, kendini ifade edememiş, yakınlarından ya da aynada kendisinden sürekli hiçbir bok olamayacağını dinlemiş, kendine güvensiz, aidiyet sorunu yaşayan öfkeli gençler polis olduklarında kendilerine verilen bu gücü Alman filmi ”DENEY” deki gardiyanlar gibi yorumlayabiliyorlar. birkaç yıl önce YÖK’ü protesto gününde ortalık biraz durulduktan sonra gövde gösterisi yaparcasına caddeleri arşınlayan, öğrenci avına çıkmış yüzlerce kişilik bir polis grubunun içinden çok genç bir polisin elindeki copu diğer avuç içine vurarak sırıtmış bir şekilde, kampüs girişinde onları izleyen bir grup üniversiteliye ‘’sizin de aranızda o..çocuğu var mı, ha!” dediğine de, kendisine tedavi ücretini ne zaman ödeyeceğini soran diş doktoruna ”ben üç ay sonra polis oluyorum” yollu tehdit mesajı verene de bizzat tanık oldum. Ağaç yaşken eğilir ama bir Türk her yaşta eğilebilir. Hakim ideolojinin kalelerinden birine girdiğinde birisinin, yaşı ne olursa olsun ait olma duygusuyla ve de omurgasızlığıyla kolayca değişebilmesiyle açıklanabilir pekala polislerdeki (özellikle genç polislerdeki) üniversiteli düşmanlığı. Polislerimizin çoğu ilkokul kitaplarındaki o güzel insanlar değiller maalesef.
Dışarıdaki hayat günden güne faşizme koşadursun Cerrah’ın ”kimlik sorun” önerisini dinleyen 41 yaşındaki Mustafa Akdoğan adlı vatandaş da gerekli hoşgörüyü polisimizden fazlasıyla gördü. Burnu ve kafatası çatlayan, kırılan çenesinden ameliyat olan Akdoğan üç hafta konuşamayacak ve bu süre içinde serumla beslenecek..
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:
Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.

Yazan:



